BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Bazı önemli gelişmeler
Aşı savaşları sert geçiyor
Referandum ,halklar ve emperyalizm / Aralık 2020
Salgın herkese felaket getirmiyor  / Kasım 2020 
Güç ilişkileri yeniden şekillenirken / Ekim 2020
Kapitalizmin krona hali / Eylul 2020 
Bir küçük virüs maskeleri sıyırıyor / Nisan 2020
Suriyede neler oluyor / Mart 2020
Kapitalizmin hastalıkları çaresizdir / Şubat 2020
Başdöndüren gelişmeler / Ocak 2020
Yeni bir dünya için /  Ocak 2019
Tersine dünya /   Eylül 2019
1 Mayısın  ardından  Mayıs / 2019
Ticaret savaslari kesmedi mi / Haziran 2019
Sonun başlangıcı / Nisan 2019
Seçim yerel ama sonuçlarI genel olacak /  Mart 2019
Venezüella ve Maduro / Şubat 2019
Neden anlaşamıyorlar /   Aralık 2018
Neden yürüyorlar /  Kasım  2018
Kurtulacaklar /  Ekim 2018
İşler iyice çatallaşıyor mu/  Eylül 2018
Tarihi Seçim /  Haziran 2018
Seçimler  tarihsel öneme sahiptir /   Mayıs 2018
Ticari ve diplomatik savaş /   Nisan 2018
Silahlanma tam gaz /  Mart 2018
Bombalanan halkların geleceğidir   /  Şubat 2018
Halkların hakkı: İsyan ve devrim /  Ocak 2018
Uluslararası ilişkilerde gerilim / Aralık 2017
Saray darbesinin hedefi ne / Kasım 2017
İki referandum /  Ekim 2017
Barış mı savaş mı / Eylül 2017
Ortadoğu durulur mu  / Haziran 2017
Dur demek için /  Nisan 2017
Güçlü bir hayır için  /  Mart 2017
Bu kambur düzelir mi /  Şubat 2017
Dönüşler yeterli mi Ocak 2017
Gericilik yaygınlaşıyor mu/  Aralık 2016
Hergün yeni bir saldırı /  Kasım 2016
Gidiş  nereye /  Ekim 2016
Adım adım batağa  / Eylül 2016
İşçi eylemleriyle sarsılan Avrupa / Haziran 2016
Kan ve terörle yönetmek /  Nisan 2016
Yıkıcı bir eğemenlik /  Ocak 2016
Yerli ve milli  /  Ekim 2015
Sayılmayan seçim /  Eylül 2015
Halkın tokatı  / Haziran 2015
Halkların mücadelesinde  yeni bir dalga /  Şubat 2015
2014 ten 2015 e dünya  / Ocak 2015
1 Kasımın  anlamı /  Kasım 2014
Halkların birliği  /  Ekim 2014
Geliyorum diyen katliam / Haziran 2014
Seçimlerin ardından /  Nisan 2014
İkinci Kırım savaşı mı /  Mart 2014
Derinleşen çelişkiler / Şubat  2014
Beklentiler boş çıktı / Ekim 2013
Tahrir Adeviye ve gezi / Eylül 2013
Patlayan halkın öfkesidir Haziran /  2013
Dayanıklı dinamizm olanaklı mı / Şubat 2013
Kürt sorunu çözülelecek mi /  Ocak 2013
Halk vazgeçmiyor / Aralık 2012
Yeni bir döneme doğru mu / Kasım 2012
İspanya  Portekiz ve Yunanistan / Ekim 2012
1 Eylül Dünya Barış Günü /  Eylül 2012
Avrupa da seçimler / Haziran 2012
1 Mayıs 2012 nin gösterdiği / Mayıs 2012
Suriyenin dostları  / Nisan 2012
Kuratarıldı mı  Batırıldı mı Mart / 2012
Çözüm var mı  / Şubat 2012
Yeni yılda mutlu olacak mıyız /  Ocak 2012
Dersim  Dersim ..  / Aralık 2011
Öldüren deprem mi /   Kasım 2011
Avrupada neler oluyor /  Ekim 2011
Müdahaleler haklı mı /   Eylül 2011
Türkiyede seçimler / Haziran 2011
1 Mayıs ve bir izlenim /  Mayıs 2011
Magrip ve Ortadoğu /  Nisan 2011
Özgürlük iş ve ekmek için /  Mart 2011
Tunus Mısır ve halkların isyanı /   Şubat 2011
Olanlar ve olacaklar / Ocak 2011
Yaşadığımız dünya /  Aralık  2010
FransIzların gösterdiği / Kasım 2010
Ütopyadan gerçeğe / Ekim 2010
Savaş suçları Eylül / 2010
Yunanistan ve AB  Haziran / 2010
Nükleer tartışması / Mayıs 2010
Zenginler ve yoksullar / Nisan 2010
İşçiler mücadele ediyor / Mart 2010
Büyük sermaye doymuyor / Şubat 2010
Kriz ve silahlanma yarışında tırmanma /  Ocak 2010
Afganistan ve Pakistan/  Kasım 2009
Artan işsizlik yoğunlasan yoksulluk /  Mayıs / 2009
60 yılında Nato /   Nisan 2009
G 20 çare bulacak mı /  Mart 2009
Dünya ekonomisi nereye gidiyor / Şubat 2009
Yeni bir yıla girerken /  Ocak 2009
Obama ne yapacak / Aralık 2008
Genel bir çöküşe doğru mu / Kasım 2008
Genel bir krize dogru mu Ekim 2008
Kafkaslarda neler oluyor / Eylül 2008
İki önemli gelişme /  Haziran 2008
Yiyecek savaşlarına doğru mu  / Mayıs 2008
Kosova bağımsız mı / Mart 2008
Krize doğru mu /  Şubat 2008
2007 den 2008 e /  Ocak 2008
Putinin Rusyası /  Aralık 2007
Bir konferansın ardindan / Şubat 2007
Minarenin gölgesi / Kasım 2006
Zor yıllar Ekim  / 2006
Dünyanın efendileri / Eylül 2006
İsrail saldırganlığı / Ağustos 2006
Latin Amerika da neler oluyor /  Haziran 2006
Karikatür ve mezhep kışkırtması / Mart 2006
Fransada neler oldu. /  Aralık   2005
AB ve Türkiye /  Kasım  2005




Gerilim ve İstikrarsızlık Her Yerde: 
Türkiye Ve Dünya             

Fuat Akyürek

    Son zamanlarda sanki tarihin ivmesi biraz daha hızlanmış gibi. Dünyada ve Türkiye’de olup bitenlere yakından bakılınca hem bunlar arasında derin bir ilişki, hem de benzerlikler görülebiliyor. Pek çok karmaşık olay ve gelişmeden ibaretmiş gibi görünen yaşanan bu olaylar kendi içlerinde derin bir ortak nokta da taşıyor. Her ikisine de damga vuran bu ortak özellik istikrarsızlık ve gerginliktir. Bir yanda Ukrayna meselesi nedeniyle iyice gerilen uluslararası ilişkiler, emekli amirallerin bildirisi ile gerilen iç politik durum. Konu Möntro Anlaşması olunca da Ukrayna, Karadeniz, bildiri derin bir iç bağla birbirine bağlanıveriyor.
    Önce Türkiye’den başlayalım.İlahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, akademik çalışmalarınıyürütmekiçin Almanya’ya giderken veda mesajında “Artık gidelim. Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı dilerim. Doktora tez danışmanlıklarımıCübbeli ile Sakarya’daki tacizci Nurullah’a devrettim. İlahiyatişleri artık onlara teslim” demişti. Ama tarikat ayini sırasında çekilen görevdeki bir amiralin resmi, sadece dini işlerin değil, 15-16 Temmuz Darbe girişiminden hiç ders çıkarılmamışçasına “güvenlik” işlerinde de tarikatlerin doğrudan devrede olduğunu gösteriyordu. Bu koşullarda Meclis Başkanı’nın Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi gibi bir imzayla Möntro’nün de feshedildiğini ilan edebileceğini açıklaması tam anlamıyla fitili ateşledi.
Ardından emekli amirallerin gece yarısı yayınladıkları bildiri gündeme geldi. Bildirinin hem gece yarısı yayınlanması, hem de “yüce Türk Milleti” diye başlaması ve içerisinde kullanılan bazı muğlak ifadeler iktidar tarafından hemen darbe hazırlığı olarak yorumlandı ve jet hızıyla bir soruşturma başlatıldı ve bazı emekli amiraller gözaltına alındı, bildiriye imza atanların lojman hakkı ellerinden alındı vb. Bildirinin içeriğine bakıldığında iki konu hakkında görüş açıklama dışında bir anlamı yoktu ve ortada darbe çağrısı çıkarılabilecek bir durumda yoktu. Ama devletin eski geleneksel güçlerinin darbe tehdidi değil sadece biz daha pes etmedik açıklaması da sayılabilirdi. 
    Lakin ülkenin tarihi darbeler tarihiydi ve iktidarda her geçen gün eriyen tabanıyla, derin ekonomik krizin sarsıntılarıyla artık diken üzerinde oturuyordu ve korku dağları bekliyordu. Ülkeye ve halka karşı her gün darbe yapanların en küçük bir muhalif söyleme tahammülleri yoktu. İşçilerin, kadınların, öğrencilerin eylemlerinden “darbeye zemin hazırlamak” sonucu çıkaran bir iktidarın, amirallerin bildirisinden darbe hazırlığı sonucu çıkarması beklenebilir bir davranıştı ve iktidarda bunu tepe tepe kullanmaya başladı. Ama iktidar ne yaparsa yapsın kendini bekleyen kaçınılmaz sona doğru ilerliyor ve halk kitlelerinin tepkisinin gelişimine bakıldığında tek adam yönetiminin kalıcı olma ihtimali bulunmuyor. Bu nedenle ömrünü uzatma ve kalıcı olma çabaları barasızlığamahkum durumda.
    Bugün tartışılan Möntro Anlaşması’nın önemli maddelerinden birisi Karadeniz’de kıyısı olmayan ülkelerin Karadeniz’de askeri donanma bulundurmasına kesin sınırlamalar getirmesi ve Karadeniz’de ABD ve NATO savaş gemilerinin sınırsızca cirit atmasını engellemesidir. Türkiye’yi yönetenler yıllarca bu anlaşmaya bağlı kaldılar ve bunu Lozan’dan sonraki en büyük başarı saydılar. Bugün ABD’nin Rusya’yı kuşatmak ve güçten düşürmek için özellikle körüklediği Ukrayna krizi nedeniyle Boğazlar meselesi yeniden gündemde ve NATO -özünde ABD- Karadeniz’de daha büyük bir donanma bulundurmak istiyor. Yani ABD neredeyse bir asırdır savaş görmemiş Karadeniz’i bir barut fıçısına çevirmek istiyor. Yani Türkiye’yi yönetenler açısından iki ucu boklu bir değnek.
    Türkiye’ye bir NATO ülkesi olmakla birlikte Rusya ile bir çarpıda silip atamayacağı köklü ilişkilere sahip. Gaz boru hatları, Nükleer santral inşası, S-400 alımı, yaygın ekonomik ilişkiler bu iki ülkeyi hemen koparılıp atılamayacak bağlarla birbirine bağlıyor ve bazı coğrafyalarda bazen karşı karşıya gelmeler olsa da ortak askeri eylemlilikler söz konusu. ABD ile olan ilişkiler ise son yıllarda oldukça gergin ve S-400 alımı nedeniyle CAATSA yaptırımları devreye sokuluyor. Bu pek çok alanda Türkiye’nin ABD tarafından zorda bırakılması demek ve özünde düşman ülkelere uygulanıyor. Bu yaptırımların şimdiki hedefi Türkiye! Bu yaptırımların bir boyun eğdirmeyi ve teslimiyeti zorladığı reddedilemez. Erdoğan iktidarı ise boğazlar pazarlığı ile ABD karşısında bir koza sahip olmak istiyor. Ama bunun ateşle oynamaktan bir farkı yok.
    ABD ve NATO tek hamlesini Boğazlar meselesinde yapmıyor. Yunanistan’a yoğun bir askeri yığınak yapıldı ve Rusya balkanlardan da sıkıştırılmak, çevrelenmek isteniyor. Bulgaristan, Romanya gibi ülkelerin ABD isteklerine karşı direnmesi pek olası görünmüyor. Ama bu ülkeler güçlü donanmalara sahip değiller ve ABD’nin isteklerini karşılamaktan uzaklar. Bu durum ABD’nin Türkiye üzerindeki baskısının nedenini ve boğazlar meselesinin önemi yeterince açıklığa kavuşturuyor. Erdoğan iktidarı ise bağımsızlıkçı bir tutum yerine pazarlıkçı bir tutum alıyor ve bu tutum iktidarın bugüne kadar “yerli ve milli” demagojilerinin aksine emperyalizmle olan ekonomik, askeri ilişkilerinin boyutlarını da gösteriyor.
    Bitirirken vurgulamak gerekiyor ki uluslararası politika ABD, Çin, Rusya ekseninde daha gerilimli günlere doğru gidiyor ve ufukta “yumuşamaya” ilişkin bir belirtide görünmüyor. Ortadoğu, Pasifik, Doğu Avrupa, Kafkaslar, Kuzey Afrika vb gibi gerilim ve çatışma noktalarına Karadeniz’de eklenmiş durumda. Hegemonya ve güç mücadelesi tüm hızıyla sürüyor ve ABD Biden yönetiminde eski mevzilerini kolayca terketmeyeceğini, uluslararası politikada azalan etkisini kabullenmeyeceğini mümkün olan her gerici biçimde açığa vuruyor. Kapitalist-emperyalist sistem yine dünya halklarının başına yeni çoraplar örüyor ve buna karşı dünya halklarının, işçi ve emekçilerinin mücadelesi dışında bir çıkış ve çözüm yolu gözükmüyor.