BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  

1    2   3     4      5    6   7
Önceki haberler 

TÜRKİYE'DE BİZ GAZETECİLERİN ÖDÜLÜ CEZAEVİ.! 















Belki dünyanın bir çok ülkesinde gazetecilik yapmak zor. Özellikle  Türkiye'nin Kürtlerin yaşadığı coğrafyada gazetecilik yapmak hayli bir zor. Demokrasi ve basın özgürlüğünü savunarak, iktidara gelen AKP ile birlikte bu süreç daha zor bir hal aldı. "İşkenceye sıfır tolerans" diyen AKP döneminde işkenceyi açığa çıkarıp halka ulaştırmak ödül olarak cezaevi oluyor. Bende 11 Eylül 2020 tarihinde Van’ın Çatak ilçesinde operasyona çıkan askerler tarafından gözaltına alındıktan 2 gün sonra Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yoğun bakım ünitesinde tedavi altında oldukları ortaya çıkan Servet Turgut ve Osman Şiban'ın olayını haberleştirdiğim için meslektaşımla tutuklandım. 

Bu olayı ilk öğrendiğimde, ısrarla bu iki köylüye ne olduğunu araştırdım. Köylülerden Osma Şiban'ın fotoğrafıyla işkencenin ne boyutta olduğu ortaya çıktı. Daha sonra hastane belgeleriyle bu iki köylünün helikopterden atıldığını kanıtladım. Bı süreçte Türkiye koşulları bildiğim için arakadaşlar oturup sohbet ettiğimde; olayı araştırmak yerine olayı haberleştirdiğim için tutuklanacam dedim. Ardından yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Turgut yaşamını yitirdi. Bu süreçte basın açıklaması yapmak isteyen HDP'nin açıklamasında polisin "Mezopotamya Ajansı çekmesin, kim çekiyorsa çeksin" demesiyle bize dönük bir baskının olacağının farkında olduk. Aslında daha önce başlatılmış bir operasyon olduğunu öğrendik.

Nitekim iki köylünün helikopterden atıldıkları belgelediğim için tutuklanacağımı  biliyordum. 6 Ekim'de meslektaşımla birlikte gözaltına alındım. 9 Ekim'de çıkarıldığımız mahkemede "toplumsal olayları haber yapma" gerekçesiyle tutuklandık. Pandemi sürecinde hırsızı, mafyayı bırakan iktidar bu süreçte gazetecilerin tutuklanmasına göz yumması sürecin ne kadar kötü olduğunu gösteriyor. Cezaevi koşulları pandemi gerekçe gösterilerek tüm haklar askıya alınmış durumda. Gönderdiğim mektup keyfi bir şekilde el konuldu. Metin Göktepe'nin katledilmesinin yıl dönümünde kaleme aldığım mektup "Halkı kin ve nefrete sürükleme" gerekçesiyle el konuldu. Bunun tek bir açıklaması var, "benim gibi düşünmüyorsan, yazdığın mektubu vermem" bunun başka anlamı yoktur. Diğer yandan yediğim yemekten dolayı zehirlendim. Bunlar bile cezaevi koşullarını gözler önüne sermeye yetiyor. 2 Nisan'da ilk duruşmada ayda bir imza atmak şartıyla serbest bırakıldık. Ve 2'inci duruşmamız, 2 Temmuz’da görülecek. Bu süreçte gazeteciliğin onurunu ayaklar altına alınmasına karşı mücadele verdik ve vermeye devam edeceğiz. 

Gazetecilere dönük baskıların artığı dönemde Başbakan olan Ahmet Davutoğlu, AKP'den ayırılıp Gelecek Partisi Genel Başkanı olduktan sonra, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun, “Bizim dönemimizde faili meçhul cinayet yok” yönündeki sözleri üzerine, “Faili meçhul yok diyor, Van'da helikopterden köylü atıldı ya, terörle böyle mi mücadele edilir. Kürt vatandaşlarımızın kalbini kırarak terörle mücadele edilmez Soylu'nun yaptığı gibi” diye konuştu. Bu konuşma bence hiç de samimi değil. Sırf Kürtlerden oy almak için söylenilmiş bir söz olduğunu düşünüyorum. "Türk'ün gücünü göreceksiniz" olayı, Suruç Katliamı, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı gibi birçok olay Davutoğlu'nun başbakan olduğu dönemde oldu. Gerçekten işkence ve hak ihlallerine karşı olduğunu savunuyorsa,  başbakan olduğu dönemde neler olduğu açıklamalı. Aksi takdirde sadece oy için söylenilmiş bir söz olarak algılamamak elde değildir. Çünkü 2015'de Van'da halka şunu dediğini unutamayız: "AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz toroslar dolaşacak"

Yani lafın kısacası her ne kadar pasta kavgasında ortaklar bugün birbirlerine düşse de pastadan geri pay alma umuduyla, birbirlerine çok dokunmazlar. Sistem partileri işkence ve katliama karşı olduklarını iddia etselerde sırf iktidarı için neler yaptığı ortada. AKP ilk geldiğinde söylediği bütün değerleri bugün ayaklar altına almış durumda.  AKP geleneğinden gelenlerin her ne kadar söylemi farklı olsa hiçbir farkı olmadığı hep birlikte yaşayıp göreceğiz. 

 50'den fazla meslektaşımız bugün mesleki faliyetlerinden dolayı cezaevinde. Sırf muhalif olduğu için binlerce gazeteci işsiz ya da güvencesiz çalışıyor. Türkiye'de gazeteci olmak hele de muhalif olmak hayli bir zor. Bir yandan ekonomik sıkıntılar diğer yandan sansürler. Sırf hakikati ortaya çıkardığı için meslektaşımız Abdullah Gök yargılanıyor. Düşün bir olay oluyor ve bu olay yaşanmasıyla arkadaşımız fotoğraf çekiyor ve böyleliklen Kemal Kurt'a ne olduğu dünya kamuoyuna ulaştırıyor. Fakat bu fotoğraf çekmeyi "örgüt talimatıyla çekildi" diyen bir gizli tanığın beyanıyla arkadaşımız yargılanıyor. Mizahlara konu olacak bir mesele. Anlık yaşanan bir olayda nasıl talimat aldı? Diye sormayan bir yargı sistemi nasıl adli yargılama yaptığını söylebilir? Hak ihlalinin olduğu bir yerde biz gazetecilerin ortaya çıkardığı gerçeklerle suçluları yargılması gereken yargı, maalesef biz gazetecileri yargılıyor. Adalet tersine işliyor. 

Her şeye rağmen bizler demokratik ve basın özgürlüğünün olduğu bir ülke umudumuz sürecek. Birgün bu umut var olacak. Bizler halk için gazetecilik yapıyoruz. Apê Mûsa, Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Hrant Dink gibi nice katledilen gazeteci bugün milyonların gönüllünde yer alıyorsa hakikatin sesi oldukları içindir. Bizlerde onların yolunda gitmeye devam edeceğiz

Cemil Uğur 
Mezopotamya Ajansı