BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  


İş arayanların sayısında rekor artış












Covid nedeniyle ekonomik durgunluk, İsviçre'de iş arayanların sayısının patlamasına neden oldu. Neredeyse her sektör bundan etkilendi ve gençler kendilerini işsizliğin pençesinde buldular. 
Sağlık krizinin İsviçre işgücü piyasası üzerindeki etkisini görmek uzun sürmedi. Mart 2020 itibariyle iş arayanların sayısında patlama yaşandı. Daha sonra sağlık krizi ve önlemler geliştikçe yüksek düzeyde işsizlik görüldü.
Üç büyük sektör yaşanan en büyük zorlukları sembolize ediyor: oteller- restoranlar, inşaat ve ulaşım. Ancak son 12 ayda ekonominin tüm sektörleri aynı şeyleri yaşamadı.
Otel ve restoran endüstrisi yıl boyunca test edilirken, yaz ve sonbaharda hafif bir iyileşme ve ardından aralık ayında zirve denebilecek kadar (%70'e varan) güçlü bir şekilde toparlanma kaydetti. Ocak ayında, bir yıl önceki aynı döneme oranla sadece %12 daha fazla iş arayan varken, bu yaz bu oran %50 oldu. 
Bununla birlikte, bölgesel iş ve işçi bulma ofislerinden gelen rakamlar, tüm sektörlerin kalıcı olarak etkilendiğini ve 2020'de aydan aya çok yüksek seviyelere vardığını gösteriyor. Yıkımın en büyük olduğu alt kategori, yılsonunda %150 oranında artış ile seyahat acenteleri oldu. Bunun bir istisnası, iş arayanların sayısının biraz düştüğü tek sektör olan kumar ve şans oyunları oldu.
İş arayanların sayısındaki bu genel artış çifte bir olgu ile açıklanabilir: ani işten çıkarmalar, ama her şeyden önce ekonomik belirsizlik.  Fribourg kantonu kamu istihdam servisinin başkanı Charles de Reyff, "İlkbaharda işe alımların dondurulması ve zararı sınırlamak için gözden çıkarılan insanların(geçici işçilerin) neredeyse derhal işten çıkarılması oldu." diyor. Sonuç olarak, birçok kısa vadeli iş sözleşmesi yenilenmedi. Buna rağmen, işgücü piyasasındaki karışıklık duyulmamış bir vaziyette. Charles de Reyff, "Bu, özellikle gelişimin hızı ve ekonominin bir günden diğerine felç olması nedeniyle benzeri görülmemiş bir krizdir," diye vurguluyor.
Ancak zaten durmadan yükselen ve 2010'dan bu yana en yüksek seviyesinde olan işsizlik rakamları tırmanmaya devam edebilir. En azından uzmanların korkusu bu. Cenevre Üniversitesi ekonomi profesörü Giovanni Ferro-Luzzi, "İşten çıkarmaların özellikle oteller gibi kırılgan sektörlerde meydana gelmesi muhtemeldir" diye uyarıyor. Sonuçta en çok zarar gören bu sektörlerde kapanma riski ve dolayısıyla iş kayıpları yaşanıyor.
Gençler ilk sırada
İstihdam rakamları bu krizin bir başka özelliğini de ortaya koyuyor: en çok gençleri ciddi şekilde etkiledi. 2019'a kıyasla, 20-24 yaşındakilerin geçen haziran ayında iş arama oranı % 70 daha fazla. Aynı zamanda, 45-59 yaş arası artış % 30 civarında.
Giovanni Ferro-Luzzi, "Gençler en çok etkilenenler oldu, çünkü genellikle deneyimsiz olarak işgücü piyasasına giriyorlar. Bugün, işe alımların nadir olduğu ve bu nedenle deneyimsizlikler ile durmuş bir işgücü piyasasıyla karşı karşıyalar." diyor.
Kuşkusuz toparlanmaya rağmen tehdit altındaki bir iş gücü piyasası var. İş arayanların sayısı inmeye başlamış gibi görünse de, önümüzdeki aylar için tablo hâlâ karanlık. (Arkadaş)


Medyaya Sansür Gündemde 


























Geride bıraktığımız 3 Mayıs “Dünya Basın özgürlüğü” günü dolayısıyla ulusal ve uluslararası düzeyde hazırlanan birçok rapor, basın özgürlüğü açısından durumun, en gelişmiş demokratik ülkelerde bile iç açıcı olmadığını gösteriyor. Uzun salgın döneminin yarattığı çok yönlü krizin de etkisiyle otoriterleşen ülke yönetimlerinde basın özgürlüğüne yönelik tehditler ve düzenli saldırılar artıyor.
İsviçre Hükümeti ve parlamentosu da,  zaten medyanın aleyhine olan bir yasayı daha da sertleştirmeyi düşünüyor. Bu proje, güçlü bir sansür aracı olarak kullanılan sözde ‘geçici önlemlerin’ kullanımını daha da kolaylaştırıyor. Bu değişiklikler, yakın zamanda yaklaşık 30 kitle örgütünün basın özgürlüğünü tehdit eden "susturma prosedürleri" konusunda yaptığı uyarı neticesinde gündeme geldi.
Şubat 2020'de tanıtılan, Medeni Usul Kanununun (CPC) revize edilmiş hâli, salgın koşullarının baskılaması nedeniyle medyanın ilgisini pek çekmemişti. Ama bu medya açısından bir hataydı. Çünkü öngörülen değişikliklerin kısa listesinde - tümü on iki sayfa - medyayı yakından ilgilendiren ve sansür kullanımını daha da sertleştiren hükümler gizlenmişti.
Medeni Usul Kanununun 266. Maddesi Mahkemelerin bir makale veya görüntülü bir programın yayınlanmasının geçici tedbirlerle yasaklanabilme şartlarını içeriyor. Bu madde özellikle, bir yargıcın, içeriğinin bir kişiye veya şirkete "zarar" verebileceğini düşünmesi halinde, ilgili medyanın iddialarını bile duymadan ve görmeden, bir yayını acilen yasaklamasına olanak tanıyan güçlü bir yasal araçtır.
Mevcut koşullar altında, geçici tedbirlere başvuru çok sınırlıdır. Yasa, geçici tedbirlere başvurulabilmesi için ihlâlin "yakın olması ve özellikle ciddi zarara neden olma olasılığı yüksek olması" gerektiğini belirtiyor. Bu önlemler, bilgilendirme özgürlüğünü ihlâl etme riski altında, henüz yayınlanmamış içerik üzerinde önceden sansür uygulanmasını mümkün kılıyor.
Medya hukuku profesörü Bertil Cottier, “Bu önceden sansür uygulaması sorunlu. Ön sansür Anayasa tarafından yasaklanmıştır ve geçici tedbirler tek istisnadır. İfade özgürlüğü kapsamında medyanın bilgilerini yayınlamasına izin verilmesi ve gerektiğinde daha sonra tepki verilmesi gerektiği düşünülüyor. " diye açıklıyor.
‘Geçici önlemler’ uzatılıyor
Bununla birlikte, revizyonun taslağında, Federal Konsey (hükümet) bu durumu düzeltmek yerine, geçici tedbir hükmünü “devam eden ve saldırı yakınlığı” ibaresini ekleyerek genişletmeyi planlıyor.
Kısacası, geçici tedbirler için acil durum uygulaması, artık yayıncıya önceden danışılmadan veya önceden yayınlanmış içeriğin derhal geri çekilmesini sağlamak amacıyla kullanılabilecek.
Kantonlar Konseyinin Hukuk Komisyonunu (Parlamentonun üst meclisi) ziyareti sırasında, ek olarak Federal Konseyin önerisi bir noktada değiştirildi: ihlâlin ciddiyeti.
Şimdiye kadar "özellikle ciddi saldırılar" için geçici tedbirler haklı gösterilse de, Komisyon üyelerinin çoğu "özellikle" vurgusunu kayıtlardan silmeyi seçti.
Bu değişiklik, hâkimlerin ‘daha az ciddi görülen durumlarda’ medyaya karşı sansür uygulamalarını kolaylaştıracaktır.
Özetle, Federal Konsey ve Kantonlar Konseyi'nin iki önerisi şu mevcut ifadeden hareket ediyor: “Mahkeme, aşağıdaki koşullarda yalnızca süreli bir medyaya geçici tedbir kararı verebilir: a. ihlâl çok yakındır ve özellikle ciddi zarara neden olması muhtemeldir (…). Sonraki versiyonu ise; a. ihlâl devam ediyor ve yakınsa veya ciddi zarara neden oluyor veya neden olabilir (…) ”.
Böyle bir değişikliğin geçmesi halinde tüm İsviçre medyası için önemli sonuçları olacaktır diyen Bertil Cottier, " 'özellikle' ibaresini kaldırmak, geçici önlemleri önemsizleştirme riski taşıyor. Kanun koyucu, basın özgürlüğüne uyma konusunda,  bu özgürlüğe erişimi daha zorlaştırmak istiyor. Ancak bu erişimin seviyesini de düşürecektir." diye uyarıyor.
"Medya üzerinde önemli bir caydırıcı etki"
İsviçre'de Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Genel Sekreteri Denis Masmejan, bu önerileri "tamamen kabul edilemez" olarak görüyor. Ve ekliyor “Basın özgürlüğünü garanti altına almak için gerekli olan özel yasa ve uygulamaları tehdit ediyorlar. Bunlardan vazgeçmek, tamamen yasal bilgilerin yayınlanmasını engellemek isteyen herkes için bir yol açacaktır. "
RSF yetkilisi, medyanın karşı karşıya kalacağı ‘geçici tedbirlerin’ sayısındaki öngörülebilir artışın sonuçlarının da altını çiziyor. Denis Masmejan, "Uzun vadede, bu prosedürler hem psikolojik hem de ekonomik olarak medya üzerinde önemli bir caydırıcı etkiye sahiptir" diyor.
Geçtiğimiz Mart ayında, yaklaşık otuz kitle örgütünden oluşan bir koalisyon, "hedefin kaynaklarını tüketen ve eleştirel sesleri susturan uzun ve maliyetli prosedürlerle halkın temsilcilerini sindirmeye ve susturmaya" teşebbüs eden "susturma prosedürlerinin" çoğalmasına karşı bir kampanya başlattı.
Cenevre sosyalist devlet danışmanı Carlo Sommaruga, geçici tedbirlerle ilgili metnin değiştirilmesine karşı çıkmak için Hukuk Komisyonu içinde bir muhalefet oluşturdu. Sommaruga, önümüzdeki Haziran ayında Parlamento toplantısında bu konuda bir tartışma yapılması çağrısında bulunuyor. "Ülkemizde basın özgürlüğünü sınırlamak için hiçbir neden yok" diye bitiriyor. (Arkadaş)