1 Mayıs 2026 hazırlıkları, ülke genelinde sendikal yapıların, sol siyasi partilerin ve çeşitli toplumsal hareketlerin koordineli hareketlilikleriyle hız kazanmış durumda. Uluslararası İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü, bu yıl özellikle artan yaşam maliyetleri, konut krizi, reel ücret kayıpları ve çalışma süreleri üzerindeki baskı ekseninde şekilleniyor.
Yani yalnızca rutin bir sendikal hareketliliğin ötesine geçerek, ülkede derinleşen sınıfsal çelişkilerin açık bir politik ifadesine dönüşüyor. Küresel finansın ve emtia ticaretinin merkezlerinden biri olan ülkede, emekçi sınıfların giderek daha fazla barınma, sağlık ve temel yaşam maliyetleri karşısında sıkışması, bu yılki 1 Mayıs’ın belirleyici zeminini oluşturuyor.
Bankacılık, sigorta ve hammadde ticaretinden elde edilen devasa servet birikimine rağmen, emekçilerin satın alma gücündeki erime, İsviçre kapitalizminin “istikrar” anlatısının ardındaki yapısal eşitsizlikleri görünür kılıyor.
SENDİKALAR: SAVUNMA HATTINDA SIKIŞAN ÖRGÜTLÜ EMEK
İsviçre’nin en büyük sendikal yapıları—özellikle İsviçre Sendikalar Federasyonu (SGB/USS) ve bağlı sektör sendikaları—2026 1 Mayıs’ında üç ana başlığı öne çıkarıyor:
– Reel ücretlerin enflasyon karşısında korunması ve artırılması
– Kira artışlarının sınırlandırılması ve konut spekülasyonuna karşı düzenlemeler
– İş güvencesinin güçlendirilmesi ve geçici/güvencesiz istihdamın azaltılması
Sendikalar, özellikle son yıllarda artan konut kiraları ve sağlık sigortası primlerinin “emekçi sınıfların gelirlerini fiilen erittiğini” savunuyor. Ancak bu talepler, giderek daha fazla savunmacı bir karakter taşıyor. Gerçeklik açık:
– Ücret artışları, enflasyon ve kira artışlarının gerisinde kalıyor
– Sağlık sigortası primleri fiili bir “özel vergi” gibi işliyor
– Esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri normalleştiriliyor
Bu koşullarda sendikal hareket, yalnızca hak genişletme değil, mevcut kazanımların korunması için bile geri çekilme baskısı altında bulunuyor. Bu çerçevede 1 Mayıs, yalnızca sembolik bir dayanışma günü değil, aynı zamanda “sosyal yeniden dağıtım talebinin sokaktaki ifadesi” olarak konumlandırılıyor.
KONUT KRİZİ: FİNANSALLAŞMANIN
EN ÇIPLAK SONUCU
2026 1 Mayıs’ının en yakıcı başlıklarından biri konut meselesi. İsviçre’de barınma hakkı, giderek daha açık biçimde finansal spekülasyonun konusu haline gelmiş durumda. Özellikle büyük kentlerde:
– Kiralar, ücret artışlarını sistematik olarak aşıyor
– Gayrimenkul, yatırım fonlarının ve büyük sermaye gruplarının başlıca kâr alanlarından biri haline geliyor
– Emekçiler kent merkezlerinden dışlanıyor
Bu durum, konutu bir sosyal hak olmaktan çıkarıp sermaye birikiminin aracı haline getiren neoliberal şehirleşme modelinin doğrudan sonucu.
SOL PARTİLER: REFORM SINIRLARI
VE SİSTEM İÇİ TIKANMA
Sosyalistler ve yeşil partiler, konut regülasyonu, sağlık sigortası reformu ve sosyal devletin güçlendirilmesi gibi talepleri öne çıkarıyor. Ancak bu program, giderek daha görünür hale gelen bir sınırla karşı karşıya: Sermaye hareketlerinin serbestliği ile sosyal adalet hedefleri arasındaki yapısal çelişki. Çünkü vergi rekabeti, finansallaşma ve özelleştirme politikaları sürdüğü sürece: Konut krizi kalıcı hale geliyor, kamu hizmetleri piyasa mantığına tabi oluyor, sosyal eşitsizlikler derinleşiyor.
Gençlik örgütleri ise özellikle iklim krizi ile güvencesiz emek arasındaki bağlantıya dikkat çekerek “yeşil dönüşümün sosyal maliyeti işçilere yüklenemez” vurgusu yapıyor.
Bu nedenle 1 Mayıs alanlarında giderek daha güçlü biçimde şu soru dile getiriliyor: Reformlar yeterli mi, yoksa daha köklü bir toplumsal dönüşüm mü gerekli?
GÖÇMEN EMEĞİ: İSVİÇRE REFAHININ
GÖRÜNMEYEN TEMELİ
İsviçre ekonomisinin kritik sektörleri—sağlık, inşaat, lojistik ve hizmetler—büyük ölçüde göçmen emeğine dayanıyor. Buna rağmen: Göçmen işçiler daha düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Oturum ve çalışma izinleri üzerinden disipline ediliyor. Sendikal örgütlenmeye erişimleri sınırlı kalıyor.
Bu tablo, İsviçre kapitalizminin “yüksek refah” modelinin, aslında hiyerarşik ve uluslararasılaşmış bir emek sömürüsüne dayandığını ortaya koyuyor.
BÜYÜK KENTLERDE PLANLANAN MİTİNG VE YÜRÜYÜŞLER
Zürih, Basel, Cenevre, Lozan ve Bern gibi büyük kentlerde planlanan miting ve yürüyüşler, İsviçre’de 1 Mayıs’ın kantonlara göre değişen statüsüne rağmen (bazı kantonlarda resmî tatil, bazılarında ise yarım gün veya normal iş günü) güçlü bir politik eylem günü olma niteliğini koruyor.
Mali sermayenin kalbi, aynı zamanda hızla artan kiralar ve güvencesiz emeğin merkezi olan Zürih, geleneksel olarak İsviçre’deki en büyük 1 Mayıs gösterisine ev sahipliği yapıyor. Kentteki 1 Mayıs komiteleri ve sendikalar, gün boyunca sürecek bir program hazırlamış durumda: Sabah saatlerinde mahalle ve sektör bazlı toplanmalar, öğleden sonra merkezi yürüyüş ve miting, akşam saatlerinde politik forumlar ve dayanışma etkinlikleri.
Zürih’te farklı siyasi eğilimlerin katıldığı yürüyüşler, sendikal resmi mitinglerle daha radikal grupların eylemlerini aynı gün içinde barındırabiliyor. Bu durum, organizasyon komitelerini hem kitlesel katılımı artırma hem de güvenlik ve kontrol dengesi kurma yönünde bir stratejiye zorluyor.
Basel ve Cenevre’de konut krizi ve sosyal eşitsizlikler öne çıkıyor. Basel’de sendikalar, özellikle sanayi ve hizmet sektörlerinde artan iş yoğunluğu ile düşük ücretli segmentteki genişlemeye dikkat çekiyor. Kentteki hazırlıkların ana teması: “Çalışıyoruz ama barınamıyoruz”, “Zenginleşen şehir, yoksullaşan emek”
Cenevre’de ise uluslararası kuruluşlarda çalışan emekçiler ve kamu emekçileri, iş gücü transferleri, taşeronlaşma ve kamu hizmetlerinin maliyet baskısı konularını öne çıkarıyor. Ayrıca göçmen işçilerin güvencesizliği de önemli başlıklardan biri.
Cenevre uluslararası kuruluşların yoğunlaştığı bir merkez olduğundan, 1 Mayıs eylemlerinde, yalnızca yerel talepler değil, aynı zamanda kapitalist-emperyalist düzenin yerel etkilerine karşı bir itiraz niteliği taşıyor.
ORTAK TEMA YAŞAM MALİYETLERİ KRİZİ
2026 1 Mayıs’ının İsviçre genelinde en belirgin ortak teması, farklı siyasi akımlar arasında değişiklik gösterse de, giderek derinleşen yaşam maliyetleri krizi etrafında birleşiyor: Kurumsal sendikal ve politik yapıların reformist talepleri, daha radikal kesimlerin sistem eleştirisini derinleştiren çıkışları. Yaşam maliyetleri krizi, konut sorunu ve güvencesizlik, bu iki hattı birbirine yaklaştıran nesnel bir zemin yaratıyor. Bu nedenle 1 Mayıs, yalnızca bir anma günü değil; İsviçre’de sınıf mücadelesinin yeniden politize olabileceği bir eşik olarak değerlendiriliyor.
Uzun yıllar boyunca “istikrar”, “refah” ve “sosyal uzlaşı” ile tanımlanan İsviçre modeli, bugün giderek daha fazla sorgulanıyor. 1 Mayıs 2026, bu sorgulamanın sokaktaki ifadesi olacak: Emekçiler için artan güvencesizlik, sermaye için derinleşen birikim olanakları ve bu ikisi arasındaki açılan uçurum. (Arkadaş)
