Korona Döneminde Mülteci Kampında Yaşam II

 

Saadet Türkmen, Sosyal Anthropolog

 Global düzlemde olduğu gibi İsviçre’de de halen bir sürü belirsizliği barındıran, öldürücü olma ihtimali  olan aşılardan sonra, bir miktar azalmış gibi görünse de halen bulaşıcı özelliğini koruyan ve neredeyse her gün yeni bir versiyonu ortaya çıkan `Korona`ya çözümler ararken; genç yaşlı yoksul zengin birçok insan sosyal, ekonomik ve politik bir dizi sorunla karşı karşıya kaldılar. Bu yazıda, geçen sayıda başlatılan ve İsviçre’deki mülteci kamplarında korona salgını sırasında ortaya çıkan kimi özel durumlara ve zorluklara dair perspektifler aktarılmaktadır.

 

Anahtar Kelime: Hijyen, toplu alanların kullanımı, zamanın yönetimi, şiddet

 

Hasta(lanabilme ihtimalli) Mülteci

Corona ile ilgili kamusal bilgilendirmenin en yoğun yaşandığı ilk zamanlardan beri, hastalığın bulaşmasını engellemek için, hijyen kurallarının (en basit anlamıyla su/sabun ve dezenfektan kullanımı) dikkate alınması ve insanlara mümkün mertebe fiziki görüşmelerini sınırlandırılmaları önerilmişti. İlk bakışta hayli kolay görünen bu koşul, kamp ortamında yaşayan insanlar için, halen neredeyse bir kâbus halinde algılanmakta ve yaşanmakta.

Zira kamplarda farklı temizlik ve hijyen konseptleriyle birçok insanın aynı ortamı paylaştığı ve -farklı kişilerin anlatımlarına  göre – bu sebeple de bu kurallara uyulmasının neredeyse imkânsız olacağı da gün gibi açıktı. Adını anonimleştirerek Nur adını verdiğim kişi, o döneme ilişkin gözlemlerini söyle aktardı:

“Korona döneminde de insanlar kamplardaki temizlik görevlerini yapmaya devam ettiler. Bu ilk bakışta normal gibi düşünülebilir. Ancak ne temizlik ne de hastalığın bulaşmasının engelleme konusunda yeterli bilgileri olmadığı düşünülecek olursa, yaptıkları bu işin hem kendileri hem yakınları, hem de kampta yaşayanlar için ne kadar tehlikeli olduğunu söylemek yerinde olur. Öyle ki, bu kişiler onlarca kişinin kullandığı banyo ve tuvalet; normal zamanki gibi temizlendi. Böylece birçok insan hastalandı da zaten. Daha sonra da sözde profesyonel temizlik işçileri getirdiler. Bunlar da ortak alanların temizlenmesi yanında, herkes tarafından ellenen yerleri, örneğin kapı kollarını ve daha geniş alanları temizlemekle yükümlüydü. Çok ilginçtir ki, bu insanların da bir kısmi buraya mülteci olarak gelmiş; dili yeterince öğrenememiş ve temizlik işçiliği yaparak hayatını kazanan insanlardı. Eğer yapmasa, oturum seviyesi düşürülebilirdi. Maalesef birçoğu olayın ciddiyeti hakkında yeterince bilgi sahibi değildi. Kısacası, öyle ya da böyle, yani kampın eski müdavimi, yeni temizlikçisi olarak ya da kampın yeni müdavimi olarak mültecinin hastalanması, gayet normal ve beklenen bir şeydi. Yani, hangi düzlemde olursa olsun, mülteci zarar görmeye en yatkın kişi idi”.

 

Can Sıkıntısı, Hayal Kırıklığı ve Artan Şiddet Eğilimi

Zamanın yönetimi mümkün olmayınca, perspektifler yeterli değilse, sosyal ilişkiler zaten askıdaysa, en yoğun yaşanan iki duygu can sıkıntısı ve hayal kırıklığı konuları. Küçük ya da okul çağında çocuklar varsa ve yaşananlar hakkında ciddiye alıp açıklamalar hayli yetersiz olabileceğinden, huysuzlaşmaları, gürültü yapmaları, hareketliliklerinin bile, göze batabilme ihtimali hayli yüksek. Bu bir yandan, çekirdek ailenin hali hazırdaki sorunları derinleştirebilmekte, ya da eskilerinin üzerine yeni sorunlar katabilmekte.

Zahra bu konulara ilişkin eşi ve çocuklarıyla yaşadığı sorunları söyle dile getirdi:

“Tahmin edersiniz, çocukların hareket alanı hayli daraldı, ortalıkta olmaları istenmiyor, hele parklara gitmek de mümkün olmamıştı hatırlarsanız. Kelimenin tam anlamıyla cehennem gibi bir zaman oldu. Dört kişi, küçücük bir alan. Bir yanda komşuları rahatsız etmemek gerekiyor. Eşim olağanüstü sabırlı biri, ben de öyleyim. Biz çocukları iyi kötü meşgul etmeyi biliyorduk. Ama hem o hem de ben birçok defa hayli gerildik. Bu durum bizden kaynaklı değildi. Zira yukardaki …..komşunun çocukları çok gürültü yapıyorlardı, ne uyku ne de kalkma düzenleri yok gibiydi. Çok geç uyuyordu. Bir de kendi aralarındaki kavgalar ve dayaklar. Biz buna da tanık olduk ya.

 

Belirsizlikle Belirlenen Hayatlar

Bu dönemki problemleri anlatan kampta yaşayan insanların üzerinde önemli durduğu konulardan biri, aslında pandemi öncesinde de var olan ancak pandemiyle daha da boyutlanan zamanın yönetimi konusu oldu. Mülteci kamplarındaki bekleme süreçleri ve günlük yaşamın belirsiz içinde, plansız programsız ve amaçsız geçmesi, bir yandan insanlar arasındaki sosyal, kültürel ve ekonomik eşitsizlikleri derinleştirmekte ve belirsizlikle birlikte, buradaki insanların hem bugününün hem de gelecekteki zamanlarının kolonileştirilmesi konusu her ne kadar kimi sosyal bilimcilerce az sayıda bilimsel çalışmada ele alındıysa da konu halen uygulamalı bilimlerin görüş alanı dışında kalmaya devam etmekte.

Can da bu durumdan en fazla etkilenen insanlardan biri: “Burada bir sürü insanın olduğu gibi benim de zamanım çalınmakta ve ben hiçbir şey yapamıyorum. Yaklaşık üç yıldır kampta kalıyorum. F oturumu aldım, ancak, kamptan çıkıp ev tutmama izin verilmiyor. Dil öğrenmem gerekiyor, öğrenemiyorum. Müthiş bir belirsizliğin içindeyim. Bu durum beni adeta kötürümleştiriyor. Sanki biri elimi ve kolumu bağlıyor ve beni hareketsiz bırakıyor gibi. Ne uzun ne de kısa vadeli plan yapmak mümkün olmuyor. Dinlenmem lazım burada dinlenemiyorum, gece gündüzü gündüz de geceyi aratıyor. Kimi durumlarda, on güne kadar izin almak mümkün, ama her zaman değil. Ne kitap okumaya ne de dil öğrenmeye bir türlü konsantre olamıyorum. Dediğim gibi, belirsizlik tüm hayati belirliyor”.

(Devamı gelecek sayıda)