Savaş ve Barış

 

FUAT AKYÜREK

Barış özlemi, yaklaşık 8 milyarlık dünya nüfusunun içinde bir avuç kalan sömürücü egemen sınıflar dışındaki tüm insanlığın ortak özlemi durumundadır. İnsan oğlu hepsavaşsız, sömürüsüz bir dünyanınözlemini kurdu. Ne var ki sınıfların ve sömürünün ortaya çıktığı tarihten bu yana savaşlar hiç eksik olmadı. Köleci ve feodal toplumlarda daha geniş toprakları fethetmek, zenginliklere el koymak, başka halklar üzerinde egemenlik kurmak için krallar, imparatorlar büyük seferlere çıktılar, bitip tükenmek bilmeyen çatışmalara girdiler.

Kapitalist sistem ve özellikle onun emperyalist aşaması savaşların boyutlarını ve yıkıcılığını olağanüstü boyutlara çıkardı. Savaşlar artık sadece yerel ve bölgesel düzeylerde cereyan etmedi, dünya ölçüsünde ve çok yıkıcı silahlarla yapılır oldu. I. dünya ve II. Dünya savaşları peş peşe patladı. II. Dünya savaşı emperyalist ve faşist saldırganlığın ürünü olarak patladı. Hitlerci faşist ordular sonraki hedefleri SSCB’ye sosyalizmi yıkmak, oradaki zenginliklere el koymak için 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırdılar.Hitlerci saldırganlık diğer demokratik ülkeleri başta reddettikleriSovyetlerle ittifak politikasını kabul etmeye zorladı.

Hitlerci faşist ordular en başta Sovyet halklarının kahramanca mücadelesi ve direnişi ile püskürtüldüler ve bozguna uğratıldılar. Savaştan bir süre sonra sosyalist ülkeler ve ilerici insanlık 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kutlamaya başladılar.Bugün sosyalist bir sistem yok ve emperyalizm tüm zincirlerinden kurtulmuş durumda. Dünyada savaşlar ve çatışmalar devam ediyor, gerginlik ve çatışma noktaları artıyor, ülkeler arasında sıcak çatışmalar gündeme geliyor. Son olarak Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ile başlayan çatışma, emperyalist dünyada kamplaşmayı hızlandıran, silahlanmayı artıran bir rol oynadı.

Dünya geneline bakıldığında geçen yıl 150 binden fazla insan çatışmalar nedeniyle yaşamlarını kaybetti, 20 milyondan fazla insan da evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Stockholm Uluslararası Barış AraştırmalarıEnstitüsü SIPRI’ninaraştırmasınagöre, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin silahlanmada başı çeken ülkeler durumunda. 2021 dünya silah satışının miktarı 112 milyar Doları buluyor. Ancak tümdünyada silahlanmaya harcanan para 2 trilyon 113 milyar dolar oldu. Silahlanmaya örneğin sadece ABD 738 milyar Dolar harcarken, Çin 193, Rusya ise 60 milyar Dolar harcadı. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa Çin ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu 5 ülkedünya silah satışlarınınyüzde 77’ini yapıyor.

Hatırlanacağı gibi NATO toplantılarında Rusya “yakın tehlike” Çin’de stratejik olarak izole edilmesi gereken düşman ülke olarak tespit edilmişti. ABD emperyalizmi Rusya ve Çin’i kuşatma, onları güçsüzleştirme politikasını saldırgan bir biçimde sürdürüyor. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi’ninTaiwan’ı ziyareti yeni kışkırtma ve tırmanışı beraberinde getirdi. ABD donanması ilk kez Taiwan boğazına girdi ve Çin’e karşı gövde gösterisi yaptı. Çin ise attığı adımlarla, yaptığı açıklamalarla bu duruma sessiz kalmayacağını açıkça gösterdi.Bugün dünyada emperyalist büyük güçler arasındaki gerginliklerin her geçen gün daha fazla tırmandığı bir atmosfer var.

Gerginlik ve çatışma noktaları elbette buralardan ibaret değil. Orta doğu çatışma ve gerginliklerin hiç eksik olmadığı bir coğrafya. Suriye ve Irak emperyalist devletlerin, İran ve Türkiye gibi gerici bölge devletlerinin dış müdahaleleri ile sürekli bir çatışma alanı durumunda. Keza Afrika bölgesel ve iç çatışmaların yaygın olarak yaşandığı bir kıta durumunda. Bu kıtada örneğin Fransa gibi eski sömürgeci ve emperyalist ülkeler durumlarını korumaya çalışırken, Çin, Rusya vb. ülkeler yeni mevziler kazanıyorlar.

Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında uluslararası işçi sınıfı ve dünya halklarının barışı kazanma mücadelesinin ne kadar önemli olduğu kendiliğinden anlaşılır oluyor. Ancak kapitalist emperyalist sistemin egemen olduğu günümüz dünyasında barış ancak iki savaş arasındaki mola dönemi olarak yaşanabiliyor. Güç ve egemenlik mücadelesi tüm şiddetiyle sürüyor ve emperyalist büyük devletler enerji ve ham madde kaynaklarına ulaşmak, onları tekellerine almak, daha geniş pazarlara egemen olmak için birbirlerine karşı kıyasıya bir mücadele veriyorlar. Gerçekler açıkça işaret ediyor ki; barış mücadelesi emperyalizme ve tekellere karşı bir mücadele olarak gelişmek durumundadır. Kapitalizmin, emek sömürüsüne dayanan özel mülkiyet sisteminin egemen olduğu koşullarda kalıcı bir barış kurmak olanaksızdır.

Evet insanlığın ezici bir çoğunluğunun özlemi savaşsız, sömürüsüz bir dünyada yaşamaktır. Ancak böyle bir dünya sömürüye, kapitalist emperyalist egemenliğe karşı mücadele edilmeden kurulamıyor. Tüm dünyada emperyalistler ve gericiler arasında tırmanan gerginlik ve çelişkiler, bazı çevrelerde mücadele eden bu güçler arasında birini diğerine tercih etmek biçimindeki eğilimleri de besliyor ve güçlendiriyor. Bu büyük bir yanılgıdır. Sömürü ve bağımlılığı ortadan kaldırmak için emperyalistler arasındaki çelişki ve çatışmalardan yararlanmak olanaklıyken, bunlardan birine yamanmak ise yeni köleliklerin yolunu açmak anlamına gelmektedir. Kuşkusuz uluslararası işçi sınıfı ve dünyanın emekçi halkları mücadeleye atıldıklarında olumlu tarihsel tecrübeleri hatırlayacaklar, kendi kaderlerini kendi ellerine almanın yolunu mutlaka bulacaklardır.