IRKÇI MESAJLAR YAZAN POLİSLERİN YÜRÜTTÜĞÜ YÜZLERCE SORUŞTURMA TARTIŞMALI

Vaud Kantonu’nda hukuk skandalı derinleşiyor

 

Vaud kantonunda, Lozan belediye polisinin içinde ortaya çıkan ırkçı, cinsiyetçi ve neonazi içerikli WhatsApp grupları, yalnızca bireysel bir “etik ihlali” değil, doğrudan yargı sistemini sarsan bir krize dönüşmüş durumda. İnsan hakları kolektifleri ve Fransizca konuşulan bölgeden yaklaşık yirmi avukat, bu polislerin yürüttüğü yüzlerce ceza soruşturmasının iptal edilmesini talep ediyor.

 

IRKÇI POLİSLER ADİL SORUŞTURMA YAPABİLİR Mİ?

Geçtiğimiz yaz, Lozan belediyesi iki ayrı WhatsApp grubunda yaklaşık 50 polisin aktif olduğunu ve bu gruplarda açıkça ırkçı, kadın düşmanı ve neonazi içerikler paylaşıldığını kamuoyuna açıklamıştı. Bu gruplarda bir polisin üç yaşındaki Suriyeli bir çocuğun ölümünü alaya aldığı, Down sendromlu kişilerle dalga geçtiği, kadınlar için “beynin dörtte birine sahipler” gibi ifadeler kullandığı ortaya çıkmıştı.

Sekiz polis hakkında disiplin soruşturması başlatılmış ve geçici olarak görevden uzaklaştırılmıştı. Ancak şimdi tartışma başka bir boyuta taşındı: Bu kişiler bugüne kadar hangi soruşturmaları yürüttü? Mağdurlar, şüpheliler veya tanıklar arasında göçmenler, kadınlar, engelliler ya da siyahlar var mıydı? İnsan hakları örgütlerine göre bu sorular yalnızca etik değil, doğrudan hukuki bir sorundur.

 

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ EMSAL VERDİ

Avukatlar ve kolektifler taleplerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Mohamed Wa Baile davasında verdiği – İsviçre kararına dayandırıyor. Mahkeme bu davada, “bir soruşturmayı yürüten ya da karar veren kişinin ayrımcı inançlara sahip olmasının, tarafsızlığı ortadan kaldırmaya yeterli olduğunu” açıkça belirtti.

Bu nedenle, ırkçı ve neonazi görüşler taşıdığı belgelenmiş polislerin dahil olduğu tüm işlemlerin adil yargılanma hakkını ve ayrımcılık yasağını ihlal etmiş olabileceği vurgulanıyor.

Avukatların ortak açıklaması net: “Bu polislerin dahil olduğu tüm adli işlemler iptal edilmeli ve gerekirse tarafsızlık güvencesi olan kişiler tarafından yeniden yürütülmelidir.”

 

MAĞDURLAR DEĞİL, DEVLET SORUMLU

Ancak polislerin isimleri gizli tutulduğu için, bu polisler tarafından soruşturulmuş kişiler kendilerinin etkilenip etkilenmediğini bile bilmiyor. Bu da skandalın boyutunu büyütüyor. Avukatlara göre sorumluluk mağdurlara değil, devlete aittir: “Bu kişilerin hangi dosyalarda görev aldığını belirlemek ve o dosyaları gözden geçirmek savcılığın görevidir.” Avukatların bu talepleri karsısında devlet sessiz, polis suskun.

Lozan belediye polisi ve Vaud savcılığı gazetecilerin sorularına yanıt vermeyi reddediyor. Yani bir yanda kurumsal ırkçılık ve neonazi fikirlerin polis içinde varlığı resmi olarak kabul edilmişken, öte yanda bu durumun yargı süreçlerini nasıl zehirlediği konusunda tam bir sessizlik duvarı örülmüş durumda. Avukat kolektifi bu noktaya özellikle dikkat çekiyor: “İsviçre’de ilk kez bir yürütme organı, kurumsallaşmış ırkçılığın varlığını kabul etti. Bu nedenle talebimiz olağan dışı değil, zorunludur.”

 

BU BİR “BİREYSEL HATA” DEĞİL, SİSTEM KRİZİ

Ortaya çıkan tablo, birkaç “sapkın polisin” meselesi değil. Irkçı ve faşist görüşler taşıyan kişilerin yıllarca göçmenler, yoksullar, siyahlar, kadınlar ve engelliler üzerinde polis yetkisi kullanmış olması, İsviçre’de “hukukun tarafsızlığı” miti açısından yıkıcı bir gerçeği ortaya koyuyor.

Eğer bu dosyalar yeniden açılmazsa, Vaud Kantonunda ve Lozan’da yargı sistemi fiilen şu mesajı vermiş olacak: Irkçı bir polis tarafından yargılanmak adil yargılanma sayılır. Bu ise yalnızca hukukun değil, demokrasinin de iflasıdır. (Arkadaş)