İSVİÇRE, AVRUPA’DAKİ İLTİCA KARŞITI
DÖNÜŞÜMÜ TAKİP EDİYOR
Avrupa Birliği (AB) Konseyi’nin Aralık ayı başında aldığı kararlar, sığınma hakkının fiilen tasfiyesine yönelik yeni bir eşiğe işaret ediyor. Sığınma prosedürlerinin üçüncü ülkelere devredilmes
ini ve geri göndermelerin hızlandırılmasını öngören bu düzenlemeler, AB ile iltica alanında yapısal uyum içinde olan İsviçre’yi de doğrudan ilgilendiriyor.
Avrupa’da Danimarka, Birleşik Krallık ve İtalya gibi ülkeler uzun süredir sığınma başvurularını kendi sınırlarının dışına taşımaya çalışıyor. Bu politikaların ilk büyük örneği, 2015 yılında AB ile Türkiye arasında imzalanan mutabakattı. Avrupa Birliği, milyarlarca avroluk mali destek karşılığında Türkiye’den mültecileri topraklarında tutmasını, düzensiz göçü frenlemesini ve gerektiğinde geri göndermeleri uygulamasını talep etmişti. Bu model zamanla Libya, Tunus, Mısır ve Fas gibi ülkelerle yapılan yeni anlaşmalarla genişletildi. Amaç açıktı: Sığınmacıları Avrupa topraklarına ulaşmadan durdurmak ve iltica hakkını coğrafi olarak Avrupa dışına itmek.
“TARAF DEĞİL AMA UYUMLU”
İsviçre bu anlaşmaların çoğuna doğrudan taraf olmasa da, Dublin sistemi, Schengen üyeliği ve AB ile imzalanan ikili anlaşmalar nedeniyle Avrupa iltica rejiminin ayrılmaz bir parçası konumunda. Bu durum, Brüksel’de alınan kararların İsviçre’de de hızla uygulamaya sokulması anlamına geliyor.
Nitekim İsviçre, son yıllarda iltica politikasında belirgin bir sertleşme sürecine girmiş durumda. Devlet Göç Sekreterliği (SEM), hızlandırılmış prosedürleri yaygınlaştırırken, gözaltı sürelerini uzatan ve sınır dışı kararlarını kolaylaştıran uygulamaları rutin hâle getirdi. İnsan hakları örgütlerine göre İsviçre, fiilen “önleyici sınır dışı” mantığına dayanan bir rejimi hayata geçiriyor.
AB’DE YENİ EŞİK: “GERİ DÖNÜŞ
DÜZENLEMESİ”
8 Aralık’ta AB Konseyi tarafından onaylanan “geri dönüş düzenlemesi”, üye devletlere AB dışındaki üçüncü ülkelerle ikili anlaşmalar yapma yetkisi tanıyor. Bu anlaşmalar kapsamında: sığınma başvuruları üçüncü ülkelerde yürütülebilecek, başvurusu reddedilen kişiler bu ülkelere gönderilebilecek, sığınmacılar, hiçbir bağlarının bulunmadığı ülkelere sınır dışı edilebilecek.
İnsan hakları hukukçuları bu düzenlemeyi, kolektif sınır dışı etmelerin ve dolaylı geri itmelerin hukuki zemin kazanması olarak değerlendiriyor. İsviçre’de ise bu gelişme, hâlihazırda var olan geri kabul anlaşmalarının genişletilmesi ve yeni “güvenli ülke” kategorilerinin benimsenmesi riskini barındırıyor.
“GÜVENLİ ÜLKE” KAVRAMI: HUKUKİ BİR KILIF
AB Konseyi’nin onayladığı bir diğer düzenleme, “güvenli üçüncü ülke” ve “güvenli menşe ülke” kavramlarının daha da genişletilmesi oldu. Buna göre, bu ülkelerden geçmiş olan kişilerin sığınma başvuruları artık içerik incelemesi yapılmadan reddedilebilecek. Kolombiya, Bangladeş, Fas, Tunus ve Mısır gibi ülkelerden gelenler ise yalnızca hızlandırılmış prosedürlere tabi tutulacak.
İsviçre’de bu yaklaşım zaten uzun süredir uygulanıyor. SEM’in “güvenli ülke” listeleri, savaş, siyasi baskı ve ekonomik yıkım koşullarını göz ardı ederek hazırlanıyor. AsyLex, Droit de rester ve OSAR gibi kuruluşlar, bu uygulamaların bireysel iltica hakkını ortadan kaldırdığını ve sığınmacıları toplu biçimde “istenmeyen nüfus” olarak kodladığını vurguluyor.
GÖZALTI VE HIZLANDIRILMIŞ SINIR DIŞI
Son yıllarda İsviçre’de sığınmacılar için: idari gözaltı süreleri uzatıldı, Federal sığınma merkezlerinde yarı-cezaevi koşulları normalleştirildi, hızlandırılmış prosedürlerde hukuki destek fiilen etkisizleştirildi, Afganistan, Eritre ve Sudan gibi ülkelerle ilgili koruma kriterleri
daraltıldı.
Sendikalara ve kitle örgütlerine göre bu uygulamalar, İsviçre’nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi ile açık bir çelişki oluşturuyor. Ancak hükümet, AB ile “uyum” gerekçesini öne sürerek bu politikaları savunuyor.
2026 HEDEFİ: İLTİCA HAKKININ TASFİYESİ Mİ?
2024’te kabul edilen ve 2026 Haziran ayında yürürlüğe girecek olan Yeni Avrupa İltica Paktı, İsviçre’nin de taraf olduğu bir çerçeve. Pakt, sığınma başvurularını Avrupa’nın dış sınırlarında kurulan kapalı merkezlerde filtrelemeyi, caydırıcılığı temel ilke hâline getirmeyi ve güvenlikçi yöntemleri merkezî araç olarak kullanmayı hedefliyor.
Bu durum İsviçre açısından, iltica hakkının giderek istisnai, şarta bağlı ve idari keyfiyete açık bir uygulamaya dönüşmesi anlamına geliyor. Avrupa’da yükselen aşırı sağın baskısı altında şekillenen bu yeni rejim, sığınmacıları koruma altına almak yerine, onları mümkün olan en erken aşamada sistem dışına itmeye odaklanıyor.
İsviçre, kendisini “insani gelenek” söylemiyle tanımlamaya devam ederken, fiiliyatta Avrupa’nın iltica karşıtı dönüşümünün aktif bir parçası hâline geliyor. (Arkadaş)
