| İsviçre | Manşet

Mücadeleden başka bir seçenek yok !

Evde, sokakta, işyerlerinde yaşanan şiddet, kadınerkek gelir eşitsizliği, yarı zamanlı çalışma, tecavüz ve taciz, mültecilerin yaşadığı sorunlar… Dünyanın tüm kadınları için ortak olan bu sorunlara karşı, yine dünyanın her yerinde kadınların ortak mücadelesi sürüyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla Brava politik kısım sorumluları Simone Eggler ve Georgiana Ursprung ile arkadasımız Emine Sarıaslan İsviçre ve kadına yönelik şiddeti konuştu.

25 Kasım kadına yönelik şiddete karşı dünyada eylem günü. İsviçre’de durum nasıl?

Geçen yıla oranla kıyaslama yapıldığında bu yıl içerisinde kadına uygulanan şiddet sebebiyle yaşanan ölüm oranlarında bir artış eğilimi gözlemleniyor. Ama bununla ilgili kesin değerlendirmeyi ancak sene sonu itibarıyla yapmamız mümkün olabilir. Ancak öldürme amaçlı suç fiiline ilişkin bir değerlendirmede bulunmamız şu an için mümkün değil çünkü girişim aşamasında kalan öldürmeye teşebbüs rakamları polis raporları ile ancak önümüzdeki yılın mart ayı itibarıyla paylaşılıyor. 2020 yılına ait rakamlara bakıldığında bir önceki yıla nazaran cinsiyetçi kadın cinayetlerinin 2 kat arttığı görülüyor. Ancak şiddetin benzer biçimlerinin yaygınlığına dair yeterli bir veri yok çünkü İsviçre’de konuyla ilgili yapılan araştırma ve kayıt altına alma işlemleri yetersiz. Federal Konsey konuyla ilgili düzenli veri toplanmasına yönelik karar çıkarma aşamasındaydı ancak korona sebebiyle bu süreç ertelendi. Ancak bu kararın içerikli iyi bir karar olacağına dair endişeler de var lakin Federal Konsey maliyeti gerekçe göstererek yapmama yönünde de karar alabilir. Şiddetin biçimleri ve yaygınlığına yönelik sahip olduğumuz bilgiler de sınırlı. Konuyla ilgili yürütülecek anket çalışmalarında şiddete maruz kalanların maruz kaldıkları şiddete dair somut bilgiyi paylaşmalarında da sorunlar olabiliyor.

Biraz önce kadın cinayetlerinin sayısında artış olduğunu söyledin. Bu artışın kaynağı ne?

Şu an bilmiyoruz çünkü bununla ilgili bir araştırma yok. Böyle bir araştırmanın yapılması bizim taleplerimiz arasında yer alıyor. Meydana gelen cinayet olaylarının tek tek ele alınıp incelenmesi gerekiyor çünkü her olayda farklı faktörler rol oynuyor. Buradan elde edilen sonuçlar öğretici olacak. Ama tek tek olayların kaynağına ilişkin bir şey söyleyemesek de esas kaynağın erkek egemen sistem olduğunu biliyoruz. Sosyal ilişkilerin cinsiyetçi olarak bölüşümü, yine cinsiyetçi kadın cinayetlerinin meydana gelmesinin arka planında yer aldığını biliyoruz. Ekonomik ve başka toplumsal sorunlar da bunu besleyen rol oynuyor. Dikkat çeken bir başka konu ise aile içi vakalarda yaşça daha ileri evli çiftlerden erkeğin eşini öldürmesinden sonra intihar etmesi. Bu tür vakaların arka planı hakkında çok bilgi sahibi değiliz ama bildiğimiz şey erkeğin kadını öldürmesi. Rol dağılımında geleneksel durum burada da bozulmuyor. Eşine bakmak zorunda kalan erkeklerin önce eşini öldürüp intihar ettiği vakalara karşın, kadınlar aynı koşullarda erkeğin bakımını yapmaya devam ediyorlar örneğin. Bu tür olayların da ayrıntılarıyla incelenmesi gerekiyor.

Kadın cinayetleri vakalarının artışında pandemi nasıl bir rol oynadı?

Pandemi döneminde eve kapanma, izolasyon, kaygı, korku ve benzeri durumların ekonomik, psikolojik ve toplumsal yansımaları rol oynamıştır kesinlikle. Ancak tam olarak nasıl bir rol oynadıklarına dair yeterince bir veri yok henüz. Bu durumun da titiz bir biçimde araştırılması lazım.

Simone Eggler

Kadın cinayetleri ve arka planına değinmeye çalıştık. Peki kadına yönelik şiddet konusunda ne söylenebilir? Ne tür şiddetten bahsetmek mümkün?

Öncesinde de konuştuğumuz üzere cinsiyetçi şiddet var. Yani sırf kadın olmasından kaynaklı şiddet. Bu şiddetin alt kademelerini ise fiziki, psikolojik, cinsel, yapısal şiddet ve toplumsal şiddet gibi biçimlerden oluşuyor. Örneğin ben toplumun sosyal yapısı içerisinde ayrımcılığa maruz kalıyor, daha düşük ücret alıyor, işe alımda cinsiyetimden kaynaklı istismara uğruyor, mesleki kariyerimde ilerlemiyorsam, toplumsal-sosyal bir şiddettin mağduruyum demektir. Bunun dışında yaptırımlarla bağlanmış davranış düzenlemesi de bu şiddetin bir biçimi oluyor. Yapmakla yükümlü tutulduğun ve yapmadığın şeyler karşısında cezalandırma sopasının kullanılması gibi… Ev içi ekonomik ve sosyal hiyerarşide yaşanan şiddet biçimleri de benzer yansımalar içeriyor.

Tarihsel olarak yapısal şiddete karşı 50’li yıllardan bu yana yürürlüğe koyulan yasalarla bazı ilerlemelerin sağlandığı söylenebilir. Ancak bu yasal düzenlemelerin pratik olarak işlevsel olduğunu söylemek mümkün değil. Yani uygulama çok farklı işliyor. Eşit hakların dışında kalan her türlü uygulama aslında bir tür şiddet.

İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması konusunda 14 Haziran’da bir metin yayınladınız. Neydi bu metnin içeriği?

2018 yılından beridir İstanbul Sözleşmesi İsviçre’de uygulamada. Herşeyden ünce sözleşmenin imzacısı ülkelerin harici bir kurum tarafından sözleşme içeriğine uygun davranılıp davranılmadığına dair denetlenmesi gerekiyor. Buna ilişkin devlet tarafından görevlendirilmiş bir kurumun yayınladığı raporun dışında biz 100’ün üzerinde çeşitli toplum örgütünün yer aldığı danışma ve değerlendirme kurumlarıyla alternatif bir perspektif ve değerlendirme sunduk. Bu değerlendirme şiddete maruz kalan örneğin, zorla evlendirilenler, zorla sünnet ettirilen kadınlar ve LGBTİ’lerin perspektifini de taşıyordu. Mülteciler, göçmenler çocuklar ve engelliler de bu perspektifin içinde yer aldılar. Toplumsal statülerine ve fiziksel ve ruhsal durumlarına göre bireyler şiddeti farklı farklı yaşayabiliyorlar. Bir göçmenle bir yerlinin, bir engelliyle normal bir bireyin maruz kaldığı şiddet ve çıkan sonuç aynı değil neticede. Örneğin İsviçre’de şiddete maruz kalan engelli kadınların kalabileceği ve ona göre düzenlenmiş sadece bir sığınma evi var. Ya da dil sorunundan kaynaklı yanlış bilgiler mevcut. Göçmen kadınlar örneğin sığınma evlerinde çocuklarının ellerinden alına bileceğine dair yanlış bir inanca sahip olabiliyor… örnekler arttırılabilinir. Değerlendirmenin sonucuna ilişkin ise şu söylenebilir: kısmen iyi şeyler yapılsa da yapmamız gereken daha çok ama çok iş var. Her şeyden önce kaynak ve para sorunuz var. Sözleşmenin 4.maddesinin yükümlü kıldığı uygulamaları yerine getirmede; yani etnik kimliğinden, oturum durumunda bedensel özelliklerinden bağımsız olmak üzere herkesin aynı koşullarda yararlanabileceği hizmeti sunma sorununda İsviçre’nin kat etmesi gereken çok büyük bir yol var.

İsviçre sözleşmeyi imzalayarak kabul etmiş ama uygulama için ihtiyaç duyulan desteği sağlamıyor. Neden sağlamıyor?

Politik yapı burada önemli bir rol oynuyor ve tedbirlerin ve uygulamaların hayata geçirilmesi de doğal olarak güç ilişkilerine bağlı kalıyor. Politik güç dağılımı dolayısıyla kantonlarda da etkili oluyor. Basel, Zürih, Cenevre gibi kentlerde olumlu ilerlemeler var ancak ülke genelinin düzeyi henüz çok geride. Sağlanan ilerlemede toplumsal bilincin artmasının, kadın hareketinin güçlenmesinin önemli derecede etkisi oldu ve toplumsal bir baskı sağladı. Öte taraftan şiddet olgusu popülist sağ partiler tarafından ırkçı tutum ve eğilimleri güçlendirecek şekilde istismar edilerek kullanılıyor. Örneğin göçmenlerde yaşan şiddet olaylarının çözümünü şiddete başvuranı sınır dışı etmekte ve göçmenleri kriminaleştirmede görüyor. Diğer burjuva partilerde sorun ise para sorunu. Kaynak ayırmak istemiyorlar. Şiddete karşı açılan davalar çok uzun sürüyor ve şiddet kurbanları için bir eziyete dönüşüyor. Askeri harcamaları arttıranlar, buraya kaynak vermiyorlar.

Öne sürdüğünüz taleplerin hayata geçirilmesi için ne yapılması lazım?

Mücadeleden başka bir seçenek yok. İstanbul Sözleşmesi çerçevesi itibarıyla koruyucu ve iyi bir sözleşme ve çok somut. Bunu bir araç olarak kullanmayı ve uygulanmasını güvence altına almayı sağlamız gerekiyor. Konuyu sürekli güncel tutup, sokakta, parlamentoda baskıyı arttırıp takip etmemiz gerekiyor.

 

Georgiana Ursprung

İsviçre’ şiddete maruz kalan kadınların sayısında artış var. İsviçre’de yaşayan göçmenler arasında durum nedir?

Sayısal olarak şiddetteki artış polis kayıtları üzerinden belirlenebiliyor. Ama bu kayıtların tüm şiddet vakalarını içerdiğini ya da doğru şiddet vakalarını içerdiğini söylemek daha titiz bir çalışmayı gerektiriyor. Şiddete görüldüğüne dair başvurularda bir artış eğilimi gözleniyor ancak bunun şiddettin kendisinin arttığına dair yeterli derecede veri sunduğunu söylemek zor. Göçmen kadınların yerlilere nazaran daha çok ya da daha az şiddete maruz kaldığına dair değerlendirme yapmamıza yarayacak istatistikî bir çalışma maalesef yok. Ancak göçmen ya da sığınmacı statüsünde bulunan kadınların şiddete maruz kalma potansiyellerinin koşullarla ilişkili olarak daha fazla olduğu söylenebilir. Sığınmacı kadınların geldikleri ülkelerde ya da yolculukları boyunca farklı türlerden şiddete maruz kaldıkları biliniyor. Ayrıca mültecilerin sığınma evlerinde teknik alt yapı yetersizliği, kadın danışmanların eksikliği ise ayrı bir sorun kaynağı. Bu yönüyle bu sığınma evlerinin kendisi, cinsiyetçi, cinsel şiddetin kaynağı oluyor. Kadınların bu tür yerlerde maruz kaldıkları şiddeti bildirmede yaşadığı sorunların yanı sıra, iletişimde olacak personelin de yetersizliğinden kaynaklı problemleri fazlaca mevcut. Şiddete maruz kalanlara sunulan destekten yararlanmak amacıyla başvurulacak mercilerle ilgili de sorun söz konusu çünkü iletişim dili ile ilgili erişim problemleri var. Maruz kalınan şiddetin bildirilmesinde de mültecilerin ve göçmen kadınların oturum durumundan kaynaklı sorunları oluyor genellikle ve geçmişte yaşadıkları tecrübelerden de hareketle statülerini kaybetmemek uğuruna şiddete suskun kalmayı tercih ediyorlar. Geniş bir sosyal çevre olanağı olmadığından daha dar bir alanda izole bir duruma katlanmak zorunda kalıyorlar. Eşin kadın üzerindeki izolasyon baskısı belirleyici oluyor bu durumda. İlişkilerini kısıtlama, dışarı çıkması engelleme, başkalarıyla görüşmesini yasaklama gibi. Bu tür bir izolasyon altında yaşayan kadınlar nereden ve nasıl yardım alacağını da bilmiyorlar.

Sayısal bir veri olmadığını söyledin. Ama danışma ve yardımlaşma bürolarının şiddetin biçimi ve yaşandığı yere dair sanırım bir düzeye kadar bilgileri vardır. Diğer taraftan sence maruz kalınan şiddet sınıfsal mı? Yani eğitimli üst sınıflardan birinin maruz kaldığı şiddet biçimsel ve sayısal olarak alt sınıflardan farklı mı?

Ne yazık ki İsviçre’de bu konu ile ilgili detaylı sonuçlar çıkaran ve doğru bir değerlendirmeye kaynaklık edebilecek bir araştırma ve çalışma yok. Esasında cinsiyet kaynaklı bir şiddet olduğundan kadın cins olarak şiddette maruz kalıyor. Ama toplumsal statülerine göre risk faktörlerinin fazlalığı ya da azlığından bahsedilebilinir. Ekonomik durumun neden olacağı stres faktörleri doğaldır ki şiddet ortamının oluşmasının koşullarını güçlendirecektir. Ama bu İsviçreli zengin ailelerde de şiddetin yaşanmayacağı anlamına gelemiyor ve zengin olup da şiddete maruz kalan kadınlar var.

İstanbul Sözleşmesi içerisinde yer alan şiddete maruz kalan göçmen kadınların oturum statülerini kaybetmeden devlet desteği almasını öngören 29. Maddesi İsviçre tarafından ‘bilinçli ya da bilinçsiz’ kabul görmedi. Bu konudaki düşüncen ne?

Evet İsviçre bu maddeye çekince koydu. Koymasının gerekçesi olarak da yürürlükteki uyum ve yabancılar yasasını gösterdi. Bu yasaya göre eşlerin diğer eşten bağımsız oturum hakkına kavuşması en az 3 yıl evli kalmasını ve İsviçre toplumuna entegre olmasını ön görüyor. Ev içi şiddete maruz kalındığında oturum hakkını kaybetmeden evliliğin bitirilmesi C oturumuna sahip olanlarla ya da İsviçre vatandaşı olanlarla evli olunması durumunda mümkün. B ve F oturumlarında bu mümkün değil örneğin. Şiddetin derecesinin kötülüğüne ve sürekliliğine göre ki bu kararı merkezi ya da kantonal göç dairesi veriyor, evliliğin oturumdan bağımsız olarak bitirilip bitirilmeyeceği karara bağlanıyor. Bu durum tabiî ki keyfi davranmayı ve değerlendirmeyi de beraberinde getiriyor. ‘Yeteri derecede kötü şiddet’ kavramı bu açıdan oldukça sorunlu. Fiziki ve psikolojik şiddet bu açıdan farklı etki alanlarına sahip oluyor ve örneğin sonuçları şiddet kurbanları açısından çok daha ağır olmasına rağmen ‘yeteri derecede kötü bir şiddet’ olarak görülmeyebiliyor. Hukuki olarak da iş taraflar arasında karşılıklı suçlamalar neticesinde sonuçsuz kalabiliyor ve şiddet kurbanı açısından oldukça karmaşık bir duruma dönüşebiliyor.

Uyum kriterlerini yerine getirme derken somut olarak ne kast ediliyor?

Kantonlara göre farklılık gösterse de daha çok dil bilme ekonomik olarak kendi geçimini sağlayabilme gibi kriterler aranıyor.

Ama zaten ayrılmak durumunda kalan kadınlar ekonomik olarak zorluklar yaşıyorlar. Çocuk varsa daha da zor. Bu durumda ekonomik olarak kendi başına ayakta durmak çok olanaklı değil…

Yasa iyi formüle edilmemiş ve keyfi uygulamaların önünü kolaylıkla açacak boşluklar içeriyor. Zaten şiddet sonrası boşanan kadınlar birçok sorunla karşı karşıya kalıyorlar. Yeni bir ev, belki başka bir şehir, başka bir iş vs. Bu durumda da ekonomik bağımsızlık pek mümkün olmuyor.

Bu durumda olan şiddete maruz kalmış kadınlar yani B, F gibi oturumlu durumda evlilik ilişkisine sahip kadınlar, ne yapabilirler?

Kesinlikle konuyla ilgili bir danışma bürosuna başvurmaları gerekiyor. İlk şiddete maruz bırakan koşulların ortan kaldırılması, uzman desteğinin sağlanması gerekmektedir. Sonrasında da mevcut olanaklar kişisel durumla uyumlu bir biçimde değerlendirilip çözüm arayışına gidilmelidir.

Şiddet durumunda hangi danışma ve destek kurumlarına gidilmesini önerirsin?

Kişilerin nerde ikamet ettiklerine bağlı.  Farklı kurumlar var. www.opferhilfe-schweiz.ch bu kurumlardan biri. Buradan başka kurumlara ihtiyaç halinde profesyonel yardım amaçlı iletişim kurulabilinir. Bunun yanı sıra kantonal kurumlar da var.

Göçmen kadınların bu konuda daha iyi haklar elde etmesi için ne yapması gerekir?

Her şeyden önce örgütlenmesi ve bir araya gelmesi gerekiyor. Dayanışma bu açıdan önemli işlev görüyor.