| Kültür

Samos,The Faces Of Our Border (Samos, Sınırımızın Yüzleri)

 

Filmin Künyesi:

 

Yönetmen         :           Shams Abou El Enein

Orijinal Adı        :           Samos, The Faces Of Our Border (Samos, Sınırımızın Yüzleri)

Yapımcı ülke     :           İsviçre

Yapım Yılı         :           2019

Süre                 :           01:18

Tür                    :           Belgesel Film

 

Samos harika ama kesinlikle tüyler ürpertici, amansız ve titiz bir belgesel film. İnsanlığı sorgulayan, günlük bir dramın gözler önüne serildiği, vurucu, trajik ve ibretlik bir belgesel film.

Yönetmen Shams Abou El Enein, olayların gerçekleştiği, “Batı’nın gözünden uzak”,  bir yer olan Samos’ta birkaç hafta geçirmiş.Tüm görüşmeler Haziran 2019’da, göçmenlerin Schengen bölgesine geçmeyi deneyebilecekleri beş Yunan adasından biri olan Samos adasında yapılmış. Göçmenler burada, kanalizasyonun doğrudan bağlı olduğu bir pis su deresinin yanında bulunan boş çadırlarda, çöplerin, farelerin ve yılanların ortasında, yer sayısının 600 olduğu ancak 6.000 kişinin tıka basa istiflendiği bir yerde uyuyarak ortalama beş ay ile iki yıl geçiriyorlar. Komşu ülkelerin durumu ile karşılaştırıldığında Yunanistan’ın gerçekten Schengen’in bir parçası olup olmadığını sorgulatan bir manzara gözler önüne seriliyor. Bu nedenle, insan çöplüğü haline gelen bu cennet gibi yerleri, silahlı askerlerin pasaport talepleri, uygulanan şiddet ve alaycı sorular eşliğinde bir açık hava hapishanesine dönüştüren, anlaşılmaz, aşılması zor,  göçmenlerin tamamen izole edildiği kapalı bir sınır var.

Film, halkı hümanist veya politik argümanlarla ikna etmeye çalışmadığı, zihniyetleri veya görüşleri doğrudan değiştirmeye çalışmadığı için özgün bir belgeseldir. Üstelik buna ihtiyacı da yok, çünkü görüntüler, tanıklıklar, üzüntü çığlıkları ve yaşanmış deneyime dayalı yansımalar yeterince anlam yüklüdür. Yönetmen çeşitli ve birçok kişiyi kamera karşısına geçiriyor: elbette göçmenler, ama aynı zamanda gönüllüler, adanın sakinleri, kamp yönetiminde çalışanlar, sınır muhafızları, gazeteciler, bir papaz veya resmi insani yardım görevlileri vs.Film insanların kendilerine diğer soruların yanında şu soruyu sormalarını sağlıyor. Eğer bu insanlar göç yollarında birkaç hafta boyunca her saniye hayatlarını riske atıyorlarsa, anne babalarını ve çocuklarını denizin diğer tarafında bırakıyorlarsa, bunun güçlü bir nedeni olamaz mı? Sadece,basitçe hayati bir sebep mi? Gönüllülerden biri, Sudan veya Suriye gibi ülkelerden gelerek, bazen birkaç yıl çöp yığınında yaşadıkları Yunanistan’da olmanın bu ülkelerde olmaktan daha iyi olduğunu söyleyen gözlemcilerin yorumlarını duymaktan derin bir acı duyduğunu söylüyor. Bir hemşire, ülkelerinde yaşanan akıl almaz şiddetin ardından travma sonrası şokta olan ve kendilerini Samos’ta daha da kötü sağlık koşullarında bulan insanları nasıl kurtardığını anlatıyor. Başka bir konuşmacı, yasaya göre sığınmacılar yasa dışı olmadığı için yasa dışı göçten söz edilemeyeceğini hatırlatıyor. Ancak, suçlulardan daha kötü muamele görüyorlar diye ekliyor.Elbette bu insanlık dışı felaketten özellikle sorumlu olan, belirsiz ve hepsinden önemlisi bazen ülkelere göre farklılık gösteren (Avrupa ile Türkiye arasında 3 milyar dolara mal olan “göçmen geri kabul” anlaşmalarıyla) Avrupa’nıngöç ve göçmen politikasıdır. Göç krizini rakamlar ve grafiklerle analiz eden Avrupalı burjuva politikacılar, istatistiklerin arkasına gizlemeye çalıştıkları erkek, kadın ve çocukların hayatları ve gelecekleri olduğunu basitçe görmezden geliyorlar.

İnsanlık dışıçalışma koşulları ya da sefalet içinde yaşayan göçmenlerin sırtından beslenerek şişmanlamış kaçakçı mafyasından kişiler de belgeselde yer alıyor. Filmde, sıcak su ve içme suyu olmayan kamp koşullarında, yetersiz beslenen birçok çocuğun varlığının yanı sıra, psikolojik sıkıntılara, hastalıklara, kamp içinde ve özellikle kadınların maruz kaldığı saldırılara da vurgu yapılıyor. Tıbbi personel veya çeşitli kitle örgütlerinden emekçiler tarafından anlatılan bazı özel vakalar, umudu ve mücadeleyi besliyor. Özellikle bir Fransız hemşire ya da tıp öğrencisi genç İsviçreli kadın gibi, kendilerini bu cehennemde faydalı kılan tüm insanların insanlığının ve cesaretinin vurgulanması, bir gün mutlaka insanlık mücadelesinin zaferle sonuçlanacağını müjdeler nitelikte. Film, özellikle Batı’nın bu dehşet ortamındaki sorumluluğunu amansız ama bir o kadar da adil bir şekilde analiz ediyor. En azından, bazen bazı sahneleri izlemek zor olsa da, filmi sonuna kadar görmek için beklemek gerektiği söylenebilir. Film sonuna kadar izlenmelidir, çünkü tüm insanların, tüm Avrupalı ​​politikacıların, geçmişleri ne olursa olsun görmesi, faydalanması gereken, gelecekte ülkelerin göç ve göçmen politikalarını oluştururken onlara ışık tutacak, oldukça basit bir belgedir. Göçmenlerle ilgili, duyulduğunda, okunduğunda, izlendiğinde bazen sadece şüpheyle yaklaşılan bu şaşırtıcı gerçeklere karşı, kapalı olan gözleri açmak, zihinleri berraklaştırmak için mutlaka sonuna kadar izlenmelidir. Çünkü gerçekten de sözde medeni dünyada, en temel İnsanlık kavramının yalnızca zihnin bir görünümü olduğu yerleri hatırlamak, hatırlatmak ve göstermek gerekiyor. (Arkadaş)