PARLAMENTO KİRACILARIN UMUTLARINI BOŞA ÇIKARDI

Kira krizi derinleşirken, Federal Meclis emlak lobisinin çizgisinde saf tuttu

Kira artışlarının hane bütçeleri üzerindeki baskısı giderek ağırlaşırken, Federal Parlamento’nun Mart ayında gerçekleştirdiği özel oturum kiracılar açısından ciddi bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı. İsviçre Federal Meclisi bünyesindeki iki kanat, kira artışlarını sınırlamayı hedefleyen bir dizi önlemi reddederek emlak çevrelerinin taleplerine açık bir şekilde öncelik verdi.
Ülkede nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan kiracıların alım gücünü rahatlatabilecek düzenlemelerin geri çevrilmesi, konut krizinin siyasal düzeyde nasıl ele alındığına dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Tartışmalar, özellikle kira piyasasının “serbest piyasa” mantığıyla mı yoksa sosyal bir hak perspektifiyle mi düzenleneceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

“FAHİŞ KİRALARA SON” ÖNERİSİ REDDEDİLDİ
Oturumun en dikkat çekici başlığı, Sosyalist Parti tarafından hem Ulusal Konsey hem de Kantonlar Konseyi’nde sunulan “Fahiş kiralara son verilmesi” başlıklı önergeydi. Ancak bu önerge her iki meclis tarafından da reddedildi.
Söz konusu öneri, kira bedellerinin tıpkı KDV, sosyal sigorta (AVS/AHV) ya da şirket vergileri gibi otomatik ve düzenli denetime tabi tutulmasını öngörüyordu. Önerge sahiplerine göre mevcut kira hukuku sistematik biçimde ihlal ediliyor ve bu durum kiraların, boş konut oranı yüksek olsa bile artmaya devam etmesine yol açıyor.
Mevcut yasal çerçeveye göre kira piyasasında klasik arz-talep mekanizmasının sınırsız biçimde işlemesi öngörülmüyor. Aksine, kiraların maliyet esasına göre belirlenmesi ve mülk sahiplerinin öz sermaye getirilerinin sınırlandırılması gerekiyor. Ancak bu ilkelerin fiilen uygulanmadığına dikkat çeken sosyalistler, İsviçre’de kiracıların ortalama olarak %34 oranında fazla kira ödediğini hesaplıyor. Bu da daire başına aylık yaklaşık 370 frank, yıllık toplamda ise 10 milyar franklık bir transfer anlamına geliyor—başka bir ifadeyle, emek gelirlerinden mülk sahiplerine doğru devasa bir kaynak aktarımı.

“TARİHİ FIRSAT” KAÇIRILDI
Kiracıların çıkarlarını savunan ASLOCA (İsviçre Kiracılar Birliği), parlamentonun bu kararını sert bir dille eleştirdi. Birliğe göre kira artışlarını dizginlemenin tek etkili yolu, otomatik ve düzenli bir denetim mekanizması kurulmasıdır.
ASLOCA Başkanı ve aynı zamanda Kantonlar Konseyi üyesi olan Carlo Sommaruga, alınan kararı “kiraları hukuka uygun seviyelere çekmek için kaçırılmış tarihi bir fırsat” olarak nitelendirdi. Sommaruga’ya göre Parlamento, emlak lobisinin baskısı karşısında geri adım attı.
Ancak mücadele burada sona ermiyor. ASLOCA, benzer talepleri içeren bir halk inisiyatifi için imza toplamaya devam ediyor. Bu durum, konut meselesinin önümüzdeki dönemde doğrudan demokrasi araçları üzerinden yeniden siyasallaşacağını gösteriyor.

KONUT POLİTİKASI YETERSİZ, SENDİKALAR TEPKİLİ
Görüşülen bir diğer başlık, konut inşasını teşvik eden federal programların yenilenmesiydi. Ulusal Konsey bu öneriyi kabul etti; ancak sol partiler ve sendikalar mevcut kaynakların artırılmasını talep ediyordu.
İsviçre Sendikalar Birliği, parlamentonun bu tutumunu “anlaşılmaz” olarak değerlendirdi. Sendikalara göre kamu destekli konut üretimi, hem hızlı hem de etkili bir biçimde uygun fiyatlı konut arzını artırmanın en temel araçlarından biri. Özellikle kamu yararına konut projelerinin genişletilmemesi, mevcut konut krizini daha da derinleştirme riski taşıyor.

İKLİM KRİZİ BİLE GÖRMEZDEN GELİNDİ
Parlamentonun reddettiği bir diğer öneri ise, sıcak hava dalgaları sırasında konutlarda oluşan aşırı ısının “ayıp” (kusur) olarak tanımlanmasını öngörüyordu. Bu düzenleme, yetersiz yalıtım veya güneşten korunma önlemlerinin eksikliği gibi yapısal sorunlar nedeniyle ortaya çıkan aşırı sıcaklık durumlarında kiracılara kira indirimi hakkı tanımayı hedefliyordu.
Bu önerinin reddedilmesi, yalnızca konut politikalarının değil, aynı zamanda iklim krizinin sosyal etkilerinin de siyasi düzeyde yeterince dikkate alınmadığını gösteriyor.

YAPISAL BİR GÜÇ DENGESİ SORUNU
Parlamentodaki bu gelişmeler, İsviçre’de konut krizinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sınıfsal ve politik bir mesele olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Emlak sermayesinin siyasal temsil gücü, kiracıların gündelik yaşam koşullarını doğrudan etkileyen kararların şekillenmesinde belirleyici olmaya devam ediyor.
Kiraların sürekli arttığı, konutun giderek daha fazla bir yatırım aracına dönüştüğü bir ortamda, Parlamento’nun aldığı bu kararlar mevcut eşitsizlikleri pekiştirirken, kiracılar açısından çözüm umutlarını da zayıflatıyor. Önümüzdeki süreçte gözler, hem sendikal hareketin hem de doğrudan demokrasi mekanizmalarının bu tabloyu değiştirip değiştiremeyeceğine çevrilmiş durumda. (Arkadaş)