ÖNCEKİ YAZILAR


BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  

1     2
İsviçre susuz kalabilir

Metin Alan

























    Federal Çevre Dairesi (FOEN) tarafından yayınlanan bir araştırma projesinin sonuçlarına göre, iklim değişikliği nedeniyle, İsviçre'de yılın belli zamanlarında ve belirli bölgelerinde su o kadar sıcak ve kıt hâle gelecek ki, insanlar faaliyetlerini kısıtlamak zorunda kalacak ve doğa zarar görecek, yerel olarak daha fazla yağmur daha fazla sele yol açacak.
    16 Mart’ta basına açıklanan Hydro-CH2018 araştırmasında yer alan "İklim değişikliği için hidrolojik ilkeler"e göre, "İklim koruma önlemleri olmadan, yüzyılın sonuna doğru nehirlerde kışın ortalama % 30 daha fazla, yazın ise % 40 daha az su olacak. Nehir ve akarsulardaki sıcaklık yaz aylarında yaklaşık 5,5 derece artacak"
Kışın, kardan daha fazla yağmur yağması, daha az kar yağışı ve buzulların erimesi, yaz için daha az su rezervine neden oluyor. Su dengesi değişiyor. Araştırma sonuçlarına göre, yaz aylarında eriyik suların derelere, nehirlere ve göllere önemli ölçüde daha az aktığı görülüyor. Bu yüzden su ısınıyor.
    Araştırma projesine göre bu değişiklikler enerji santrallerini ve elektrik üretimini de etkiliyor. Elektrik ihtiyacının yüksek olduğu kışın daha fazla su, daha fazla elektrik üretilmesine olanak sağlar. Yaz aylarında ise daha az suya sahip santraller daha az elektrik üretiyor. Araştırmaya göre, güneş enerjisinden daha fazla elektrik elde edilmesi bir alternatif olarak sunuluyor.
Kurak yazlar
    Önümüzdeki yaz ayları daha kuru ve daha sıcak olacak. Bu aylarda bitkilerin çok fazla suya ihtiyacı olacağı için tarımsal amaçlı kullanılan alanlarda, su kıtlığı yaşanabilir. Aynı zamanda gelecekte toprakta ve su yataklarındaki su miktarı azalacaktır.
Araştırmaya göre, az su gerektiren ve sıcağa dayanıklı mahsul ve bitki çeşitlerine yönelmek, hedefli sulama, ekonomi ve adaptasyon için bir çözüm olabilir. Yeraltı sularının, nehirlere ve göllere göre kuraklığa daha az duyarlı olduğu, ancak bölgesel olarak da azalabileceği belirtiliyor.
Dağlar ve topraklardaki kararsızlık artıyor 
    Sel ve toprak kaymaları gibi doğal afetler artacaktır. Daha şiddetli yağmur yağacak, bu yüzden daha fazla sel felaketleri yaşanacak. İsviçre Federal Orman, Kar ve Peyzaj Araştırma Enstitüsü'nden (WSL) Massimiliano Zappa, yüksek dağlarda "buzullar ve donmuş toprak, yükselen sıcaklıklar nedeniyle eriyor" dedi. Bu, dağlardaki eğimleri dengesizleştiriyor. Dik dağ yamaçlarında "Heyelanlar, kaya düşmeleri, enkaz akıntıları ve gevşeyen kaya oranlarını artıyor. Ek olarak, yüksek dağlardaki binalar da sağlamlığını kaybediyor."  

    Biyolojik çeşitlilik tehdit altında
    İklim değişikliğinin bir sonucu olarak sular ısınmaya devam edeceği için biyolojik çeşitlilikte tehdit altında.  Eawag su araştırma enstitüsünden Martin Schmid'e göre, göllerdeki su katmanları ısınma nedeniyle yalnızca zayıf bir şekilde karışabileceği için oksijen eksikliği görüleceğinden, kahverengi alabalık veya gri balık gibi soğuğu seven balıklar daha soğuk sulara göç edebilmelidir.
    Schmid, "Su kütlelerinin iklim değişikliğine uyum sağlayabilmesi için doğal işlevlerinin güçlendirilmesi gerekiyor" diyor. Ve su kirliliğine karşı korumaya ek olarak, doğal bir nehir yatağının yenilenmesini ve balıkların göçünün önündeki engellerin kaldırılmasını da kapsamalıdır. Nehir kıyısındaki şeritlerin ağaçlarla gölgelenmesi, suların soğumasına katkıda bulunur diye ekliyor.
    FOEN, Federal Konseyin geçen Ağustos ayında iklim değişikliğine uyum stratejisine yönelik eylem planını kabul ettiğini vurgulayarak, “bu planda yer alan çeşitli tedbirler 2025 yılına kadar uygulanacak. Örneğin, şehirlerdeki yeşil alanlar ve su alanları burayı daha az sıcak hale getirecek, birbirine bağlı olarak yeni ve daha iyi korunan alanlar, hayvanların ve bitkilerin iklim değişikliğine daha iyi uyum sağlamasına yardımcı olacaktır” diyor.
  
  Temiz ve sağlıklı suya ulaşmak en temel insan hakkıdır 
    Su, yaşamın sürdürülebilmesi, sağlıklı bir çevre için yaşamsal öneme sahiptir. Dünyadaki su rezervinin sadece %2,5’inin tatlı su olduğu bunun da ancak % 1’inin içilebilir durumda olduğu düşünüldüğünde su tükenmez bir kaynak değildir. Belirli bir alandaki insanların yılda 1000 metreküpten az içme suyu edinebildiği durum su kıtlığı olarak adlandırılmaktadır. Buna göre, dünya nüfusunun % 40’ını barındıran 80 ülkede su sıkıntısı yaşanmaktadır. 1,4 milyar insan yeterli içme suyuna erişememektedir. 2,5 milyar insan sağlıklı suya erişemezken 2,4 milyar insan ise temel altyapı hizmetinden yararlanamıyor. Kapitalist talan ve tahribat nedeniyle çevre ve ekolojik sistemin kopmaz bileşeni olan temiz su kaynakları da kirletilmektedir.
    
Dünya İçin Büyük Tehdit: Susuzluk
    Güney Afrika’nın Cape Town şehri, dünyanın içme suyu tükenen ilk büyük kenti olarak tarihe geçti. İnsanlar burada günlük 25 litre temiz su için sıraya giriyorlar. Brezilya, Sao Paulo’da 2014-2015’te yaşanan kuraklık nedeniyle su rezervleri %4’ün altına düştü ve polis yağma olaylarını önlemek için su kamyonlarını koruyor. Hindistan’ın teknoloji kenti Bangalore’nin etrafındaki suların, yapılan tahliller sonucu ancak tarımsal sulama ve endüstriyel soğutmada kullanılabileceği belirtilirken şehrin içme su kaynağı olmadığı anlaşıldı. Çin’in başkenti Pekin’de su kaynaklarının azalması ve kirlenen yüzey suları nedeniyle kıtlık yaşanırken, 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre yüzey sularının yüzde 40’ının tarım ve sanayide bile kullanılamayacak kadar kirli olduğu ortaya çıktı. Mısır’ın %97 oranında su kaynağı olan Nil nehri arıtılmamış tarımsal ve evsel atıklar nedeniyle kirlenirken, başkent Kahire’nin 2025 yılında su kıtlığı yaşayacağı belirtiliyor. Endonezya’nın başkenti Cakarta’da, 10 milyondan fazla insanın yarısına yakını su şebekesine bağlı, geri kalanları ise kaçak su kuyularından çektikleri suyu kullanıyorlar. Rusya’da yapılan araştırmalarda içme suyu kaynaklarının yüzde 60’a yakını içme suyundaki temizlik standartlarını karşılamıyor. Başta İstanbul olmak üzere içme suyu teminini (nehir, göl ve erimiş kar gibi) yüzey sulardan sağlayan Moskova, Meksiko City, Londra, Tokyo gibi kentlerin az yağış alması durumunda su sıkıntısı kaçınılmaz olacak.
   
 Kapitalist Talan Susuzluğun Sebebidir
    Emek Partisi (EMEP) tarafından Dünya Su Günü vesilesiyle yapılan açıklamada dünyada ve Türkiye’de yaşanan susuzluğun, kapitalizmin kâr hırsı nedeniyle doğaya ve ekolojiye verdiği tahribat ve talan politikaları olduğu vurgusu yapıldı. Nüfus, sanayi ve teknolojinin yığıldığı büyük kentlerin su sıkıntısı, gerçek sebepler göz ardı edilerek, çevreden ya da daha uzak su kaynaklarından su getirilerek çözülmeye çalışıldığı, ancak su kıtlığı sorununun devam ettiği ifade edildi. “İstanbul’un içme suyu problemi de 3 yıl önce açılması gereken Melen Barajından gelecek suyla çözülmeye çalışılsa da gövdesindeki derin çatlaklar nedeniyle su tutamıyor. İstanbul’da barajlardaki doluluk oranı, ocak ayında %19 şimdilerde ise %62’dir. Ancak, yaz aylarında %80 olmadığı sürece, bugün ki %62’lik doluluk oranı İstanbul’un rahat bir yıl geçirmeyeceğini göstermektedir. Buna bir de Avrupa yakası su havzalarına zarar verecek olan Kanal İstanbul eklendiğinde İstanbul su kıtlığını en yoğun yaşayacak illerden olacaktır” “Türkiye’de 2018 verilerine göre kişi başı 1400 metreküp düşen miktarı ile su kıtlığı ile karşı karşıya kalan ülkeler arasındadır. Ülkede akarsular, barajlar ve HES’ler nedeniyle kanala ve tünele hapsedilerek neredeyse görünmez hale geldi. Termik, jeotermal santrallerin yarattığı kirlilik, su varlıklarımızı kullanılamaz hale getirdi” denildi.
    22 Mart Dünya Su Günü’nde, pek çok gazete ve televizyon “su israfını önlemenin yolları” ya da “su tasarrufu için yapılması gerekenler” diye evlerde kullanılan suyun daha az kullanılmasının yol ve yöntemlerini anlatıyorlar. Fakat içme sularının neden kirlendiğini, içilebilir su kaynaklarının neden azaldığını söylemiyorlar, gerçekleri halktan gizliyorlar.
    Dünya geneli su kaynaklarını beslemek üzere artık pek çok yere kar ve yağmur yağmadığı ya da az yağdığı bir gerçek. Küresel ısınma ve buna bağlı olarak yaşanan iklim değişikliği nedeniyle dünya hızla ısınarak kuraklaşmaktadır. Kapitalist talan ve tahribatın sebep olduğu iklim değişikliğinin bir sonucu da susuzluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Kereste, mobilya ve yakacak olarak görülen ormanları betonlaşmaya açan sermaye işbirlikçisi iktidarlar şimdi kalkmış evde kullanılacak sudan tasarruf edin yoksa dünya çölleşecek diyerek suçu, çoğunluğu işçi-emekçi, yoksul olan halkın üstüne yıkmaya çalışıyorlar. 
Kapitalistler çöle yağmur yağmayacağını bildikleri kadar çöle çevirdikleri topraklarda yaşayan insanlara şişelenmiş su satarak, kârlarına kâr katıyorlar. 
    Su, kâr aracı değildir ticarileştirilemez, başta siyasi iktidarlar olmak üzere tüm yerel yönetimler halkın temiz, sağlıklı ve ücretsiz suya ulaşımını sağlamalıdır. Temiz ve sağlıklı suya ulaşmak en temel insan hakkıdır. 
    Doğanın talanı, çevrenin tahribatıyla küresel ısınma ve iklim değişikliğinin sebebi olan kapitalist yıkımın son bulması için basta işçi sınıfı olmak üzere, tüm emekçilerin ücretsiz, temiz, sağlıklı su ve insanca yaşayacak bir dünya için verecekleri mücadele hayati öneme sahiptir.