| Yazılar

Teknoloji savaşa nasıl katkıda bulunuyor?

 

Teibe Alan

Ukrayna savaşında da görüldüğü gibi, yüzyılımızdakisavaşlar, güçlü nükleer silahlardan, yapay zekâ tarafından yönlendirilen ölümcül otonom silahlardan ve internete yüklenecek dijital siber silahlardan oluşan, eskisinden çok daha karmaşık cephaneliklerle gerçekleşebilecek savaşlar anlamına geliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bunu bütün dünyaya “nükleer silahların var olduğunu ve kullanılabileceğini” söyleyerek hatırlattı. İkinci Dünya Savaş’ının sona ermesinden sonra Avrupa’da uzun süren barış ve kapitalist refah döneminde, nükleer çatışma riski insanların akıllarının derinliklerinde kaldı ve tekrar unutulmaya yüz tutmadan önce Soğuk Savaş sırasında sadece bir an için canlandı.

Ancak, tüm bu “nükleer sessizlik” yılları boyunca, teknoloji gelişti ve nükleer silahlar artık eskisinden daha ölümcül ve tehlikeli. Bugün, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılanlardan daha fazla, hassas ve güçlüler. Putin’in elindeki savaş başlıklarından bazıları 1945’te kullanılanlardan 50 kat daha yıkıcı. Ve Hiroşima’ya atılan bombanın gücü 14-15 kiloton (on dört ila on beş bin ton TNT arasında) iken, Çin’in şu anda elinde megatonlarca (milyonlarca ton TNT) güçte bombalar var.

 

Alarm zilleri her zaman çok geç çalar

Nükleer tehdit biraz pandemiye benziyor: herkes gerçekleşebileceğini biliyor ama gerçekleşene kadar kimse bu konuda bir şey yapmıyor. Covid-19 pandemisinde olan buydu ve nükleer savaş tehlikesine karşı da ne yazık ki olayın seyrine bakıldığında olan bu.

Zürih’teki Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nde çalışan, İsviçre ve uluslararası güvenlik politikası konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı olan StephenHerzog, “Bence insanlar sadece bir kriz olduğunda nükleer silahlar konusunda endişelenmemeliler” diyor. “Rusya nükleer silah kullansaydı dünyaya ne olurdu? Kelimenin tam anlamıyla Avrupa’daki tüm şehirlerin potansiyel yıkımından ve İsviçre’de de radyoaktif serpinti etkilerinden bahsediyoruz. Bu, birçok yönden varoluşsal bir risk ve bence halkın daha fazla odaklanması gereken bir şey” diye ekliyor.

Aslında insanlığa karşı sorumluluk hisseden herkesin şu soruların cevabını araması gerekiyor; şimdiye kadar kaç kişi bir nükleer savaşın gerçek yansımaları ve şehirlerin birkaç dakika içinde yerle bir edilebileceği gerçeği hakkında gerçekten düşündü? Yüzbinlerin Almanya ve ABD’de sokaklara döküldüğü 1980’lerde olduğu gibi neden nükleer silahlara karşı daha fazla protesto yok?

 

Yapay zekâ ile geliştirilmiş ölümcül silahlar

Ancak günümüzde sadece nükleer silahları insanlığa ve dünyaya yönelik tek tehdit olarak düşünmek yanlış olur: Yapay zekâ teknolojilerinin mümkün kıldığı askeri yeniliklerdeki ilerlemeler de unutulmamalıdır.

Hiper teknolojik silahları, hep bilim kurgu terimleriyle düşünüyorduk, Arnold Schwarzenegger’incanlandırdığı gibi katil robotları Terminator’da hayal ediyor, ancak televizyonekranlarında ve bilgisayar oyunlarında mümkün olabilir diyorduk. Ama şimdi yanıldığımız gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız. Günümüzde bu silahlar artık bilim kurgu değil, gerçekten varlar ve savaşta kullanılmaya hazırlar.

Üstelik rastgele mermi atan robotlar değil, insan denetimi olmaksızın “bulabilen, seçebilen ve ortadan kaldırabilen” otonom sistemlerdir. Gelecekte bir tanktan, bir saldırı helikopterinden veya silahlı bir askerden daha küçük, daha ucuz ve daha çevik “akıllı” ölümcül silahlar göreceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Özellikle ABD ve Rusya emperyalizmi, Yapay zekâ teknolojilerini savaşlarda kullanmalarına gerekçe olaraköne sürdükleri, “daha hassas saldırılara, ikincil hasar ve sivil kayıpların azaltılmasına da izin verdiği”demagojileriyle,propagandalarına destek bulmaya çalışıyorlar. Ama öte yandan, kimi öldürüp kimi esirgeyeceğine soğukkanlı ve hesaplı bir şekilde karar veren bu algoritmaların, silahlı çatışmaların tırmanmasına ne ölçüde yol açabileceği ve insanlığa nelere mal olacağı sorularını şiddetle bastırmaya ve cezalandırmaya çalışıyorlar. Sorular karsısında üç maymun rolüne bürünüyorlar.

Diğer bir can alıcı soru da, bu otonom sistemleri yöneten yapay zekâ modellerinin zekâsıyla ilgilidir: gerçekten ayırt etme yeteneğine sahipler mi? Vicdani sorumluluk bilinci ve duygusu var mı? İsviçre’deki Idiap araştırma enstitüsünde, yapay zekâ ve bilişsel zekâ konusunda uzmanlaşmış bir araştırma ekibi, kilit önemde bir noktaya dikkat çekiyor: “Yapay zekânın arkasında zekâ yoktur, çünkü hiçbir yapay zekâ sistemi insan düşüncesini düzgün bir şekilde yansıtamaz veya insanlarınkine eşit bir akıl yürütme ve sağduyu kapasitesi gösteremez.” Bu nedenle savaşlarda kullanılmaları bir yana, algoritmaların üzerimizde bu kadar ölümcül ve insan iradesinden bağımsız olarak kontrol dışına çıkabilecek bir güce sahip olması ahlaki ve insani midir? Sorusu daha bir önem kazanıyor.

 

İsviçre,askeri bir saldırıdan en az korkacak ülke mi?

İsviçre burjuvazisi ve siyasi yöneticileri, İsviçre’nin tarafsızlığı nedeniyle doğrudan bir askeri saldırıdan en az korkacak ülke olduğunu iddia ediyorlar. Gerçekler böyle değil, ama diyelim ki öyle! Peki, siber saldırılar için de aynı şeyleri iddia edebilirler mi?  Ukrayna’daki savaş devam ederken, özellikle İsviçre’deki siber saldırıların önemli ölçüde arttığı gözleniyorken, bu iddiaların hepsi bir anda mesnetsiz kalıyor. Çünkü kayıtlara göre İsviçre’de, 2021’de 2020’ye oranla %65 daha fazla saldırı kaydedildi ve bu yıl Ocak ayının ikinci haftasında tüm zamanların zirvesine ulaşıldı.

İsviçre’nin uluslararası jeopolitik sahnede tartışmasız belirleyici bir rolesahip olan Cenevre kantonunda bulunan birçok önemli kitle örgütü ve uluslararası kuruluş, kendilerini olası bir siber savaşa karşı koruyabilmek için, dijital güvenlik düzeylerini nasıl artıracaklarını düşünüyorlar. Örneğin BM mülteci kuruluşu UNHCR, şu anda Ukrayna’dan kaçanlara sağladığı destek nedeniyle özellikle ihtiyatlı davrandıklarını vurguluyor.

Öte yandan sözde tarafsızlık zırhı nedeniyle en az korkması gereken ülke olduğunu iddia eden İsviçre’de ciddi sayıda siber güvenlik uzmanı sıkıntısı olduğu uluslararası raporlarda ifade edilen bir gerçektir. Dünya Ekonomik Forumu tarafındanhazırlanan bir rapora göre, küresel olarak, bu açık yaklaşık üç milyon siber güvenlik uzmanına tekabül ediyor