İSVİÇRE, ABD’NİN GÜMRÜK SAVAŞINI FIRSATA ÇEVİRDİ
İsviçre, ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergilerine rağmen 2025 yılında bu ülkeye ihracatını rekor düzeye çıkarırken, Washington’dan yaptığı ithalatı azaltarak devasa bir ticaret fazlası elde etti. Ortaya çıkan tablo, “serbest ticaret” söylemi altında yürütülen güç ilişkilerini ve ilaç tekellerinin belirleyici rolünü bir kez daha gözler önüne seriyor.
İsviçre Gümrük İdaresi’nin verilerine göre ülkenin ABD’ye yaptığı mal ihracatı 2025 yılında yüzde 3,9 artarak 54,7 milyar franka ulaştı. Aynı dönemde ABD’den yapılan ithalat ise yüzde 5,7 azalarak 13,3 milyar franka geriledi. Böylece İsviçre’nin ABD ile ticaretinde ortaya çıkan fazla 41,1 milyar frank oldu. Bu, ABD ekonomisinden İsviçre’ye doğru akan muazzam bir değer transferi anlamına geliyor.
Bu olağanüstü dengesizlik, iki ülke arasında aylardır süren gümrük vergisi krizine rağmen gerçekleşti. ABD yönetimi, Ağustos–Kasım 2025 arasında İsviçre menşeli ürünlere yüzde 39 oranında gümrük vergisi uygulamış, daha sonra bu oran geçici olarak yüzde 15’e düşürülmüştü. ABD Başkanı Donald Trump, bu indirimin kalıcı hale gelmesi için 31 Mart’a kadar bağlayıcı bir anlaşma yapılmasını şart koşuyor. İsviçre hükümeti ise bu koşullar altında Washington’la yeni müzakerelere hazırlanıyor. Ancak bu “pazarlık”, iki eşit taraf arasında değil, iki büyük sermaye bloğu arasında yürüyor.
ULUSLARARASI ÖLÇEKTE DE BÜYÜK FAZLA
İsviçre’nin sadece ABD ile değil, dünya genelinde de devasa bir dış ticaret fazlası verdiği görülüyor. 2024’te 60,6 milyar frankla rekor kıran fazla, 2025’te 54,3 milyar franka gerilese de ülke tarihinin en yüksek ikinci düzeyi oldu. Toplam ihracat 287 milyar franka yükselirken, ithalat 232,7 milyar franka çıktı.
Bu rakamlar, İsviçre ekonomisinin uluslararası ticarette ne kadar güçlü bir konumda olduğunu gösterirken, aynı zamanda dünya çapındaki eşitsiz ticaret ilişkilerinin de bir yansıması. Bu, İsviçre’nin dünya ekonomisinde bir “verimlilik mucizesi” olduğu anlamına değil, uluslararası değer zincirlerinden sistematik olarak artı-değer çektiği anlamına geliyor.
İLAÇ VE KİMYA TEKELLERİNİN HÂKİMİYETİ
İhracatın omurgasını bir kez daha kimya ve ilaç sektörü oluşturdu. Yani bu sömürü düzeninin belkemiğini ilaç ve kimya tekelleri oluşturuyor. Bu alandaki ihracat 152 milyar franka ulaştı ve toplam ihracatın yüzde 53’ünü temsil etti. Bir önceki yıla göre artış 3,3 milyar frank oldu. Buna ek olarak araçlar, mücevherat ve değerli metallerin ihracatı da arttı.
Buna karşılık makine, elektronik ve saat gibi sanayi ürünlerinin ihracatı yeniden geriledi. Bu tablo, Roche, Novartis ve benzeri çokuluslu devlerin sadece sağlık alanını değil, İsviçre dış ticaretinin tamamını fiilen kontrol ettiğini gösteriyor. Buna karşılık makine, elektronik ve saat gibi daha “klasik” sanayi kolları gerilemeye devam etti. İsviçre ekonomisi giderek daha fazla patent, tekel ve fikri mülkiyet üzerinden rant üreten bir yapıya sıkışıyor.
AVRUPA’YA SATIŞ ARTTI, ASYA’YA DÜŞTÜ
2025’te İsviçre’nin Kuzey Amerika’ya ve Avrupa’ya yaptığı ihracat artarken, özellikle Almanya, Avusturya, İtalya ve İrlanda öne çıktı. Buna karşılık Asya’ya yapılan satışlar, özellikle Çin, Japonya ve Hong Kong’da belirgin biçimde düştü. Bu da kapitalist-emperyalist sistemdeki jeopolitik ve ekonomik bloklaşmanın İsviçre ticaretine doğrudan yansıdığını gösteriyor.
İTHALATTA DA İLAÇ EGEMENLİĞİ
İthalattaki artışın ana kaynağı da yine kimya ve ilaç ürünleri oldu. Yani İsviçre, uluslararası ölçekte bir yandan ilaç ve kimyasal ürün satarak devasa fazlalar üretirken, diğer yandan aynı sektördeki girdilere bağımlı bir yapı içinde kalıyor. Buna lüks tüketim malları ve mücevheratın artan ithalatı eşlik ediyor; bu da iç piyasadaki sınıfsal kutuplaşmanın başka bir göstergesi olarak kabul edilebilir.
YILIN SONUNDA YAVAŞLAMA
Aralık 2025’te ihracat bir önceki aya göre yüzde 4,5 düşerek 22,5 milyar franka geriledi. Bu düşüşün ana nedeni yine kimya ve ilaç ürünlerindeki azalma oldu. Aynı ay ithalat yüzde 1 düşerek 19,5 milyar franka indi ve aylık ticaret fazlası 3 milyar frank olarak gerçekleşti. Bu durum, İsviçre ekonomisinin ne kadar dar bir tekelci sektöre bağımlı hale geldiğini bir kez daha ortaya koyuyor. (Arkadaş)
