Avrupa ve İsviçre’de sığınma sistemleri, bir yandan artan dijitalleşme ve yapay zekâ (YZ) uygulamalarıyla “verimlilik” vaadi altında yeniden şekillenirken, diğer yandan yapısal eşitsizliklerin ve ayrımcılık risklerinin derinleşmesi ihtimaliyle karşı karşıya.
GÖÇ REJİMİ DİJİTALLEŞİYOR
Avrupa, yapay zekânın düzenlenmesinde yeni bir döneme girmiş durumda. Avrupa Birliği, 2024 yılında yapay zekâya ilişkin AI Act adlı düzenlemeyi kabul ederek bu alanda ilk kapsamlı yasal çerçeveyi oluşturdu. Aynı dönemde Avrupa Konseyi de yapay zekâyı “insan hakları ve hukukun üstünlüğü” ile ilişkilendiren bir sözleşme üzerinde uzlaştı.
İsviçre ise Avrupa Birliği’nin bu düzenlemesine tabi değil. Ancak Avrupa Konseyi sözleşmesini imzalayarak sürece dahil oldu ve ulusal düzeyde bir düzenleme hazırlığı yürütüyor. Federal Konsey’in yaklaşımını 2026 sonuna kadar açıklaması bekleniyor.
Buna paralel olarak Avrupa Birliği, Haziran 2026’dan itibaren yeni Göç ve Sığınma Paktını aşamalı biçimde uygulamaya koyacak. AI Act, sınır yönetimi ve sığınma prosedürlerinde yapay zekânın kullanımına zaten izin veriyor; özellikle delil değerlendirmelerinde algoritmik sistemlerin yardımcı araç olarak devreye girmesi öngörülüyor.
İsviçre bu paktın bütünüyle parçası olmasa da Schengen ve Dublin sistemlerine bağlılığı nedeniyle bazı uygulamaları dolaylı olarak benimsemek zorunda kalacak.
İSVİÇRE TEMKİNLİ: AMA YÖN AVRUPA’YA DÖNÜK
Şu ana kadar İsviçre’nin sığınma alanında yapay zekâyı doğrudan kullanmaya yönelik somut bir planı bulunmuyor. Federal yaklaşım, genel olarak yenilikçilik, temel hakların korunması ve kamu güveni arasında bir denge kurma iddiasına dayanıyor.
Bununla birlikte, İsviçre’nin göç politikaları çoğu zaman Avrupa eğilimleriyle paralel ilerlediği için, yapay zekânın sığınma prosedürlerine dolaylı veya doğrudan entegrasyonu ihtimali tamamen dışlanmış değil.
“VERİMLİLİK” VAADİ VE YAPISAL RİSKLER
Yapay zekâ kullanımını savunanlar, başvuruların daha hızlı işlenmesi sayesinde idari verimliliğin artacağını ve uzun bekleme sürelerinin sığınmacıların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin azalacağını öne sürüyor.
Ancak eleştirmenler çok daha temkinli: algoritmik sistemlerin önyargıları yeniden üretebileceği, karar süreçlerinin şeffaflığının azalabileceği ve veri toplama ile paylaşım pratiklerinin mahremiyet ihlallerine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Bu nedenle AI Act, sığınma ve sınır kontrolü alanında yapay zekâ kullanımını “yüksek riskli” kategoride değerlendiriyor.
SİSTEM ZATEN SORUNLU
Dikkat çeken noktalardan biri şu: yapay zekâya atfedilen risklerin büyük kısmı, aslında sığınma sisteminde uzun süredir var olan yapısal sorunları yeniden görünür kılıyor.
Öznel değerlendirmelere dayalı “inandırıcılık testleri”, kültürel kodlara göre şekillenen yorumlar ve bürokratik standartlaştırma, hâlihazırda karar süreçlerinde belirleyici rol oynuyor. Bu durum özellikle cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve ifade biçimlerine (OSIEGCS) dayalı başvurularda daha da belirgin hale geliyor.
Bu tür mülakatlarda sığınmacılara sık sık son derece kişisel ve mahrem sorular yöneltiliyor; bu da sürecin yalnızca idari değil aynı zamanda yoğun bir müdahale alanı olduğunu gösteriyor.
ALGORİTMALAR MI, ZATEN VAR OLAN
MESAFE Mİ?
Yapay zekâ, karar süreçlerini hızlandırma potansiyeliyle sunuluyor. Ancak sığınma kurumları zaten yoğun iş yükü altında çalışıyor; bu nedenle dosyalar genellikle standartlaştırılmış kategoriler üzerinden değerlendiriliyor.
Bu idari baskı, karar alma süreçlerinde başvuruların “insansızlaştırılmasına” yol açıyor. Sorun yalnızca teknolojik değil; aynı zamanda kurumsal bir mesafe sorunu.
Dışarıdan bakıldığında ise birçok kararın hangi gerekçelerle alındığını anlamak çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu da şeffaflık tartışmalarını daha da derinleştiriyor.
TEKNOLOJİ TEK BAŞINA BELİRLEYİCİ DEĞİL
Sonuç olarak yapay zekâ, sığınma sistemini tek başına dönüştürecek bir unsur değil. Ancak daha geniş bir siyasi ve kurumsal eğilimin parçası.
Avrupa’da son yıllarda yürütülen göç politikaları, sığınma hakkına erişimi zaten giderek sınırlandırıyor. Bu bağlamda yeni teknolojiler, sistemi kökten değiştirmekten çok, mevcut kısıtlama ve kontrol eğilimlerini güçlendirme riski taşıyor.
Sığınma alanında yapay zekânın kullanımı, teknik bir modernizasyon meselesi değil; doğrudan insan hakları, güç ilişkileri ve devletin karar verme mekanizmalarıyla ilgili politik bir tartışmadır.
Verimlilik söylemi cazip olsa da, asıl soru değişmiyor: Bu sistem daha hızlı mı olacak, yoksa daha adil mi?
(Arkadaş)
