MİLYONLARCA KİŞİ FATURALAR ALTINDA EZİLİYOR

Artan yaşam maliyetleri, düşük ve orta gelirli kesimleri giderek daha derin bir borç sarmalına sürüklüyor. Son veriler, yaklaşık üç milyon vergi mükellefinin ya hiç varlığa sahip olmadığını ya da çok sınırlı bir birikimle yaşamını sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Artan kiralar, sağlık sigortası primleri ve beklenmedik giderler, giderek daha fazla haneyi finansal çıkmaza itiyor. Borç takibi (icra) dosyalarının sayısı ise birçok bölgede rekor seviyelere ulaşmış durumda.

 

“POSTA KUTUMU AÇMAKTAN KORKUYORUM”

Basına da yansıyan ve Solothurn’da yaşayan 30’lu yaşlardaki Tanja C.’nin sözleri, bu krizin bireysel düzeydeki yıkıcılığını gözler önüne seriyor: “Posta kutumu açmaktan korkuyorum.”

İsviçre genelinde ödeme gecikmesi yaşayan hane sayısı son yıllarda belirgin biçimde arttı. Finansal çöküş riski, artık geniş toplum kesimleri için somut bir tehdit haline gelmiş durumda.

Budget-conseil Suisse direktörü Philipp Frei, borçluluğa dair yaygın bir önyargıyı reddediyor: “Birçok kişi borçlu bireylerin kendi hataları yüzünden bu duruma düştüğünü düşünüyor. Oysa çoğu zaman borçlanmanın nedeni beklenmedik bir olaydır.” Çünkü borçluluk “bireysel hata” değil, yapısal bir sorun.

Dettes Conseils Suisse tarafından yapılan değerlendirmeler de bu görüşü doğruluyor. Elbette bazı vakalarda bütçe yönetimindeki zayıflıklar etkili olsa da, çoğu hane için borçlanmanın tetikleyicisi hastalık, iş kaybı, boşanma veya kaza gibi ani yaşam kırılmaları oluyor. Bu tür durumlarda gelir bir anda %20–30 oranında düşebiliyor ve birçok hane bu şoku tolere edemiyor. Özellikle tek ebeveynli aileler, bu kırılganlık zincirinden en ağır etkilenen gruplar arasında yer alıyor.

 

GELİR ERİYOR, BARINMA MALİYETİ PATLIYOR

İsviçre’de düşük gelirli haneler için (aylık 6000 frank altı) son yıllarda iki temel gider kalemi belirleyici hale geldi: kira ve sağlık sigortası primleri. Araştırma kurumu Sotomo tarafından yapılan bir ankete göre, her beş haneden ikisi gelirinin %30’dan fazlasını yalnızca konuta harcıyor.

Bu tablo, tasarrufu neredeyse imkânsız hale getiriyor. Baloise ve YouGov Suisse tarafından yapılan bir başka araştırmada, katılımcıların yarısı hiç tasarruf edemediklerini belirtiyor.

Frei’ye göre bu durumun özeti net: “Birçok hanede kullanılabilir gelir dramatik biçimde düştü.”

 

BORÇ SARMALI GENİŞLİYOR

Federal istatistik Ofisi (OFS) verilerine göre, faturalarını ödemekte zorlanan hanelerin oranı 2022’de %12,1 iken, iki yıl içinde %15,4’e yükseldi. Bu artış, borç takiplerinin (icra süreçlerinin) da hızla çoğalmasına yol açtı. Borç baskısı altındaki haneler, hayatta kalabilmek için önceliklendirme yapmak zorunda kalıyor. Bu da genellikle vergi borçlarının, sağlık sigortası primlerinin ve kredi kartı ödemelerinin ertelenmesi anlamına geliyor.

Ancak daha çarpıcı olan, artık kira ödemelerindeki gecikmelerin de artması. Sosyal açıdan dezavantajlı kesimleri savunan Surprise adlı kuruluşun analizine göre, Lausanne ve Neuchâtel kantonunda tahliyeler yalnızca birkaç yıl içinde %50 oranında arttı.

 

“ŞİMDİ AL, SONRA ÖDE”: BORCUN YENİ YÜZÜ

Borçlanma yalnızca zorunluluktan kaynaklanmıyor; finansallaşmış tüketim kültürü de süreci hızlandırıyor. Özellikle “şimdi al, sonra öde” (Buy Now, Pay Later) sistemleri son yıllarda çift haneli büyüme oranlarına ulaştı.

UBS bu konuda yaptığı bir değerlendirmede, tüketicilerin irrasyonel satın alma kararlarının yoğun pazarlama stratejileriyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguluyor.

Philipp Frei’ye göre bu durum özellikle gençler açısından alarm verici: “Gençler sosyal medyada sürekli reklam bombardımanına tutuluyor.”

Bu reklamlar çoğu zaman taksitli ödeme seçenekleri sunarak tüketimi teşvik ediyor. Ancak gecikmeler durumunda faiz oranlarının hızla artması, bireyleri kısa sürede derin bir borç tuzağına sürüklüyor.

 

REFAH DEVLETİNDE GÖRÜNMEYEN KRİZ

İsviçre genellikle yüksek yaşam standartlarıyla anılsa da, ortaya çıkan tablo bu “refah” anlatısının önemli ölçüde sınıfsal olarak parçalı olduğunu gösteriyor. Nüfusun yarısının neredeyse hiçbir birikime sahip olmaması, kapitalist ekonominin merkez ülkelerinde dahi maddi güvencesizliğin yapısal hale geldiğini ortaya koyuyor.

Krizin üç temel boyutu öne çıkıyor:

  • Barınmanın metalaşması: Kiraların gelir içindeki payının %30’u aşması, konutun temel bir hak olmaktan çıkıp spekülatif bir yatırım aracına dönüştüğünü gösteriyor.
  • Sağlığın piyasalaşması: Zorunlu sağlık sigortası primlerinin artışı, sosyal devlet mekanizmalarının aşındığını ortaya koyuyor.
  • Finansallaşma ve borç rejimi: Tüketici kredileri ve “şimdi al sonra öde” sistemleri, düşük gelirli kesimleri finansal sisteme bağımlı hale getirerek borcu kalıcılaştırıyor.

Bu bağlamda borçluluk, bireysel hatalardan ziyade neoliberal ekonomik düzenin ürettiği yapısal bir sonuç olarak okunmalı. Beklenmedik bir hastalık ya da iş kaybının milyonlarca insanı hızla yoksulluğa itebilmesi, sosyal koruma mekanizmalarının yetersizliğine işaret ediyor.

Öte yandan İsviçre’de yaşanan gelişmeler, yalnızca ulusal bir kriz değil; aynı zamanda uluslararası ölçekte derinleşen eşitsizlik, güvencesizlik ve borç ekonomisinin tipik bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. (Arkadaş)