| Dünya | Yazılar

Sosyalizmi savunmak ve Gorbaçov

 

Mustafa YALÇINER

 

SBKP’nin son genel sekreteri ve SSCB’nin son “birinci adamı”ydı. “Demir Perde”yi kaldırdığı ve “Nükleer bir savaşta yok olmaktan kurtardığı dünyaya barış getirdiği” ileri sürülerek övgülere boğuldu. Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ağustos’u tamamlayamadan 92 yaşında öldüğünde yinelendi övgüler. Hayırlarla yad edildi. Kendisini en iyi tanımlayan sözleri neoliberal siyasetin kurucu annelerinden İngilizlerin eski “Demir Layd’si” Margaret Thatcher söylemiş, “birlikte iş yapabileceğim adam” demişti.

Gorbaçov’dan söz ediyoruz. Thatcher’in “iş ortağı”ndan. Alnında lekesiyle tüm batı kürsülerinde ağırlanıp söz hakkı sunulan “sosyalist”ten! Öldüğünde, Biden’den Putin’e, Macron’dan Boris Johnson’a, burjuvazinin sözcülerinin üzüntülere gark olup yere göğe sığdıramayarak mesaj üstüne mesaj yayınladıkları Gorbaçov’dan.

Fazla da bir “” yapmamıştı oysa Thatcher ve gerici burjuvazinin diğer siyasal temsilci ve sözcüleriyle birlikte. Onlar dışarıdan Gorbaçov içeriden SBKP ve SSCB’nin tabutuna son çiviyi çakmışlardı, ancak tabut çoktan hazırlanmış, bir eksiğiyle tüm çivileri zaten çakılmış, sonuncusunu beklemedeydi.

Şimdi “solcu” olup “sosyalizm” sözü eden herhalde tek bir kişi ve örgüt bile Gorbaçov hakkında iyi sözler etmiyor, yaptıklarını onaylamıyor. Hakkında iyi sözler edilecek ve yaptıkları onaylanacak gibi değil çünkü. Sosyalistlik iddia eden kim kalkıp Ekim Devrimi’nin partisini ve asıl ürünü olan dünya burjuvazisini korkudan titretmiş SSCB’yi tarihe gömen birini ve icraatlarını onaylayabilir? Bu olanaksız!

Yalçın Küçük örneğin, Romanya’da Çavuşesku’nun devrilmesinin ardından, Gorbaçov’un partinin öncü rolünü de reddetmesiyle zayıflayan desteği ve KGB darbesi günlerinde İstanbul’da düzenlenen binlerce kişinin katıldığı büyük bir panelde, birkaç on yıl gecikmeyle de olsa, gururla “tezi”ni ileri sürmüştü: “Kapitalizmin restorasyonu bu!

Sosyalizm adına Gorbaçov’u sevmemek ve hatta suçlamak en kolay olanı şüphesiz. “Gorbaçov işleri berbat etti, batırdı” demek, onu “kapitalizmin bir restorasyoncusu” ilan etmek, “Prestroyka” ve “Glasnost”unun yanlışlığını ileri sürmek sosyalist olmanın bir ölçütü sayılamaz. En az 30 yıllık geçmişinin ardından “kapitalizmin restorasyonu” keşfinde bulunmak sosyalizmden hiçbir şey anlamamaktır.

Reklam

 

KAPİTALİZMİN RESTORASYONU KRUŞÇEV’LE BAŞLADI

Çoğu kişi ve sosyalizm iddialı parti ve örgütün bir türlü kabule yanaşmadığı revizyonizm diye bir şey var. Revizyonizm dendiğinde özellikle Engels tarafından revizyonistlikle suçlanan Berstein’i akıllarına getirmekle yetinenlerle dolu bir dünya ve Türkiye siyasal tarihine sahibiz. Özellikle 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinin arasında kalan “Türkiye Solu”nun kitlesellik dönemini damgalamış tartışma konularındandır oysa. Modern revizyonizm, Kruşçev ile birlikte SBKP’nin yönetimine çöreklenmiş ve SSCB’de iktidarı ele geçirmiştir.

Revizyonizm nedir ne değildir, çok tartışılmış, ancak “kapitalizmin restorasyonu” ile bağını kuran az olmuştur. Başında Zeki Baştımar’dan sonra İsmail Bilen’in olduğu, Gorbaçov’un ve SSCB’nin çöküşünün ardından kendisini fesheden TKP, bir modern revizyonist parti olarak, uluslararası modern revizyonizmin Türkiye “şubesi” ve SBKP’nin “hınk deyicisi” idi. İşçi sınıfının devrimci partisi, onu tecrit ederek modern revizyonizmi eleştirenlerle birleşmek için çok uğraşmış, sonunda, 12 Eylül’e gelen günlerde bunu başarabilmiş ve 80 1 Mayıs’ı ülke çapında yüze yakın yerde ve toplam 1 milyonun üzerinde katılımla ülkenin iki başlıca devrimci oluşumu tarafından birlikte düzenlenmişti.

Kruşçev, Stalin’in ardından 1956’daki SBKP 20. Kongresinde parti genel sekreterliğini ve ülkede iktidarı ele geçirdiğinde, ilk işi, “deStalinazisyon” (Stalinsizleştirme) kampanyası açarak sosyalizmin ana yurdunu devrimden arındırmaya girişmek oldu. Artık “barışçıl yoldan devrim” olabilecek, “kapitalist olmayan yoldan” darbelerle örneğin “Sosyalizme geçilebilecek”ti. Emperyalizmle artık “Barış içinde bir arada yaşama” ve “barışçıl yarış” dönemine girildiği iddia edildi. Dünya burjuvazisiyle emperyalist ülkeleri kendi patronajında etrafında birleştiren ABD merkezli oluşan emperyalizmin birleşik gücüne teslim olmuş, uzlaşmıştı.

Bunun bir nedeni, ülke içinde “Ayağını yere sağlam basabilmek”ti. ’70-’80 arasında TKP türü modern revizyonist partiler bir yana, Y. Küçük sonradan “kapitalizmin restorasyonu”ndan söz etmiş olsa bile, modern revizyonizm henüz “sosyalizmin kötü bir türü”, “yanlışlarının eleştirilmesiyle yetinilmesi gereken bir sosyalizm çeşidi” sayılmaktaydı. “Bizden”di yine de, ama düzeltilmesi gereken yanları vardı, modern revizyonizmin. Oysa, iktidarda oldukları ülkelerde modern revizyonistler, çoktan kendi sınıf dayanaklarını oluşturmaya başlamış, henüz kalıntı sosyalist biçimler içinde ve bu biçimleri kullanarak sömürü ilişkileri çoktan işlevseldi ve iş gücünü girdabına çekmişti. Bir çırpıda yok edilemeyen ve varlığını korumakta olan meta üretimi ve meta ilişkileri, revizyonizmin egemenliğini sağladığı ülkelerde hızla ağlarını ülke ölçeğinde yaydı ve küçük mülkiyetle grup mülkiyetinin geçerli olduğu üretim birimleri ve devlet işletmeleriyle sahip oldukları ticari ilişkilerle sınırlanmayı hızla aşarak, bu ülkelerde bir tür devlet kapitalizmini ihya etti.

Kruşçev de, onu devirip aşırılıklarını törpüleme iddiasıyla yerini alan Brejnev de, modern revizyonizmin siyasal temsilci ve sözcüleri olarak, restore edilen kapitalizmin adamlarıydılar. Aynı partinin, SBKP’nin sekreterleri olmalarına rağmen Lenin ve Stalin’le Kruşçev ve Brejnev birbirine düşman iki ayrı dünyanın temsilcileriydi. Lenin ve Stalin proletaryanın, Kruşçev ve Brejnev ise burjuvazinin evlatlarıydı. Kruşçev’le birlikte, SSCB ve SBKP de aynı süreçte el değiştirmiş, proletaryadan burjuvaziye geçmişti.

Bu sürecin nasıl yaşandığı ve niçin engellenemediği ayrı konu ve çokça da tartışıldı, konu üzerinde hiç de az olmayan bir yazılı külliyata da sahibiz. Ancak burada önemli olan; Kruşçev’le Brejnev ve dönemlerine ses çıkarmayıp, hatta onları “bizden” sayıp Gorbaçov’a küfretmenin anlamsızlığın ötesinde sahteliğidir. Kruşçev ve Brejnev’in “sosyalizmi”ni benimseyip Gorbaçov’u ve “Prestroyka”sıyla “Glasnost”unu suçlamakla yetinmek tarihi açıklamaya yetmediği gibi, savunulan “sosyalizm” anlayışının da defolu olduğunu belirtir!

Üç beş tane “sosyalizm” yoktur. Bir “reel sosyalizm” bir de Lenin’in geliştirdiği ve Marx’ın teorisini yaptığı “kuramsal sosyalizm” de yoktur. “Reel” denilen “sosyalizm” değil, modern revizyonizmdir ve sosyalizmle en küçük bir ilgisi olmadığı gibi, ona düşmandır da. Sosyalist de, revizyonizm ve özellikle modern revizyonizm düşmanı olmak ve tezler ve teorik temel ve dayanaklar türünden revizyonizmle ortak neyi varsa tümünden arınmak zorundadır!