Davos’ta,“küreselleşme rüzgârı tersine esti”

 

 

 

Metin Alan

Her yıl Ocak ayında yapılan ve pandemi nedeniyle iki yıldır ertelenen Dünya Ekonomik Forumu (WEF) toplantısı 22 Mayıs ila 26 Mayıs tarihleri arasında İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirildi. Ancak gelecek yıl, WEF, elbette bir pandemi veya diğer öngörülemeyen olaylar baş göstermezse, her zamanki gibi 15 ila 20 Ocak 2023 tarihleri arasında gerçekleşecek.İsviçre Silahlı Kuvvetleri, zirvenin güvenliğini sağlamak için 3.750 asker konuşlandırdı. Bu hafta boyunca yedi hava sahası ihlali bildirildi, ancak büyük bir güvenlik olayı meydana gelmedi.

WEF Başkanı Borge Brende, zirve öncesi düzenlediği basın toplantısında, “Bu yıllık toplantı, on yıllardır en karmaşık jeopolitik ve jeoekonomik durumda” gerçekleşiyor, “etki ve sonuçlara daha fazla odaklanmamız gerekiyor” demişti. WEF toplantısı da buna uygun olarak bu yıl, “Dönüm noktasındaki tarih: Hükümet politikaları ve iş dünyası stratejileri” başlığı altında gerçekleştirildi.

Ukrayna’daki savaş WEF’inana teması oldu. Ancak dünya çapındaki diğer krizler, pandemi ile insan kaynaklı iklim değişikliği, savaşın tedarik zincirleri üzerindeki etkisi, enerji arzı ve gıda güvenliği gibi konular da “temel sorunlar” arasında yer aldı.

WEF-2022’ye Rusya’dan hiçbir katılımcı davet edilmezken, Çin ise pandemi nedeniyle heyet göndermedi. Sadece iklim değişikliği elçisi XieZhenhua katıldı. ABD de, yalnızca iklim değişikliği konusundaki özel danışman John Kerry ile eski başkan yardımcısı ve çevreci Al Gore tarafından temsil edildi.

 

Zenginlerle Yoksullar arasındaki makas açılıyor

Dünyanın birden fazla krizle sarsıldığı inkâr edilemez. Ancak herkesin bu krizlerden aynı şekilde etkilenmediği de inkâr edilemez. Uluslararası Para Fonu başkanı KristalinaGeorgieva Davos’taki bir panelde yaptığı konuşmada, “Sorunlarla başa çıkma gücüne sahip olanlar ile olmayanlar arasında büyüyen bir ayrılık var” dedi.

Bu ayrılık Davos’ta da kendini gösterdi. Dünya’nın bir dönüm noktasında olduğu teması üzerine yapılan tüm konuşmalara rağmen WEF, patronların ve siyasi yöneticilerin hepsi için rutin iş görüşmelerinin ve kârlı anlaşmaların yapıldığı öncelikli toplantılarla sona erdi. Çok az şirket patronu, dünyanın durumunu iyileştirme konusunda büyük, şatafatlı vaatlerle medyanın ilgisini çekmeye çalıştı. Bunlardan bazıları alçakgönüllülükle edilmiş laflardanibaretti. Tabii ki burjuvazi açısından, şirket kârları hızla yükselirken alçakgönüllülüklebile olsa, eşitsizlikle mücadele etmekten veya gıda krizini çözmekten bahsetmek çok zor. Ama patronlar için, Dünya’daki krizlerden beslenerek günbegün servetlerini katlarken ve tehlikeye girecek daha az şeyleri varken sorunların çözümü hakkında konuşmak kolay değil!

ABD ve AB ülkelerinin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline tepkisi genel anlamda ekonomik olarak savaş açmak oldu, ancak tüm şirketlerin patronları,tepkilerini daha fazla kâr elde etme kriterine göre göstermeye devam ediyorlar. Buna göre Rusya’da kalıp kalmama sorunu  siyasi yetkililerden ziyadeher şirketin kaprislerine kalmış gibi görünüyor.Bir hükümet yetkilisinin söylediği gibi, “Rusya’da kalıp kalmama konusunda tavsiye vermiyoruz. Şirketlerin kendi başlarına alacakları ticari bir karardır”.

Dünya’daki krizlerle mücadele diye bir derdi olmayan patronlar açısından, dünyayı kurtarmaya dair hamasetle nutuklar atmak, yüksek perdeden fantastik sözler vermek ve vaatlerde bulunmak daha kolaydır.

Dört gün süren etkinlik boyunca iklim değişikliğine ilişkin panellerde, Ukrayna’daki savaşla ilgili söyleşilerde ve tabiri caizse kuş sütünün bile eksik olmadığı gösterişli büfe masalarında, gıda kıtlığı üzerine yapılan sohbetlerde patronları motive eden yegâne sihirli kelime “kâr” kelimesi oldu.

 

İşte şaşırtıcı rakamlar ve gerçekler

1- DTÖ Genel Sekreteri NgoziOkonjo-Iweala, dünyanın bugün karşı karşıya olduğu birçok krizi ele almanın bir yolunun serbest ticaret olduğunu söyleyerek dünyanın korumacılığa kaymasına karşı uyardı. “Şu anda gıda ihracatında düzinelerce kısıtlamaya ve hatta doğrudan yasaklara sahip yaklaşık 22 ülke var. DTÖ’de 164 ülke var ve bu ülke sayısı henüz panik sebebi değil ama yine de… Bu rakamı mümkün olduğu kadar düşük tutmaya çalışıyoruz” dedi.

Ana önceliklerinin, liman altyapısının tahrip olması ve Karadeniz limanlarının Rus filosu tarafından abluka altına alınması nedeniyle Ukrayna’da sıkışan 25 milyon ton tahılı dünya pazarına getirmenin bir yolunu bulmak olduğunun altını çizdi. Dünya Gıda Programı WFP İcra Direktörü David Beasley, bunu “küresel gıda güvenliğine karşı savaş ilanı” olarak adlandırdı. Ukrayna Dışişleri Bakanı DmytroKuleba, güvenlik sorununun çözülmesi koşuluyla, ülkesinin Odessa limanında gemilerin dünya pazarına tahıl ulaştırabilmesi için güvenli koridorlar oluşturulmasına yardım etmeye hazır olduğunu söyledi.

Aynı zamanda, Ukrayna tarafı, sahilin hala boş olan kısımlarına amfibi bir saldırı düzenlemek için güvenli koridorların Rusya tarafından kullanılabileceğine dair endişelerini dile getirdi. “Bu sadece Ukrayna için değil, aynı zamanda gemileri bu projeye dahil olabilecek nakliye şirketleri için de bir sorun çünkü kimse gemilerinin denizden Odessa’yagiderken bir Rus saldırısının kurbanı olmasını istemiyor” diye ekledi.

2- Düşük gelirli ülkelerde, insanların yalnızca %16,2’si en az bir doz Covid-19 aşısı almıştır. Öte yandan Dünya ülkelerine aşı tedarikindeki eşitsizlik ve Ukrayna’ya karşı savaş, WEF’in ana konularından bir oldu.İngiliz bir bankacı ve AIDS, Tüberküloz ve Sıtma ile savaşmak için Küresel Fonun icra direktörü olanPeter AlexanderSands, “Salgın bitmiş gibi görünüyor” dedi. Sadece hastalıkları yenmek için değil, aynı zamanda yeni patojenlerin ortaya çıkmasını önlemek için sağlık hizmetlerine daha fazla yatırım yapılması çağrısında bulundu. “Başka bir sorun, neyin pandeminin başlangıcı olarak kabul edildiğine ve sonunun ne olduğuna kimin karar verdiğidir. HIV son pandemiydi, ancak bundan artık bir pandemi olarak bahsetmiyoruz. Tüberküloz, bulaşıcı hastalıklar sebebiyle ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir. Ancak HIV ve Tüberküloz için‘pandemi’ demememizin nedeni, zengin ülkelerdeki insanlar için artık pek bir tehdit oluşturmamaları” diye vurguladı.

3- İş dünyasının patronlarının yalnızca %15’i, şirketlerinin iş stratejilerinde sürdürülebilirliği bir öncelik olarak görüyor. 23 Mayıs 2022 günü Davos’taki SwitzerlandHouse’da, çok çeşitli sektörlerden 20’den fazla şirketin başkanları ve CEO’ları, sürdürülebilirliği, performansın yanı sıra kârlılığın da önemli bir anahtarı haline getirmeye kararlı olduklarını açıkladılar. Sürdürülebilir yatırımı teşvik eden 120’den fazla İsviçre emeklilik fonundan oluşan bir dernek olan EthosStiftung’un başkanı BethKrasna, “Şirket yönetim kurullarının uzun vadeli olduğu kadar kısa vadeli de düşünmesi gerekiyor” dedi.

İsviçreli çikolata şirketi Villars’ın CEO’su Stephan Buchser, basına verdiği demeçte, “Sonunda girişimlerimizi karşılaştırabilmek ve saatleri senkronize edebilmek, bizi doğru yola sokmak için büyük bir yardımdır. Bu yüzden ben de bu girişime katıldım. Dört yıl önce, kakaomuzun ancak %10’u sürdürülebilir kaynaklardan geliyordu. Bugün bu rakamı %60’a çıkardık” dedi.

4- 2021’den bu yana küresel sera gazı emisyonları %6 artarken, yakıt olarak kömür kullanımı %9 arttı. ABD Başkanlık İklim Elçisi John Kerry’nin, “Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak istiyorsak, en azından önümüzdeki sekiz yıl içinde ekonomik sistemimizi kökten değiştirmeli ve fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı azaltmalıyız” dedi.Ekvadorlu yerli hakları savunucusu Nina Gualinga da patronları fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çağırdı. Ona göre, Davos’taki tartışmalar hala esas olarak çevreyi korumanın yollarını geliştirmeye değil, küresel GSYİH’nın nasıl artırılacağına odaklanıyor.

5- Oxfam, Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısına küresel krizlerden çıkar sağlayanlar hakkında bir rapor sundu. Oxfam hesaplamalarına göre, dünyanın en zenginleri pandeminin başlangıcından bu yana daha da zenginleşti. Milyarderlerin serveti yüzde 42 arttı. Oxfam, artan eşitsizlik nedeniyle şirketler ve çok yüksek varlıklılar için daha fazla vergilendirme çağrısında bulundu. Sosyal eşitsizlik danışmanı Manuel Schmitt, “Milyonlarca insan öğün atlarken, sobayı kapatırken, faturalarını ödeyemezken ve hayatta kalmak için bundan sonra ne yapacağını düşünürken, şirketlerin ve onların arkasındaki milyarderlerin rekor karlar elde etmesi kabul edilemez” sözleriyle isyan ederek “Gözümüzün önünde parçalanan bir dünyada milyarder olmanın ne anlamı var?” dedi.

Oxfam’a göre, korona salgını ile artan enerji ve gıda fiyatları yoksulluğu ve sosyal eşitsizliği daha da körükledi. Milyarderlerin sayısı 2020’den bu yana 570’den fazla artarak 2.668’e yükseldi. İlaç şirketleri tek başına aşılarla saniyede bin doların üzerinde kar elde ediyorlar. Üretim maliyetinin 24 katı fiyat belirliyorlar. Artan eşitsizlik ve yükselen gıda fiyatları nedeniyle yaklaşık 260 milyon insan yoksulluğa sürüklenme riskiyle karşı karşıya. 1990’dan bu yana gıda fiyatlarında en büyük sıçrama yaşandı.

Ülkeler arasındaki eşitsizlik de derinleşiyor. Geri kalmış ülkelerin önemli bir bölümü yakında borçlarını ödeyemeyecek. Schmitt, “Şu anda düşük gelirli ülkeler borç yükü altında boğuluyor, eşitsizlik ve yoksulluk dünya çapında patlıyor” dedi.

6- İsviçre ulaşım şirketi Kühne + Nagel International AG’nin CEO’su Stefan Paul’ün görüşüne göre, tedarik zinciri kesintileri, en azından 2023’ün ortalarına kadar ana lojistik zorluklardan biri olmaya devam edecek. Ona göre, artık malların yaklaşık %30’u zamanında teslim ediliyor ve %70’i ya gecikiyor ya da hiç teslim edilmiyor. Nakliye fiyatları hızla arttığı için özellikle küçük şirketler zor durumda.

Stefan Paul,“Asya’dan İsviçre’ye 20 fitlik bir konteyner göndermenin maliyeti (yaklaşık 2 ton ağırlığında, toplam boyutları: uzunluk – 6.06 metre, genişlik – 2.44 metre, yükseklik – 2.60 metre) pandemiden önce 2.000 ila 4.000 dolar arasındaydı. Bugün aynı konteyneri göndermek yaklaşık 50.000 dolar tutuyor” sözleriyle akıllara durgunluk veren bir rakam verdi. Stefan Paul, tarifelerin hiçbir zaman pandemi öncesi seviyelere dönmesini beklemiyor. Tedarik zincirlerini eski haline getirmek, yalnızca Çin’deki kilitlenmeler sona erdiğinde, ABD Batı Kıyısı’ndaki limanlar kapatıldığında ve kamyon sürücüleri işe döndüğünde gerçekleşecek diyor.

 

Küreselleşmeye karşı eleştiriler giderek artıyor

Hatırlanırsa burjuvazi 90’lı yıllardan beri ideolojik bir saldırı eşliğinde, “küreselleşme” ile kapitalizmin barışçıl bir döneme girdiği, ulus devletlerin anlamsızlaştığı, dünya devletine doğru gidildiği, demokrasinin ve evrensel insan haklarının egemen olacağı, herkesin refaha kavuşacağını propaganda ediyordu. Üretimin daha da uluslararasılaşması, mali sermaye ve çok uluslu dev tekellerin sınır tanımaz faaliyetleri, dünyanın en ücra köşelerine hükmetmesi, bu propagandaya ayrıca güç veriyordu.

WEF’invurgu yaptığı karmaşık ‘jeopolitik ve jeoekonomik’ durumlardan dolayı,artık küresel siyasi tablo çok hızlı değişiyor. Emperyalistblokların birbirleriyle kıyasıya rekabet ettiği tamamen farklı bir dünyada yaşıyoruz. Bunun yalnızca uluslararası politika ve küresel ekonomi için değil, aynı zamanda kurumsal strateji için de geniş kapsamlı sonuçları olacağı açıktır. Yanı sıra ‘90’lı yıllarda her derde deva olarak yüceltilen ve gerici propagandanın konusu olan küreselleşme olgusu da artık WEF patronlarının kaygıları arasında bulunuyor. Zira çok uluslu şirketler bile küreselleşme ile giderek daha fazla çatışmaya giriyor. Artan tedarik zinciri sorunları, korumacılık ve milliyetçilik, dünya ticaretini ve küreselleşmeyi felç ediyor.

Özetle, küreselleşmeye karşı eleştiriler giderek artıyor. WEF’in kimi patronları da bu konudaki kaygı ve düşüncelerini açıklıkla dillendiriyor. Güçlü bir popülist ve milliyetçi söylem kullanan bir karşı hareketin geliştiğini söyleyen İsviçreli-Amerikalı siyaset bilimci Warner, “Bazı devletler saldırgan bir milliyetçiliğe geri dönüyor… İnsanlar kendilerini dışlanmış hissediyor ve artık küreselleşmeyle duygusal bir bağları yok” diyor. Yine WEF patronlarından, dünyanın en büyük servet yöneticisi Blackrock’un başkanı Larry Fink, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son otuz yılda gördüğümüz şekliyle küreselleşmeye son verdi” derken, WEF’in kurucusu Schwab ise “Rusya’nın saldırısı, İkinci Dünya Savaşı ve soğuk savaş sonrası dünya düzeninin çöküşü olarak tarihe geçecek” diyor. İsviçreli dev ilaç şirketi Roche’un Yönetim Kurulu Başkanı Christoph Franz ise, “değer yaratmanın daha güçlü bir yerelleşmesi” olduğunu fark ettiğini ve şirketlerin küreselleşmenin risklerine daha net odaklanacağını ve “değer yaratmaya daha fazla önem vereceğini” ileri sürüyor.