BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  


 ÖNCEKİ YAZILAR
1   2   3   4   5
 Üniversite Gençliğinin Sorunları

YUNUS EKREM

















    Üniversiteler yeni düşünce sistemleri geliştirip, onları topluma aktaran kurumlar olmanın yanı sıra gerçekleri arayan - koruyan kurumlardır da. Gençliğin şekillendiricisi, geleceğe yol gösterici olarak tanımlanan üniversitelerin sadece eğitim-öğretim, araştırma ve meslek edindirme görevi olmadığına, aynı zamanda da bilim, kültür ve ideoloji üreterek ve bu üretimleri topluma aktararak toplumu bilinçlendirme görevleri de vardır. Bu nedenlerle üniversitelerin kuruldukları yerlerde, toplumu geliştirecek güç olduklarını söylemek de mümkündür. Üniversiteler ne işlevsel olarak ne de fiziksel olarak çağın gerisinde kalamazlar. Üniversiteler günümüzün en önemli kurumlarındandır. Bilimde ve teknolojide yaşanan gelişmeler üniversiteleri değişmeye zorlar yani üniversite yapıları çağın gereksinimlerini karşılayabilmelidir. 
Dünyanın en iyi üniversitelerine sahip olduğu söylenen İsviçre’de durum nedir? Neo-liberal politikaların hakim olduğu bütün ülkelerde olduğu gibi İsviçre’de de eğitim kurumları tamamen kâra dayalı bir mantıkla yönetilmektedir. Tasarruf adı altında temel haklardan biri olan eğitimde sürekli kısıtlamalar ve zaten var olan eşitsizliği daha da derinleştiren uygulamalar her geçen gün artmaktadır. İlkokuldan başlayarak eleyici ve ayrımcı uygulamalar(paralı özel okullar, gettolar arası oluşan eğitimde kalite farkı, yerli ve yabancı öğrencilere önyargılı yaklaşımlar v.s). Bu neo-liberal politikalar burjuvazinin kendi çıkarları doğrultusunda, işine geldiği kadar eğitim ve kalifiye eleman ihtiyacını karşıladığı kadarıyla eğitim kurumları şekillendirilmektedir. 
    2020 yılı sonbaharında yaklaşık 19.000 yeni öğrenci İsviçre’de üniversite kapılarından içeri girdi. İsviçre'deki 10’u kantonal,  2’ si federal düzeyde olmak üzere toplam 12 üniversiteye ve meslek yüksekokullarına giden 240.000 öğrenci var. Bunun yaklaşık 4’te 1’i yabancı öğrencilerden oluşmaktadır. Yükseköğretimdeki kadın oranı son yıllarda önemli ölçüde artış göstermektedir. İsviçre üniversitelerinde en çok beğenilen bölümler 40.000 öğrenci ile beşeri bilimler (tarih, felsefe, diller v.s) ve sosyal bilimlerdir. 
    Doğa bilimleri ve pozitif bilimlerin 25.000 kayıtlı öğrencisi var. Bunu 22.000 öğrenci ile ekonomi takip ediyor. Hukuk fakültelerinde 16.000 öğrenci, Tıpta 15.000 öğrenci bulunuyor. İsviçre'de 25 yaş ve üzerindeki nüfusta üniversite mezunu veya eşdeğeri oranı %30,6'ya ulaşırken, Finlandiya’dan( mezunların %40. 7’si), Hollanda'dan (%45.4) veya Japonya'dan (%45.1) geridedir.
İsviçre, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri ortalamasının bile altında ve neredeyse Almanya ile aynı seviyededir (%30.9) 
Dört yılda bir hazırlanan raporlara göre eğitimde yüzlerce sorun tespit edilmekte ama çözümü noktasında nedense gerekli adımlar atılmamakta, kâr-zarar hesabı yapılarak sorunlar bir yumak halinde çoğalmaya terkedilmektedir. Covid-19 sağlık krizi bu sorunları daha da derinleştirdi ve görünür kıldı. Yapılan güzellemelerin ne kadar sahte ve yersiz olduğu olanca çıplaklığıyla gözler önüne serildi. 
Peki, pandemi krizi üniversite öğrencilerinin var olan sorunlarını nasıl etkiledi? 
    Lozan Üniversitesi öğrenci Dernekleri Federasyonu Covid-19 koşullarında uzaktan ders ve sınavların öğrenciler üzerindeki etkilerini belirlemek için yapılan anket sonuçlarına göre öğrenciler; motivasyon kaybı, psikolojik destek taleplerinde artma, ekonomik güvensizlik gibi konularda birçok öğrenci endişe ve üzüntülerini dile getiriyor. Ankete toplamın %40’ı oranında öğrenci yanıt verdi. Öğrenciler arasında birinci sınıfların oldukça zorlandıkları ve bunalım yaşadıkları görüldü, yüzde 66'sı son dönemi uzaktan eğitim ve sınavları özellikle zor buldu, hazırlanmak için yeterli bir yer bulmanın zorluğu veya çevrimiçi sınavlar sırasında bilgisayar sorunları ile karşı karşıya kalma gibi çok somut konular ortaya çıkıyor anketten. Birçok öğrenci diğer şeylerin yanı sıra, bir sınav sırasında bazı cevaplarını düzenlemek için önceki sayfalarına dönememekten bahsediyorlar, akranlarının desteği ve yardımı olmadan yeni bir çalışma biçimine uyum sağlamak zorunda olan birinci sınıf öğrencilerinin artan dertlerinin yanında zihinsel sağlık sorunlarına da dikkat çekiyor. Öğrencilerin %50.2'si çevrimiçi olduğu için sınavın zorluklarının arttığını belirtti. Güçlü bir cesaretsizlik duygusuna kapılanlar %50.1 oranında. Kimileri böyle devam ederse okulu bırakacaklarını belirtiyor. Pandemi ile beraber zaten var olan birçok sorun daha da derinleşti ve çekilmez hale geldi. Kapanma sırasında öğrenci kitlesinin diğer yetişkinlere kıyasla %50 daha fazla psikolojik bozulma yaşama riski taşıdığı ortaya çıktı.
Stres, kaygı, okulu bırakma, sağlık krizi öğrencileri psikolojik olarak mahvediyor.  Okul ve sosyal bağlardan yoksun olan "Covid" dönemi gençleri, "unutulduklarına" inanıyor. 
Tecrit ve beklenti eksikliğine ek olarak, bazen büyük bir ekonomik güvencesizlik de vardır.
    Örneğin, İsviçre'deki öğrenci sayısının son yirmi yılda ikiye katlandığını biliyoruz.  Bununla birlikte, aralarında ebeveynleri uzun süren öğrenim masraflarını karşılayamayan ve bu nedenle borçlanmak zorunda kalan ya da ders dışında saatlerce çalışmak zorunda kalan gençler bulunuyor. Bu yorgunluğa ve strese neden olur. "Burada tatiller için ödeme yapmak yerine hayatta kalmak için çalışan öğrencilerden bahsediyoruz" diyor öğrencilerden biri. 
    Öğrencilerin %75’ i çalıştıkları işlerini kaybetti. Öğrencilerin 4’te 3’ü eğitimlerinin yanında bir ek işte çalışıyorlardı. Eğitimlerine devam ederken, öğrenciler haftada ortalama 9,7 saat ücretli bir aktivite de bulunuyor(ucuz ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar). Kazandıkları para aylık gelirlerinin %39’unu oluşturuyor. Haftalık eğitim ve iş saati 52 saattir, daha yaşlı öğrencilerde 60 saatin üzerindedir. Bu öğrenciler ders çalışmak için daha az zaman harcarken, ücretli işlerin yanı sıra ev ve aile işlerine daha fazla zaman ayırırlar. Aile desteği %52'dir bütün bu çabalara rağmen. Hem iş hem eğitimi bir arada götürmekte zorlanıyor, bundan dolayı bazı dersleri alamıyorlar. İş, başarı için bir engel olma riski taşıyor. Çifte yükten dolayı yoğun sağlık problemleri (psikolojik ve fiziksel olarak) yaşıyorlar. Sportif, kültürel ve sosyal aktiviteler artık tamamen bir hayal. 
    Üniversitede kesin olarak ayrılanların sayısı önemli ölçüde yüksek. Lisans öğrencilerinin yaklaşık 4’te 1’i sekiz yıllık eğitimden sonra hala mezun olamamıştır. Zorunlu eğitim sonrasında liseye gidenlerin oranı ancak %20’yi buluyor. Eğitim sisteminden kaynaklı sorunlar nedeniyle bu %20’nin ise ancak %80’i üniversiteye gidebiliyor. Var olan sorunları çözmek için yeterince adım atılmıyor, yeterli ödenek ayrılmıyor, tersine kısıtlamalara gidiliyor. 
    Pandemi öncesinde var olan sorunlar genel olarak; Diploma alma stresi, sınav stresi, bir banka kredisini geri ödemenin stresi, yaşam maliyeti, mezun olduktan sonra iş bulma zorluğu. Dışarıdan gelen öğrencilerin memleket hasreti, ebeveynlere yabancılaşma, yeni arkadaşlar edinmede zorluk, sosyal ağların neden olduğu izolasyon ... Bir önceki yıla kıyasla, neredeyse tüm okullar ve İsviçre üniversiteleri 2019'da durumu iyileştirmeyi amaçlayan danışma taleplerinin sayısında bir artış gözlemledi. Anksiyete, uyku veya yeme bozuklukları, izolasyon, hiperaktivite veya dikkat eksikliği gibi. Aynı şekilde sağlık krizi öncesinde de patronlar tarafından sevilen, ama düşük maaşlı, üniversite stajyerleri en savunmasız öğrenciler olarak karşımıza çıkıyorlar. Üniversite eğitimini stajla bitirme genellikle İsviçre üniversitelerinin ön koşuludur. İster diplomayı tamamlama deneyimi, ister tez yazmanın bir parçası olarak binlerce öğrenci döngünün sonunda staj arayışında buluyor kendini. 
    Bu yarı yükümlülüğe, gelecekteki bu çalışanlar arasındaki şiddetli rekabet ve mesleki deneyimin artan değeri de eklendi. Üniversite stajları için tekliflerde; şartlar işverene bağlı olarak büyük ölçüde farklılık gösteriyor. Gerçekten de çırak sözleşmesi düzenlenirken standartlaştırılmış bir kural yoktur. Üniversiteli stajyer, kumarhaneye dönüştürülmüş bir iş piyasasına girmiş oluyor ve patronlar tarafından büyük bir iştahla sömürülen bir kurbana dönüşüyor. 
    İsviçre'de tüm öğrencilerin yüzde 5.6'sı 3. Dünya ülkelerinden gelmektedir. 3. ülkelerden gelenlerin eğitimini lisans, yüksek lisans ve hatta doktora derecesini tamamlayanların yalnızca % 10 veya 15'i İsviçre iş pazarına girebilmiştir. İsviçre'deki herhangi bir üniversitedeki lisans ve yüksek lisans yapmanın maliyeti ortalama 133.000 frank tutarındadır. Küresel ölçekte potansiyeli yüksek insanlar İsviçre ‘den kaçınır ve daha açık ülkelerde eğitim almayı tercih ederler. Bunun nedenleri: İsviçre'nin işgücü piyasasına erişim açısından kısıtlayıcı politikalarıdır. 3. ülkelerden alınan diplomalar için var olan kotalar, staj süresinin oldukça kısa olması, akademik araştırma süresinin kısalığı, öğrencilerin çalışmalarının tamamlanmasından sonra ülkeyi terk etme taahhüdü zorunluluğu. 
    İsviçre’de oldukça fazla sayıda bulunan mültecilerin ise, temel insan hakkı olan eğitimleri ellerinden fiilen alınmış durumdadır. 
Suriye ve Irak gibi ülkelerden gelen mülteciler, İsviçre'de üniversite eğitimine devam etmekte zorlanmaktadır.  Almanya'nın aksine, İsviçre'nin halihazırda belirli bir eğitim seviyesine sahip mülteciler için özel bir entegrasyon programı yoktur.
    Uygulamalı Bilimler Üniversiteleri, C1 Avrupa seviyesine karşılık gelen dil bilgisi gerektirir.  Ancak eyalet, mültecilerin B1 veya B2 düzeyine kadar dil kurslarını finanse ediyor. İsviçre üniversiteleri tarafından olgunluk veya lisans sertifikası tanınmayan mülteciler, bir tanıma prosedürüne tabi tutuluyor. Kamuya açık hazırlık kursları yoktur ve özel kurslar, mülteciler için yasaklayıcı bir fiyat olan 8.000 ila 25.000 frank arasındadır. İsviçre'de, yalnızca mülteci statüsü kazanmış olanlar bir öğrenim ödeneği alma hakkına sahiptir.  Ancak savaştan kaçanların büyük bir kısmı yalnızca geçici kabul alıyor.
Aynı şekilde akademik sorunlarda oldukça yoğun ve içinden çıkılmaz bir halde;
    İsviçre akademik sisteminde, birkaç istisna dışında sadece profesörler sabit pozisyonlardan yararlanır.  Her 10 akademisyenden 8’i garantili bir sözleşmeye sahip değil. Doktora yaptıktan sonra, araştırma alanında kariyer yapmak isteyenler, genellikle uzun yıllar sabit vadeli sözleşmelerle yetinmek zorunda bırakılırlar. Üniversite araştırmalarındaki kariyerlerle ilgili belirsizlikler ne yenidir ne de İsviçre'ye özgüdür.  Ancak İsviçre'deki doktora öğrencilerinin sayısı artıyor, bu da sistem üzerindeki baskıyı ve istikrarsızlığı artırıyor.  
    Akademide, özellikle araştırmacılar arasında seri tükenmişlik az bilinen bir gerçekliktir. Uzun süreli güvencesiz çalışma koşulları: sabit süreli ve yarı zamanlı sözleşmeler, yetersiz maaşlar, profesörlere kişisel bağımlılık, yönetim sorunları, eşitsiz muamele, taciz, artan tükenmişlik. Bu gerçeklikler, yanıtlar verebilmek için kökten ele alınması gereken yapısal bir sorunun parçasıdır.
    Uluslararası akademik sistem, Bologna sürecinin kurulmasıyla birlikte köklü bir yeniden yapılanma sürecinden geçmiştir.  Bu, üniversiteleri rekabete sokarak bir Avrupa yükseköğretim alanı yaratmayı mümkün kıldı.  Bu bağlamda: manevra alanı daralan üniversiteler ve uygulamalı bilimler üniversiteleri (HES) içinde, araştırmacılar arasında uluslararası ölçekte aşırı rekabete yol açmıştır.  
    Bu rekabetin etkileri hem araştırmacıların sağlığı hem de üretilen bilginin kalitesi için olumsuzdur.  Çalışma ilişkileri keskin bir şekilde kötüleşiyor.   Güçlü bir genel artış yaşayan seri tükenmişlikler, ıstırabın yaşandığı yalnızlığa tanıklık ediyor.  Üniversitede sendika tipi toplu savunma örgütlerinin bulunmayışıyla pekişen bir durumdur bu. 
    Sonuç olarak; uluslararası tekelci şirketlerin finanse ederek kendine bağımlı hale getirdiği üniversitelerin, halka açık, insanlığı ve doğayı temel alan, özgür, parasız, demokratik, bilim üreten, teknolojiyi tüm insanlığın yaşamını kolaylaştırmasını sağlama yönünde kullandığı kurumlar olması için, tüm üniversite bileşenlerinin, dernek, sendika gibi araçlarla akademik ve politik olarak örgütlenmelidir. Sorunları çözmenin başkaca yolu yoktur!