SON OTUZ YILIN EN BÜYÜK TOPLUMSAL HAREKETİ

Antoine Chollet – Lozan Üniversitesi Sosyal ve Siyasal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi

2025 sonbaharı, Vaud kantonunun siyasal ve toplumsal tarihine uzun süre unutulmayacak biçimde kazındı. On ila on iki günü bulan grevler, Lozan merkezinde düzenlenen ve katılımı 25 bini aşan dört kitlesel gösteri, işyerleri içinde ve dışında gerçekleşen yüzlerce yerel eylem… Kantonal hükümetin (Conseil d’État) kamu ve yarı-kamu sektörünü hedef alan sert kemer sıkma bütçesi, muhtemelen son otuz yılın en uzun soluklu ve kitlesel toplumsal hareketini tetikleyeceğini öngörmemişti.
Bu patlamanın nedeni aslında basitti. Hükümet ve onu destekleyen patron çevreleri ile parlamentodaki sağ çoğunluk, Vaud’un tek başına, müzakere etmeden yönetilebileceğine inandı. Bu kibirli yaklaşım, iktidarı toplumsal gerçeklikle bağ kurmasını sağlayan tüm kanallardan kopardı. Sonuç: sendikalara yönelik sistematik bir küçümseme ve halktan gelen taleplere karşı tam bir körlük. Sağ iktidar, Vaud’u hâlâ çevre banliyölerdeki villalardan ve birkaç aile şirketinin bulunduğu küçük kasabalardan ibaret sanıyordu. Oysa grevler, bu yanılsamayı paramparça etti.

GREV ZAMANI: BAŞKA BİR ZAMAN, BAŞKA BİR DENEYİM
Bu haftalar, özellikle okullarda, sağlık kurumlarında, kamu yönetiminde, üniversitelerde ve yüksekokullarda doğrudan mücadeleye katılanlar için unutulmaz olacak. Grev, gündelik zamanın dışına çıkılan, daha yoğun, daha hızlı ve daha zengin bir “şimdi” yarattı. Günler haftalara, haftalar aylara bedeldi. 17 Aralık günü Büyük Konsey’de bütçe oylaması beklenirken yaşanan son saatler, bu olağanüstü zaman duygusunun zirvesiydi.
Bu iki aylık mobilizasyon boyunca yalnızca mücadele ufku genişlemedi; aynı zamanda olası eylem biçimleri de çoğaldı. Ortaya çıkan sayısız inisiyatif, kolektif hayal gücünün nasıl serbest kaldığını gösteriyordu.
Simone Weil’in 1936’daki Halk Cephesi grevleri üzerine yazdıkları bu durumu çarpıcı biçimde açıklar: Grev, işçilerin kendi çalışma mekânları üzerinde denetimi ele aldığı, neyin yapılacağına kendilerinin karar verdiği bambaşka bir zaman ve mekân yaratır. Grev, daha sonucuna varmadan bile, başlı başına özgürleştirici bir deneyimdir. Bu nedenle grev sırasında yaşananlar, en az grevin sonucu kadar politiktir ve önemlidir.

KISMİ AMA ÖNEMLİ BİR ZAFER
Vaud’daki mücadele önemli bir kazanımla sonuçlandı. Sendikalar ve kamu ile yarı-kamu sektöründe çalışan on binlerce emekçi, bugüne dek uzlaşmaz bir tutum sergileyen kantonal hükümeti geri adım attırdı. En tartışmalı iki kararname geri çekildi. Bu, tam bir zafer olmasa da –zira 2026 bütçesi hâlâ son derece sorunlu maddeler içeriyor– küçümsenemeyecek bir başarıdır.
Daha fazlası mümkündü. Özellikle daha kapsamlı tavizler alınabileceği hissi güçlüydü. Ancak PLR’nin (Radikal Liberal Parti) inadı, Yeşiller’in parlamenter mücadeleden anlaşılmaz biçimde çekilmesi ve UDC/SVP’nin göstermelik “muhalefeti” bu ihtimali boşa çıkardı. Yedi üyeli hükümette altı sandalyeye sahip olan PLR, PS ve Yeşiller’in bütçeyi yumuşatacak bir uzlaşı için üç günü vardı. PLR bunu reddetti ve 2026’ya bütçesiz girme riskini göze aldı. Bu tutum, partinin siyasal sorumluluk anlayışının geldiği noktayı da açıkça gösterdi.

İSVİÇRE’DE “UZLAŞMA”NIN GERÇEK ANLAMI
Bu kriz, İsviçre siyasal sisteminin nasıl işlediğini bir kez daha hatırlattı. “Uzlaşma siyaseti”, seçilmişlerin erdemlerinden değil; sistemin çok sayıda denge ve veto noktasına sahip olmasından kaynaklanır. Geniş toplumsal ve siyasal mutabakatlar kurulmadığında sistem kilitlenir.
Sağ partiler bu temel kuralı unuttu. PLR–UDC/SVP ittifakı, sol muhalefeti, sendikaları, çevre bölgeleri ve patron çıkarları dışında kalan toplumsal aktörleri yok sayarak yönetebileceğini sandı. Bu çizgi, 2022–2023’te ücret endekslemesi etrafındaki büyük mobilizasyonla ilk çatlağını vermişti. 2025 sonbaharında ise tam anlamıyla çöktü.
PLR’nin sorumluluğu burada merkezi bir öneme sahip. Bir zamanlar Vaud siyasetinin denge unsuru olan bu parti, patron çevrelerinin baskısıyla UDC/SVP’nin aşırı neoliberal kanadının bir kopyasına dönüştü. Kadroların niteliğindeki düşüş, Büyük Konsey tartışmalarında açıkça görülüyor. Bu nedenle PLR’nin siyasal ağırlığını kaybetmesi, kantonun daha akılcı politikalara dönebilmesinin ön koşulu gibi görünüyor.

“SOKAK”, “ŞİDDET” VE DEMOKRASİ
Bazı sağcı milletvekillerinin provokasyonları sonrası yaşanan küçük itiş kakışlar, medya ve hükümet tarafından abartılarak “şiddet” söylemi üretildi. Hatta kimi köşe yazarları, bu olayları ABD’deki Kongre baskını ya da Zug parlamentosundaki silahlı saldırıyla kıyaslama cüretini gösterdi. Bu tür karşılaştırmalar, ancak politik körlükle açıklanabilir.
Gerçekte, haftalar süren bu hareket boyunca sistematik bir şiddet yaşanmadı. Sorun şiddet değil; iktidarın, örgütlü her itiraza refleks olarak “şiddet” yaftası yapıştırmasıdır. Sağcı siyasetçiler, aldıkları kararların tartışılmaz buyruklar olduğunu sanıyor. Oysa bu hareket, onlara demokrasinin temel bir dersini hatırlattı: İktidar konumu, sorumsuzluk ve dokunulmazlık sağlamaz.
“Grève politique” (siyasal grev) suçlaması da içi boş bir argümandır. Her grev siyasaldır. Kamu sektöründe, bütçeyi oylayan parlamentoya baskı yapmak için greve gitmek son derece meşrudur. Hükümetin bu konudaki iddiaları, hukuki değil tamamen politiktir.

BU HAREKET NE BIRAKTI?
En görünür sonuç, iki kararnameyi geri çektiren basınçtır. Daha derin sonuç ise kamu sektöründe yaşanan kitlesel yeniden-politizasyon oldu. Farklı sektörlerden emekçilerin kurduğu bağlar, işyerlerinde oluşan dayanışma kolektifleri ve kamu hizmeti kullanıcılarıyla kurulan ilişkiler kalıcıdır.
Son olarak, bu mücadele bir gerçeği yeniden doğruladı: Grev, emekçilerin elindeki en güçlü araçtır. Kamu emekçileri, uzun yıllar sonra ilk kez bir haftayı aşan, yeniden yenilenen bir grevi başarıyla örgütledi. Bu bile başlı başına tarihsel bir kazanımdır.
2025 sonbaharındaki Vaud kemer sıkma karşıtı hareket, uzun yıllar boyunca konuşulacak. Ve bu son derece haklı olacaktır.

Kaynak: https://pagesdegauche.ch
Sitesinden çevirilmiştir.