SÖMÜRGE İNŞAASINDA SUYUN ROLÜ

İSRAİL” LEVANT’IN CAN DAMARINI NASIL SİLAHA DÖNÜŞTÜRÜYOR?

Rabih Abdallah – Lübnanlı araştırmacı

“İsrail”in Levant’taki egemenliği yalnızca toprak gaspına ve askeri işgale dayanmaz; aynı zamanda nehirleri, yeraltı su kaynaklarını ve su altyapısını bağımlılık ve tahakküm aracına dönüştüren bölgesel bir hidro-sömürgecilik sistemine yaslanır.
Levant’ta su yalnızca doğal bir kaynak değildir. Egemenliğin, yaşamın ve siyasi gücün temelidir. Bölgede suyun bilinçli biçimde yönlendirilmesi, kesilmesi veya yeniden dağıtılması işgal sisteminin görünmez altyapısını oluşturur. “İsrail”in sömürgecilik projesi yalnızca Filistin toplumunun denetimiyle sınırlı değildir; daha geniş bir hidro-kolonyal projeye dönüşmüştür. Bu nedenle işgali anlamak için duvarlara ve yerleşimlere bakmak yeterli değildir: Nehirler, akiferler, barajlar ve boru hatları da aynı işlevi görmektedir. Yerli halklar için su egemenliği tali bir talep değil; egemenlik ve özgürlüğün önkoşuludur.
Batı Şeria’nın akiferlerinden Hermon Dağı’nın kar sularına, Lübnan’ın nehirlerine kadar “İsrail”, suyu metalaştıran, kontrol eden ve silah haline getiren bir düzen inşa etti. Levant’ta su kıtlığı doğal değil; insan eliyle yaratılan bir sonuçtur. Bu sonuç, özellikle Filistin’de kimin içtiğine, kimin tarım yapabildiğine, kimin toprağından koparıldığına ve kimlerin geleceği belirlediğine dair bir hiyerarşi üretir.

MUSLUKTAN İŞLETİLEN APARTHEİD
Hidro-sömürgecilik en görünür biçimini Filistin’de alır. Batı Şeria’da eşitsizlik coğrafyaya kazınmıştır: Yerleşimciler bahçelerini sularken, yüzme havuzları doldurulurken Filistin köylerinde su kovayla paylaştırılır. 1967’den bu yana su kaynakları tamamen İsrail kontrolü altındadır; yeni kuyu açmak, boru döşemek ya da altyapıyı tamir etmek için izin gereklidir ve bu izinler çoğu kez verilmez.
B’Tselem’in verileri sömürgeci gerçekliği net olarak gösteriyor: Yerleşimcilerin günlük kişi başı su tüketimi ortalama 247 litre. Filistinlilerde bu oran 80 litrenin altına düşüyor; kırsal bölgelerde ise 30 litreye kadar iniyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün temel sağlık için belirlediği alt sınır ise 100 litredir.
Su yoluyla kontrol, modern sömürgeciliğin yöntemidir. Güney Afrika’da apartheid sonrası dönemde bile benzer bir tablo yaşanmıştı: Siyah bölgeler su kesintileriyle karşı karşıyayken beyaz mahallelerde su parkları açık kalıyordu. Filistin’de uygulanan model bu ayrımcılığın en yoğun biçimidir.
En sert örnek ise kuşatma altındaki Gazze’dir. UNICEF verilerine göre Gazze’deki yeraltı sularının neredeyse tamamı içilemez durumdadır. Abluka yalnızca yakıt ve gıda girişini engellememiş; su altyapısını da felce uğratmıştır. Kuyu ve boruların tamiri engellenmiş, mevcut altyapı ise defalarca bombalanmıştır. Aileler tankerle taşınan suyla hayatta kalmaya çalışıyor. Bu tablo bir “doğal felaket” değil; yavaş ve sistematik bir boğma stratejisidir.

SÖMÜRGECİLİK SINIR AŞAR: HERMON, ÜRDÜN, LİTANİ VE VAZZANİ
Hidro-kolonyalizm Filistin sınırlarında bitmiyor. Bölgesel jeopolitik, su hatlarının yeniden tanımlanması üzerinden şekilleniyor.
Ürdün Nehri, Hermon Dağı’nın kar sularından ve Yarmuk’tan beslenir. 1960’lardan itibaren İsrail, nehrin akışını Ulusal Su Taşıyıcısı’na yönlendirdi. Bugün ortaya çıkan çelişki çarpıcıdır: Dünyanın en kurak ülkelerinden Ürdün, kendi nehrinden çekilen suyu yeniden İsrail’den satın almaktadır.
1967’de işgal edilen Golan Tepeleri, bu açıdan stratejik bir su havzasıdır. “İsrail”in askeri söyleminde Hermon Dağı “Ulusun Gözü” olarak tanımlanır; çünkü suyun büyük kısmının kaynağı burasıdır. Lübnan ve Suriye bu akıştan neredeyse hiçbir şekilde yararlanamamaktadır.
Lübnan’daki Litani Nehri de uzun süredir İsrail stratejisinin merkezindedir. Siyonist projenin erken dönem sınır taslaklarında Litani’nin “İsrail” sınırlarına dahil edilmesi öngörülüyordu. Vazzani suları ise her zaman çatışma noktası oldu. 2002’de Lübnan, nehirden yalnızca sınırlı miktarda su pompalamaya giriştiğinde İsrail savaş tehdidinde bulundu. Pompa istasyonu 2006’da bombalandı ve 2024’te yeniden hedef alındı. En küçük egemenlik girişimi bile askeri misillemeyle bastırıldı.
Bu durum su üzerinden yürütülen sınır tanımaz sömürgeciliktir; akışın, kaynağın hatta bölge dışındaki suyun “hak iddiasına” konu edilmesidir.

İKLİM KRİZİ: YENİ SÖMÜRGECİLİK FIRSATI
Bölge, küresel ortalamanın yaklaşık iki katı hızla ısınıyor ve kuraklık derinleşiyor. Bu süreç “İsrail”e yeni bir hegemonya alanı açıyor. Tel Aviv yönetimi kendisini “su teknolojisi süper gücü” olarak pazarlarken, aynı anda işgal altındaki halklara suyu yasaklayabiliyor. Desalinasyon tesisleri “yüksek teknoloji” olarak sunulurken Filistinlilerin kuyu açması yasaklanıyor; modern sulama altyapısı kurmaları engelleniyor.
Bu koşullar, Filistin ekonomisini boğuyor; toprağını kaybeden çiftçiler göçe zorlanıyor, bölgeler boşaltılıyor ve bağımlılık derinleşiyor. Lübnan ve Suriye’nin savaş ve krizle zayıflaması, Ürdün’ün su tedarikinde İsrail’e bağımlı hale gelmesi bu tabloyu tamamlıyor. İklim felaketi, koloniyal gücün yeni fırsat alanına dönüşüyor.

YAŞAMIN KAYNAĞINA YÖNELİK MÜCADELE
Levant’ta suyun “doğal olarak kıt” olduğu iddiası yanıltıcıdır. Kıtlık üretilmiştir. Nehirler tesadüfen kurutulmamıştır; yönleri değiştirilmiştir. Kuyular rastgele boşalmamıştır; askeri izin rejimine bağlanmıştır. Bölgeler kendi tercihiyle bağımlı hale gelmemiştir; sistematik politikalarla bağımlı kılınmıştır.
Hidro-sömürgecilik, işgalin görünmeyen altyapısıdır. Yaşamın temel kaynağı olan su kolonize edildiği sürece bölgenin kaderi de esaret altında kalacaktır. Hermon’un karlarından Gazze’nin kuyularına, Litanî’den Ürdün Nehri’ne kadar suyun özgürleşmesi, bölgenin özgürleşmesinin şartıdır.
Bu nedenle mücadele yalnızca toprak, sınır veya statü mücadelesi değildir; yaşamın kendisine dair bir mücadeledir. Su egemenliği sağlanmadıkça, özgürlük de tam anlamıyla sağlanamayacaktır. Böyle bir mücadele kültürel olduğu kadar siyasal; diplomatik olduğu kadar toplumsal direniş yollarını da içeren kapsamlı bir direniş hattına işaret etmektedir.
*Levant: Doğu Akdeniz kıyılarındaki Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin ve İsrail’i içeren bölgeyi tanımlayan coğrafi ve tarihsel bir terimdir.

Kaynak:
https://www.almayadeen.net/
Çeviri : Metin Alan