BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  


 ÖNCEKİ YAZILAR
1   2   3   4   5

Örgütlenme ihtiyacı artıyor













Yunus Ekrem

İklim grevi ve kadın grevi etrafında çeşitli dernek, sendika ve kitle örgütlerini bir araya getiren gençlik hareketi vesilesiyle 21 Mayıs Cuma günü İsviçre genelinde 180'den fazla eylem gerçekleştirildi. Gelecek için grev, polise göre Lozan sokaklarında 8 bin, Cenevre'de ise bin beş yüz(1500) kişiyi bir araya getirdi.  Tahmini toplam 30.000 katılımcı ülkenin ana şehirlerinde toplantılar ve eylemler düzenledi. 
Bizde burada son birkaç yıldır süregelen bu eylemlilikler ışığında; gençliğin içerisinde bulunduğu koşullara ve örgütlenme sorunlarına ve çözüm yollarına değineceğiz ana hatlarıyla. 
“Biz gençler geleceğimiz için çok endişeliyiz.  [...] Biz insanlığın suskun geleceğiyiz.  Artık bu adaletsizliği kabul etmeyeceğiz.  [...] Nihayet iklim krizini bir kriz olarak ele almalıyız.  Bu insanlık tarihindeki en büyük tehdittir ve tüm uygarlığımızı tehdit eden eylemsizliğinizi kabul etmeyeceğiz.  [...] İklim değişikliği zaten bir gerçek.  İnsanlar bu yüzden öldü, ölüyor ve ölecek ama bu çılgınlığı durdurabiliriz ve yapacağız.  [...] iklim adaleti sağlanana kadar eylemliliklerimizi yükselteceğiz.  Dünyanın dört bir yanındaki liderleri sorumluluklarını yerine getirmeye ve bu krizi çözmeye ya da kenara çekilmeye çağırıyoruz.  Geçmişte başarısız oldunuz.  Gelecekte bizi hayal kırıklığına uğratmaya devam ederseniz, biz gençler kendimize farklı bir yol yaratacağız.  Bu dünyanın gençliği harekete geçti ve durmayacak”. Diye açıklama yapmıştı gençlik komitesi eylemler öncesi. 
Bu eylemlere önceleri soğuk bakan ve küçümseyen sağ partilerin gençliğinin de giderek daha fazla katılmaları oldukça anlamlı ve üzerinde durulması gereken bir konudur. 
 - Eylemlerin ana temaları; küresel ısınmadan, kadına yönelik şiddet ve mültecilerin kabulü dahil olmak üzere sosyal eşitsizliklere kadar uzanmaktadır.  Hareket ayrıca güçlü bir kamu hizmeti çağrısında bulunuyor.
“Gençlik varlığını tehlikeye atan çapraz kötülüklerin boyunduruğu altındadır. Kazananların ve kaybedenlerin önceden bilindiği hileli oyunun piyonları olmayı reddediyoruz Halk Sağlığı sorunlarını sorgulamadan, gençliğin ekonomik, sosyal ve psikolojik acılarının görmezden gelinmesi karşısında dehşete düştük” diyordu gençlik örgütlerinden biri Pandemi ile ilgili bir eylem çağrısında. 
 Pandemi krizinden kaynaklı kapanmalar kısmen yavaşlatsa da, bu kapanmaların kalkmasından hemen sonra gençlik kesimlerinin hareketlenmeleri, ırkçılığa, sosyal eşitsizliğe, iklim için, kadın hakları için verilen mücadelelerin yeniden başlamasının işaretleriydiler. Gençler toplumu değiştirme sloganlarıyla sokaklardaydılar yeniden. 
Peki, sokaklara dökülen gençler kimlerdir? Sosyal ağlardaki bir çağrıda; çok hızlı ve kitlesel bir şekilde seferber olma yeteneğine sahip bir nesille karşı karşıyayız. İnternete bilgilenen ve gelişen bu dijital neslin koşullar, yöntemler ve araçlar değişse de yine kendinden önceki dönemlerin gençlik kuşaklarınkiyle benzer, ortak noktaları var. Her iki durumda da dünkü toplumun değerlerinin reddedilmesine, insanın bir kez daha endişelerin merkezinde olduğu yeni bir toplum yaratma susuzluğuna tanık oluyoruz. 
Peki, gençliği sokaklara döken bu kaygıların ve sorunların kaynağı nedir? Günümüz gençliği nasıl bir sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel ortam içerisindedir? 
Ulusların ve halkların hapishanesi, açlık, vahşet, yoksulluk, işsizlik, kadın ve çocuk emeğinin yok pahasına sömürülmesi, doğanın tüm kaynaklarıyla  birlikte ve insanın geleceği düşünülmeksizin yağmalanıp, tahrip edilmesi, militarizm, saldırganlık ve savaş demek olan kapitalist-emperyalist sistemdir sorunların kaynağı. Dünya halkları, emekçi sınıflar ve onların genç kuşakları üzerindeki iğrenç saldırılarını her geçen gün daha da azgınlaştırarak sürdüren emperyalist zorbalık; kendi sömürü ve zulüm düzenini yenilmez ve sonsuz, uygarlığın zirvesi, tekelci burjuvaziyi de; tüm insani değerlerin temsilcisi olarak ilan edip, kapitalist haydutluğu aklamaya çalışmaktadır. Dünya emperyalist zincirine bağlanan tüm kapitalist ülkelerde, burjuvazi daha fazla kâr için; işçi ve emekçilere karşı uluslararası karakterde ve ölçekte bir saldırı politikası yürütüyor. Tekelci burjuvazi; içte egemen sınıf olarak «kendi» işçi ve emekçilerine, dışta diğer ülkelerin halklarına karşı baskı ve saldırılarını arttırmakta, mali sermayenin çıkarlarınca belirlenen hegemonyacı bir politika izlemekte, dayatmalarda bulunmaktadır.
Sermaye ve üretimin yoğunlaşması ve merkezileşmesinde görülen büyük artış, emperyalist burjuvazinin ve uluslararası tekellerin kaynak ihtiyacını arttırmakta ve çelişkileri keskinleştirici  bir rol oynamaktadır. Güç ilişkilerinin değişimi ve buna bağlı olarak yeni bloklaşma, çatışma ve paylaşımların gündeme gelmesi  kapitalist emperyalizmin temel gerçeğidir. Emperyalist  devletlerin (çeşitli ülkelerdeki işbirlikçilerini de harekete geçirerek) pazar ve hammadde kaynakları üzerinde denetim kurma ve rakiplerinin etkisini kırma çabaları, içinde olduğumuz dönemde artmış bulunuyor. Bu aşağılık ve iğrenç sistemin; herkese demokrasi, barış, özgürlük ve bolluk getireceğini, hatta getirdiğini ileri süren ikiyüzlü ve adi propagandalarıyla halkların ve emekçi  kesimlerin gözünde hoş ve kabul edilir, alternatifsiz olduğunu göstermeye çalışmaktadırlar. Fakat şu ya da bu biçimiyle hepimiz yaşayarak görüyor ve biliyoruz ki; insanlık her geçen gün daha da yoksulluğa itilmekte ve insanca yaşama hakkı ortadan kaldırılmaktadır.
İnsanlığı yıkıma sürükleyen sorumlular ise; baskıcı, sömürücü dünya egemenliği peşinde koşan tekeller ve sermaye güçlerinden başkaları değildir. 
Bu saldırılardan en ilk pay ise biz gençliğe düşmektedir. Toplumun en dinamik kesimi olan gençlik, sömürü sisteminin ayakta kalması uğruna yoğun baskılarla iliğine kadar sömürülmekte ve geleceği bütünüyle yok edilip, emperyalistlerin kârları uğruna kurban edilmektedir. Fabrikalarda emeği tekellerce sömürülen işçilerin çoğunluğunu biz genç işçiler oluşturmaktayız. Sermaye çıkarları uğruna tekeline aldığı bilime; insanlığa faydalı olma uğruna yönelenlerin beyinlerini esir almakta, beyinleri esir alınanlar biz gençleriz. Özelleştirilip, paralı hale getirilerek  bilimsel eğitim ve sağlıklı yaşam olanakları ellerinde alınmakta olanlar biz gençleriz. İşsizler ordusuna her yıl milyonlarca katılmak zorunda bırakılanlar biz gençleriz. Bir avuç aşağılık kapitalistin biraz daha kâr etmesi uğruna yürütülen savaşlarda  cepheye sürülen ve bir birine  kırdırılan ( kendi çıkarlarına olmayan bir hiç uğruna)biz emekçi ve işçi gençleriz.
“Yeni Dünya Düzeni “dedikleri;  sömürü ve zulüm düzeni olan kapitalizmin kendini yeniden yapılandırması düzenidir. Bütün (sosyalizm sayesinde ve işçilerin dişe diş mücadeleleri sonucu) kazanılmış hakların gasp edilmesi demek olan bu yeniden yapılandırma; işçiler, emekçiler, halklar ve gençlik açısından çalışma ve yaşam koşullarının  kötüleşmesi, özgürlük ve eşitlik ideallerinin ayaklar altına alınması demektir. Gözünü kâr hırsı bürümüş (kâr yapamaz yani sömüremezse yaşayamaz olan) tekelci kapitalist düzen insani olan her şeye düşmandır.
Sermaye ve tekellerin; toprakları ve pazarları paylaşma gayretleri ve bu amaçla sürdürdükleri rekabet insanlığı savaşlara sürüklemektedir. Bu gerici ve haksız savaşlar ve ulusal çatışmalar halklara bağımsızlıklarının tümüyle yok edilmesinin yanında ölüm ve yıkım getirmektedir. Halklar bir birine düşman edildikçe kazananlar hep emperyalistler ve işbirlikçi burjuvalar olacaktır. Bu nedenle şövenizm, milliyetçilik ve ırkçılık gibi gerici akımlar egemenlerce kışkırtılmakta ve gençlik bu gerici dünya görüşleri doğrultusunda eğitilmek ve yönlendirilmek istenmektedir. Burjuvazi yozlaştırma, yabancılaştırma, politikasızlaştırma hedefiyle gençliği; bireyciliğe, rekabete itmekte, gençliğin insanlığın olumlu birikim ve değerlerinden mahrum bırakılması için her imkânı  kullanmaktadır. Bilinemezci, yaradılışçı vs. dünya görüşlerinin pençesine düşürülen gençlik yığınları; bireyciliğin, bananeciliğin, uyuşturucunun ve fuhuşun girdabında  enerjisini  tüketmeye  yöneltilmekte, işe yaramaz, zararsız ve posası  çıkarılmış bir gençlik yaratılmaya çalışılmaktadır. Dejenerasyona mahkûm edilen gençlik, bunun sorumluları tarafından; işe yaramaz, potansiyel «tehlike»,« kayıp» kuşak olarak ilan edilmektedir. Bu durumu kabullenmeyip karşı çıkanlar ise; fiziki, psikolojik, ekonomik vs. bin bir yöntem kullanılarak terörist, anarşist, toplumsal « huzur ve barış»'a zarar veren ve yok edilmesi, etkisizleştirilmesi gereken düşman olarak ilan edilmektedir.
Tüm bu saldırıların nedeni ise; toplumun en duyarlı, çürüyeni, yıkılıp gideni reddetmeye, yeniyi, doğup gelişeni benimsemeye en yatkın kesimini oluşturmamız, toplumun en dinamik, en fedakâr, en atılgan ve en özverili kesimi olmamızdır.
Sınıflar savaşımı tarihi; her yönüyle çürümüş ve kokuşmuş olan bu düzenin sömürücü egemen sınıflarına bizim taşımış olduğumuz bu özellikleri kavratmıştır. Yine bu tarihi tecrübeler gençliği kazananın geleceğide kazanacağını bu zalim kan emicilere kavratmıştır. Bu nedenle; onlar gençlik karşısında kayıtsız kalamazlar. Bizi kazanmaya, ırkçı-dinci malzemelerle  desteklenmiş faşist ve emperyalist ideolojik ve kültürel  propagandalarla bizi şanlı tarihimizden koparmaya, yozlaştırmaya çalışmaktadırlar. Onlar işçi, işsiz, çırak, öğrenci  kadın ve erkeğiyle gençliğin  devrimler ve ayaklanmalar tarihindeki olmazsa olmaz önemini bildikleri için gençliğin  taşıdığı bu devrimci potansiyelinden korkmaktadırlar. Bu yüzden  ne pahasına olursa olsun, gençliği kazanmaya büyük önem verirler. Ama bu zorba ve zalim kan emicilerin  bize verebilecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Bunların bize verebilecekleri tek şey; talep ve özlemlerimizin zor ve terörle(bin bir hileli yöntemi de kullanarak) bastırılması, maddi ve manevi  hayatımızın yozlaştırılarak, yeteneklerimizin güdükleştirilmesi ve sömürülmesidir.
Bilimsellikten uzak, yaşamımıza tamamen yabancı, sermayenin çıkarları doğrultusunda onun ihtiyaç duyduğu kadarıyla bir eğitime tabii tutulmamız, işsizlik, ağır sömürü koşulları, iş ve çıraklık yasaları sonucu bugünümüzü olduğu gibi geleceğimizi de karartıp tekeli ve baskısı altına almaya çalışmaktadırlar.
Biz gençlik olarak çok iyi bilmeliyiz ki; bu kan emiciler bizim hiçbir özlem ve talebimize karşılık veremezler. Kan emiciler bu yetenekten yoksundurlar, çıkarlarına terstir. Çıkarları  biz ezilenlerle uzlaşmaz karşıtlık içindedir.
Peki, öyleyse bizim kurtuluşumuz nerededir? Bizim sömürü ve baskıdan kurtulacağımız, gerçek özgürlüğü yaşayarak yeteneklerimizi sınırsız geliştirme olanağı bulabileceğimiz sömürü, baskı ve mutsuzluk içinde ezilmekten kurtulabileceğimiz, bize gelecek endişesi olmayan, diğer halklarla kardeşçe ve gönüllüce, eşit bir şekilde bir arada yaşayabileceğimiz güvenli ve parlak bir geleceği verecek tek toplumsal sistem sosyalizmdir. Gençliğimize ait olanı ancak devrim ve sosyalizm verebilir, bu nedenle biz objektif olarak devrim ve sosyalizm mücadelesinin  büyük bir potansiyel gücü ve enerji kaynağıyız. Öyleyse geleceğimize sahip çıkalım. 
Ama bunu neyle, kiminle ve nasıl yapacağız? Bu sorulara verilecek doğru cevaplar biz gençlik için hayati önemdedir. Kapitalist toplumu, çürüyeni ve yok olanı yıkacak, yeni toplumu, sömürüsüz, baskısız toplumu kuracak; toplumun geleceğini yeni bir temel üzerinde yeniden inşa edecek tek sınıf işçi sınıfıdır. Biz gençler ise; bu yeni toplumun sahibi olacak olan kuşağı oluşturuyoruz. Yani biz gençlerin çıkarları ve gelecekleri işçi sınıfıyla bir ve özdeştir. İşçi sınıfı gençliği kazanmadan sınıfsal (aynı zamanda ulusal) kölelik düzenini yıkıp, yeni toplumu, özgürlük ve sosyalizm toplumunu kuramaz. Aynı şekilde biz gençler; işçi sınıfıyla birleşmeden özlemlerimize kavuşamayız, geleceğe güvenle bakıp, özgür ve mutlu bir geleceğe sahip olamayız. İşçi sınıfının biz gençleri kazanmasının, biz gençlerin ise baskısız ve sömürüsüz bir geleceği işçi sınıfında bulmamızın nesnel temeli; özel mülkiyet tarafından, bizzat emperyalizm ve kapitalizm tarafından yaratılmıştır. İşçi, işsiz, çırak ve öğrenci gençlik olarak bu bilinçle durmaksızın mücadeleye atılmaktan başka çıkar yolumuz yoktur.
Ama gençliğin homojen bir yapıya sahip olmadığı, her gençlik kesiminin kendine özgü sorunları olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak her gençlik kesimi (işçi, işsiz, çırak ve öğrenci) kendi özel konumundan kaynaklanan sorunları ile hiç ayrımsız tüm gençlik kesimlerini kapsayan sorunları ve mücadelesini  bütünleştirmek, bununda demokrasi, devrim ve sosyalizm mücadelesine bağlayan bağı anlamak ve ona uygun davranmak zorundadırlar.
Peki, bunu neyle ve nasıl yapacağız? Bunu örgütle yapacağız. Çünkü işçi sınıfı ve halkın olduğu gibi, örgüt kapitalizme ve her türden gericiliğe karşı mücadelede gençliğin tek silahıdır. Bu örgütler geniş, sıradan gençlik kitlelerini örgütleyip, birleştirmeye yetenekli örgütler olmak zorundadırlar. İşte gençliğin atölye, işyeri, öğretim kurumu vs. temeline oturan mesleki, akademik örgütlenmeleri bu nitelik ve esneklikte  örgütlerdir. Bu örgütler gençliğin anti-faşist, anti-emperyalist, demokratik (işçi gençlik için aynı zamanda sosyalist) siyasal mücadelesinin birleştiği direniş merkezleri olarak ele alınmak zorundadırlar. Bunlar sadece mesleki ve akademik örgütler değil, aynı zamanda gençliğin gerçek devrimci siyasal mücadele  örgütleri olmalıdırlar. Bu örgütlerin « siyaset dışı» olma politikası, bunları burjuva siyaset çizgisine itmek ve ideolojisine terk etmek olur. Kısaca gençliğin anti-faşist, anti-emperyalist merkezi siyasal örgütlenmesi hangi biçimden ve yoldan doğarsa doğsun; işyerlerine, öğretim kurumlarına, meslek yerlerine, mahallelere vs. dayanmak zorundadır, birim örgütlerinin  merkezileşmesinden doğmak, bütün gençliği kucaklamaya yetenekli örgütler olarak örgütlenmek ve faaliyet  yürütmek zorundadırlar. Bu temel üzerinde gençliğin  enerji, dinamizm, devrim, demokrasi ve sosyalizm için taşıdığı sınırsız fedakârlık  potansiyelinden yararlanmak amacıyla bütün milliyetlerden gençlik  kesimleri ( işçi, işsiz, çırak ve öğrenci)'nin mücadele ve hareketinin alternatif kitlevi militan gençlik örgütü olmalıdır. Var olan örgütlerimizi sahiplenmek ve güçlendirmek görevi ve sorumluluğu herkesten çok biz gençliği beklemektedir. Gençliğin maddi ve manevi ihtiyaçları için öne sürdüğü ekonomik, akademik, demokratik her türlü talebi kararlıca savunmak, bu taleplerin elde edilmesi için gençliğin mücadelesini örgütlemek, kısmi ve ekonomik taleplerin siyasi mücadele ilişkilerini göstermek ve bağlantılarını kurmak  kitlesel, militan bir gençlik hareketinin yaratılması için tüm enerjisiyle  çalışmak gençliğin mutlaka başarması gereken bir görevdir.
Unutulmamalıdır ki; bugün gençlik yığınlarının geniş bir kesimi, asıl olarak, burjuva-emperyalist kuşatma altındadır ve gençlik hareketinin bilinen  zaaflarından dolayı, hareketin dışındadır ve harekete tereddütle bakmaktadır. İşte gençlik örgütünün çalışmasında kavrayacağı ana halkalardan biriside; bu yığınları harekete kazanmak, taşıdıkları mücadeleci dinamikleri ve potansiyeli açığa çıkarmak, onları hareketin aktif üyeleri haline getirmektir. Yaşadığımız ülkede; Türk ve Kürt gençliği olarak ulusal dar görüşlülüğümüzü aşmak, sınıf hareketine bağlanmak, kendi ulusal içe kapanma, tecrit ve sınırlılık eğilimimizle  savaşmak zorundayız. Böyle bir savaşıma girmeden sağlıklı bir siyaset izleyemeyiz. Ortak düşmana karşı diğer milliyetlerden sınıf kardeşlerimizle sınıf dayanışmasına giremeyip, bütünleşemeyiz ve onların güvenini kazanamayız. Unutmamalıyız ki; sorunlarımızın çözümünün zorunlu dayanak noktası; işçilerin uluslararası birleşmesidir. Bu nedenle biz milliyet ayrımı yapmaksızın gençlik örgütlerimizde yerimizi  almalıyız. Bu pratik mücadelemizde ve manevi yaşamımız üzerinde çok olumlu etkilere yol açacaktır. Çıkarımıza olan da budur.
Öyleyse yanlış yapmaktan korkmadan, hata ve zaaflarımızdan arınarak, devrimci coşkuyla geleceği kazanmak için görev başına!...