KAMUSAL EĞİTİM BÜTÇE KISKACINDA

ÜNİVERSİTE HARÇLARI ZAMLANIYOR

İsviçre’de yükseköğretim sistemi, federal hükümetin bütçe kesintileriyle birlikte yeni bir eşitsizlik dalgasıyla karşı karşıya. 2027’den itibaren üniversitelere aktarılan federal kaynakların ciddi biçimde azaltılması planı, kamusal eğitimin mali yükünü doğrudan öğrencilere yıkarken, “fırsat eşitliği” söyleminin giderek içinin boşaldığını gözler önüne seriyor.

 

Federal bütçede öngörülen kesintiler kapsamında, kantonal üniversiteler her yıl 120 milyon İsviçre frangı, ETH Zürih ve Lozan EPFL gibi federal teknoloji enstitüleri ise 78 milyon frank daha az kaynak alacak. Üniversite yönetimleri bu açığı telafi etmek için öğrenim harçlarını artırmayı tercih ederken, eğitim hakkı adım adım piyasa mantığına terk ediliyor.
Bu sürecin ilk somut sonuçları şimdiden görülmeye başlandı. ETH Zürih ve EPFL, 2025 itibarıyla yabancı öğrenciler için harçları üç katına çıkararak dönem başına 2.190 franga yükseltti. Bern Üniversitesi, 55 milyon franklık bütçe açığı nedeniyle bazı ders ve programları iptal etti. Bern Uygulamalı Bilimler ve Sanatlar Yüksekokulu’nda İsviçreli öğrenciler için dönemlik ücret 850 franga çıkarılırken, yabancı öğrencilerden 2.350 franga kadar ödeme talep ediliyor. St. Gallen Üniversitesi’nde ise uluslararası öğrenciler için harçlar 3.300 frankı aşmış durumda. Ticino kantonundaki Università della Svizzera italiana (USI) ise zaten İsviçre ortalamasının çok üzerinde –yaklaşık 4.000 frank– seyreden ücretlerini “yapısal bir tercih” olarak savunuyor.

EĞİTİM BİR HAK MI, SATIN ALINABİLİR BİR HİZMET Mİ?
Bu gelişmeler, İsviçre’de yükseköğretimin giderek kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp bireysel bir yatırım ve ayrıcalık alanı haline getirildiğini gösteriyor. Üniversiteler birliği Swissuniversities’in de uyardığı gibi, kayda değer harç artışları anayasanın mali güce değil liyakate dayalı eğitim hakkı ilkesine açıkça aykırı. Ancak bu uyarılar, federal düzeydeki tasarruf politikalarını durdurmaya yetmiş görünmüyor.
Sorunun özü, üniversitelerin “verimsizliği” ya da “aşırı harcaması” değil; devletin bilinçli biçimde eğitim alanından çekilmesi. Sosyal devletin temel sütunlarından biri olan kamusal yükseköğretim, neoliberal bütçe disiplinine, boş kasa ve kemer sıkma politikalarına kurban ediliyor. Kamu kaynakları kısılırken, üniversiteler rekabet, marka değeri ve “uluslararası cazibe” söylemleriyle harç artışlarını meşrulaştırıyor.
SINIFSAL BİR FİLTRE OLARAK HARÇLAR
Harçlardaki artış, özellikle dar gelirli ailelerden gelen öğrenciler, göçmen kökenliler ve uluslararası öğrenciler için fiili bir eleme mekanizması işlevi görüyor. Burs sisteminin yetersizliği düşünüldüğünde, üniversiteye erişim giderek aile gelirine bağlı hale geliyor. Bu durum, İsviçre’nin sıkça övündüğü “toplumsal hareketlilik için eğitimde fırsat eşitliği” anlatısıyla açık bir çelişki oluşturuyor.
Yükseköğretimi pahalılaştırmak yalnızca bireysel yaşamları değil, uzun vadede toplumu da etkiliyor. Bilgi üretimi, eleştirel düşünce ve bilimsel araştırma kamusal bir yatırım olmaktan çıktıkça, üniversiteler piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillenen kurumlara dönüşüyor. Bu da eğitimin toplumsal işlevini zayıflatıyor.

“REFAH MOTORU” SÖYLEMİ KİME HİZMET EDİYOR?
İsviçre üniversiteleri sıklıkla ülkenin “refah motoru” olarak tanımlanıyor. Ancak bu motorun maliyeti giderek öğrencilerin omuzlarına bindiriliyor. Federal bütçede tasarruf yapılırken, sermaye çevrelerine sağlanan vergi avantajları ve askeri harcamalar sorgulanmazken, eğitimin hedef alınması politik bir tercih olarak öne çıkıyor.
Bugün üniversite harçlarıyla başlayan bu süreç, yarın eğitimin diğer alanlarına da yayılabileceği endişelerini doğuruyor. Bu nedenle tartışma yalnızca birkaç yüz franklık artış meselesi değil; İsviçre’de kamusal eğitimin geleceği ve sosyal devletin sınırlarıyla ilgili temel bir siyasal mesele niteliği taşıyor. (Arkadaş)