İNŞAAT SEKTÖRÜNDE TİS İMZALANDI

İşverenlerin istikrar ve kâr beklentilerini güvence altına alan, işçilere ise sınırlı tavizler sunan bir sözleşme.

İsviçre İnşaat İşverenleri Derneği (SSE) delegeleri, 17 Aralık’ta gerçekleştirilen olağanüstü genel kurulda, 12 Aralık’ta müzakere edilen yeni Ulusal Sözleşme’yi (CN) onayladı. SSE, Unia ve Syna sendikaları, 10 yoğun tur müzakere sonrasında 2026 için “sözleşmesiz kalma riski” propagandası eşliğinde anlaşmaya vardı. Mesleki konferanslarda da onaylanması durumunda, yaklaşık 80 bin inşaat işçisi “daha iyi çalışma saatleri ve artan gelir imkânına” kavuşacak.

SEYAHAT SÜRESİ ÜCRETLENDİRİLECEK
Unia İnşaat Sektörü Yönetim Kurulu Üyesi Simon Constantin, yeni sözleşmenin detaylarını paylaştı. Yeni sözleşmeye göre, çalışanların iş yerine gidip gelme süreleri belirli bir süreden itibaren çalışma süresi olarak sayılacak. “Bu uygulama, uzun iş günlerini sınırlamak için sağlam bir çözüm sunuyor. Ayrıca sahada çalışacak tüm işçilere günlük 9 franklık bir saha tazminatı ödenecek. Bu tazminat, ilk 20 dakikalık yol ve sabah molası giderlerini karşılayacak. Daha uzun yol süreleri ise normal ücret üzerinden ve günde bir saati aşarsa fazla mesai olarak değerlendirilecek” dedi. Constantin, ücretsiz 30 dakikalık yol süresinin kaldırılmasının inşaat sektöründe önemli bir değişim olduğunu vurguladı.

UZUN İŞ GÜNLERİ AZALTILACAK
1 Ocak 2027’den itibaren isteğe bağlı olarak uygulanabilecek “sabit planlama modeli” ile yıllık çalışma saatleri kışın 7,5 saat yerine 8,1 saat olarak planlanacak. Bu model, yaz aylarındaki uzun iş günlerini sınırlamak için bir çözüm olarak sunuluyor. Constantin, “Valais kantonunda başarıyla uygulanmış bir model” dedi. Ayrıca fazla mesai düzenlemeleri basitleştirilecek ve işçiler fazla mesailerini isterse ödeme, izin olarak telafi veya uzun vadeli tatil/seyahat/eğitim hesabına aktarabilecek.

“GÜÇLÜ BİR MEKANİZMA!”
Yeni sözleşme, 2026 başından 2031 sonuna kadar altı yıl geçerli olacak. Sendikalar, otomatik enflasyon telafisi (yıllık %2’ye kadar) karşılığında daha uzun bir sözleşme süresini kabul ettiklerini iddia ediyor. Böylece bu dönemde maaş görüşmeleri yapılmayacak, yalnızca enflasyon %2’yi aşarsa yeni görüşmeler gündeme gelecek. Constantin, bunun işçilerin satın alma gücünü güvence altına almak için önemli bir adım olduğunu etti.

SEKTÖRÜN “CAZİBESİ” ARTACAK
Anlaşmada patron tarafının bazı talepleri reddedildi: Cumartesi çalışmasının genel hale getirilmesi ve telafi yapılmaması, genç çalışanların maaşlarının düşürülmesi ve yaşlı çalışanların işten çıkarılmaya karşı korunmasının kaldırılması gibi. Sendikalar ise sabah molası ödemesi ve genel çalışma süresinin azaltılması konularında başarı sağlayamadı. Constantin, “Anlaşma iyi bir adım. İşçiler için ilerleme kaydedildi ve sektörün cazibesini artıracak. Enflasyon telafisi ve yol tazminatı gibi iyileştirmeler uzun süredir çözülemeyen sorunları çözüyor” değerlendirmesinde bulundu. Unia delegeleri 24 Ocak 2026, Syna delegeleri ise 20 Ocak 2026 tarihinde sözleşmeye ilişkin nihai kararlarını verecek.

TEMEL TALEPLERİN MASADA BIRAKILDIĞI BİR SÖZLEŞME
Bu sözleşme, sendikaların iddia ettiği gibi bir “ilerleme” değil; işverenlerin istikrar ve kâr beklentilerini güvence altına alan, işçilere ise sınırlı tavizler sunan bir uzlaşma belgesidir. Altı yıllık sözleşme süresi, otomatik enflasyon telafisi söylemiyle pazarlanırken gerçekte ücret mücadelesinin dondurulması anlamına geliyor. Enflasyonun %2 ile sınırlandırılması, artan yaşam maliyetleri karşısında reel ücretlerdeki erimeyi peşinen kabullenmek demektir. Sendikalar, “sözleşmesiz kalma” tehdidini işçilere karşı bir disiplin aracına dönüştürerek, mücadeleyi genişletmek yerine geri çekilmeyi tercih etmiştir.
Yol süresinin kısmen ücretlendirilmesi gibi kazanımlar, on yıllardır gasp edilen hakların sınırlı bir iadesinden öteye geçmezken; genel çalışma süresinin düşürülmesi, sabah molasının ücretlendirilmesi ve iş yükünün azaltılması gibi temel talepler masada bırakılmıştır. Zira gerçek bir ilerleme; daha kısa çalışma süresi, tam ücretli yol ve mola süreleri, fazla mesainin istisna haline gelmesi ve güçlü işten çıkarma güvenceleri olmadan mümkün değil. Bu nedenle bu sözleşme, mücadeleyi sonlandıran değil, bir sonraki aşamaya taşıyan geçici bir denge noktası olarak okunmalı.
Sendikalar, inşaat sektöründeki yapısal sömürü koşullarını hedef almak yerine, sömürü sistemini daha “katlanılabilir” kılmakla yetinmiştir. Uzun sözleşme süresi boyunca grev ve toplu mücadele (sözleşme) olanaklarının fiilen askıya alınması ise işverenlere altı yıllık bir hareket serbestisi sağlamaktadır.

Bu anlaşma, inşaat işçileri için bir kazanımdan çok, sendikal bürokrasinin “sosyal barış ve diyalog” fetişizmine teslim oluşunun belgesidir. Sektörün “cazibesinin artması” söylemi, ağır çalışma koşullarını, uzun iş günlerini ve güvencesizliği perdeleyen ideolojik bir kılıftan ibarettir. İşçilerin gerçek çıkarlarını savunan mücadeleci bir sendikal çizgi, bu denli uzun, sınırlayıcı ve mücadeleyi felç eden bir sözleşmeyi değil; tabandan güç alan, çatışmayı göze alan ve sermayenin kâr düzenini sorgulayan bir mücadeleyi esas almalıdır. (Arkadaş)