AŞI SAVAŞLARI SERT GEÇİYOR


 FUAT AKYÜREK



























    Pandemi öncesinde uluslararası politikanın genel gidişatı sert bir “ticaret savaşının” tüm dünyayı beklediği yönündeydi. Salgının zirve yaptığı şu günlerde “aşı savaşları” ticaret savaşlarını gölgede bıraktı. Bununla birlikte ticaret savaşlarına ara verilmedi. Gelişmeleri askeri terminoloji ile özetleyecek olursak: şimdi siperlerin daha derin kazıldığı, güçlerin hazırlandığı, yedek güçlerin kazanılmaya çalışıldığı bir döneme girildi. Arada bir karşılıklı salvolar atılıyor, taraflar kendi arkalarına almayı hesapladıkları güçlerle bir anlaşma noktasına varmaya çalışıyorlar. Pandeminin biraz geride kalması durumunda bu alanda rüzgarların daha sert eseceği şimdiden görülebiliyor.
Ama güncel kavganın konusu aşıların nasıl paylaşılacağı konusunda. Elbette aşının da kar üzerine kurulu bir ekonomik sistemde, önemli bir ticari kalemi oluşturduğu gibi bir gerçekte var. Ama bugün aşı konusunda yaşananlar olağan ticari dönemlerde görülmeyecek özellikler taşıyor. Büyük devletler aşı üretimini ve ticaretini denetimleri altına almak için birbirlerine karşı üst üste önlemler almaya başladılar, aşı üretim tesislerine “denetim” adı altında baskınlar düzenleniyor, denetim altında olmadığı tespit edilen şirketler dizginlenmeye çalışılıyor. Ama bu arada bazı devletler nüfuslarının üç, dört katı aşıyı kapatmış durumdalar. 
    Şimdi aşı savaşlarında neler olduğunun bir cephesine göz atalım: AB aşı üreten ve anlaşma yaptığı AstraZeneca’ya aşı sözleşmesine uymadığı gerekçesiyle “hukuka başvurma” tehdidini savuruyor. Bu şirketin yöneticileri ise “sıranı bekle” uyarısı yapıyorlar. Astra Zenaca’nın AB’nin sipariş ettiği 400 milyon dozun 80 milyonunu Ocak ayının sonunda teslim etmesi gerekiyordu. Ama firma “tedarik sorunu” yaşadığını ileri sürüyor ve yılın ilk çeyreğinde ancak 31 milyon doz verebileceklerini söylüyor. Bu firma İngiliz-İsveç  ortaklığına ait. AB yetkilileri firmanın İngiltere, israil, ABD gibi ülkelere aşı göndermesinden dolayı kendilerine az verildiğini ileri sürüyorlar ve Belçika’daki fabrikaya baskın yapıyorlar.
Benzer mücadeleler daha farklı ülkeler arasında da yaşanıyor. Ama en dramatik gerçek şu: DSÖ -Dünya Sağlık Örgütü- Genel Direktörü Ghebreyesus “aşıların, dünyadaki eşitsizlik duvarında başka bir tuğla haline gelme tehlikesiyle karşı karşıyayız. 49 ülkede 39 milyondan fazla doz aşı uygulanırken, endüşük gelirli ülkede sadece 25 doz aşı yapıldı. Açık konuşmam gerekiyor, dünya feci bir ahlaki başarısızlığın eşiğinde” açıklamasını yapıyor. Bu tablonun başka türlü olması düşünülebilir miydi? Sadece pandemi döneminde en zengin on kişinin servetine yarım trilyon dolar eklendi ve bu miktar dünya nüfusunun birkaç kez aşılanmasına yetecek bir miktardır.
    Aşının paylaşımı da zenginliklerin paylaşımına paralel gidiyor. En büyük devletler daha fazla aşı almak için birbirleri ile tepişseler de daha şimdiden önümüzdeki üç dört yılın aşı üretimini kapatmış bulunuyorlar. Temiz içme suyu bulamayan, açlık tehlikesi ile iç içe yaşayan, günde 1 dolarla geçinmeye çalışan nüfus sayısı yüz milyonları buluyor ve bunların aşıya ulaşması hayal gibi görünüyor. Oysa salgın insani bir trajediye yol açtı ve dünya ülkelerinin BM gibi bir kurumda bir araya gelmesi, ortak çözümler araması, hiç olmazsa yoksul ülkelere ücretsiz aşı dağıtılmasını güvence altına alması gerekiyor. Normal koşullarda aşının herkes için ücretsiz ve erişilebilir olması gerekiyor ve devletlerin bunu bir kamusal hizmet olarak benimsemeleri gerekiyor.Ama onlar silahlanmaya ve kitlelerin yükselen öfkelerini bastırmaya daha fazla kaynak ayırıyorlar.
    Bütün bu gelişmeler içeresinde çok dikkat çekici bir yön var. Aşı bulunmadan önce şöyle bir rüzgar estiriliyordu: ‘sorun aşının bulunması ve bulunduğunda büyük bir hızla aşılanmaya gidilecek ve bu salgın belasından kurtulacağız.’ Oysa bugün görülüyor ki elinde aşı bulunan ülkelerde kaplumbağa hızıyla aşı yapıyorlar ve salgının yaygınlaşmasından, insanların ölmesinden çok fazla rahatsızlık duydukları da söylenemez. Bu sorunun iki yönünün olduğunu görmek gerekiyor: bunun bir yönü sağlık sistemlerini özelleştirmeler vb. yoluyla ağır darbeler vurmaları, diğer yönü ise politik alanın kontrolünü pandemi koşullarında daha kolay sağlamalarıdır. Ülkeler olağanüstü hal koşullarında yönetiliyorlar. Yasaklar ve yasaklamalarla tüm sorumluluk insanların üzerine yıkıldı ve her türlü protesto ve mücadele eğilimi pandemi yasaklarına takılıyor. Ama görüldü ki tedbir diye alınanlar ne salgının yayılımını durdurabildi, ne de virüsün mutasyon geçirerek daha hızlı yayılmasını engelleyebildi. Nedeni de açık değil mi? Tüm üretim birimleri, fabrikalar ve iş yerleri üretime devam ediyor, sınırlı miktardaki evde çalışma çare olmuyor.
    Kapitalist sistem ağır kokular yayarak çürüyor ve dökülüyor. Pandemi onun iç çelişkilerini, insanlık dışı yüzünü daha fazla öne çıkardı ve belirginleştirdi. Bazı ülkeler kitlelerin hoşnutsuzluğu yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı. Pandemi biraz hafiflediğinde ve atlatıldığında bugün yaşanmış ve yaşanmakta olan gerçeklerin nedenlerinin tartışılması ve sorgulanması kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir. Hiçbir ülke kitlelerin bu sorgulamasından kendisini kurtaramayacaktır. Bugünden neler olacağını tüm yönleri ile kestirebilmek elbette mümkün değildir. Ama gerçek olan bir şey var ki o da şu: insanlar daha yaşanabilir, daha adil, daha eşitlikçi bir dünya özlemini dile getirecektir. Egemen sınıfların buna yanıtları yine geçmişteki gibi olacaktır, daha fazla şiddet, zorbalık, silahlanma, yerel ve bölgesel çatışmalar, genel bir hesaplaşmaya daha fazla hazırlık. Kısacası ya sosyalizm, ya barbarlık mücadelesinin daha görünür hale geleceği bir döneme gireceğiz.  





BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Bazı önemli gelişmeler
Aşı savaşları sert geçiyor
Referandum ,halklar ve emperyalizm / Aralık 2020
Salgın herkese felaket getirmiyor  / Kasım 2020 
Güç ilişkileri yeniden şekillenirken / Ekim 2020
Kapitalizmin krona hali / Eylul 2020 
Bir küçük virüs maskeleri sıyırıyor / Nisan 2020
Suriyede neler oluyor / Mart 2020
Kapitalizmin hastalıkları çaresizdir / Şubat 2020
Başdöndüren gelişmeler / Ocak 2020
Yeni bir dünya için /  Ocak 2019
Tersine dünya /   Eylül 2019
1 Mayısın  ardından  Mayıs / 2019
Ticaret savaslari kesmedi mi / Haziran 2019
Sonun başlangıcı / Nisan 2019
Seçim yerel ama sonuçlarI genel olacak /  Mart 2019
Venezüella ve Maduro / Şubat 2019
Neden anlaşamıyorlar /   Aralık 2018
Neden yürüyorlar /  Kasım  2018
Kurtulacaklar /  Ekim 2018
İşler iyice çatallaşıyor mu/  Eylül 2018
Tarihi Seçim /  Haziran 2018
Seçimler  tarihsel öneme sahiptir /   Mayıs 2018
Ticari ve diplomatik savaş /   Nisan 2018
Silahlanma tam gaz /  Mart 2018
Bombalanan halkların geleceğidir   /  Şubat 2018
Halkların hakkı: İsyan ve devrim /  Ocak 2018
Uluslararası ilişkilerde gerilim / Aralık 2017
Saray darbesinin hedefi ne / Kasım 2017
İki referandum /  Ekim 2017
Barış mı savaş mı / Eylül 2017
Ortadoğu durulur mu  / Haziran 2017
Dur demek için /  Nisan 2017
Güçlü bir hayır için  /  Mart 2017
Bu kambur düzelir mi /  Şubat 2017
Dönüşler yeterli mi Ocak 2017
Gericilik yaygınlaşıyor mu/  Aralık 2016
Hergün yeni bir saldırı /  Kasım 2016
Gidiş  nereye /  Ekim 2016
Adım adım batağa  / Eylül 2016
İşçi eylemleriyle sarsılan Avrupa / Haziran 2016
Kan ve terörle yönetmek /  Nisan 2016
Yıkıcı bir eğemenlik /  Ocak 2016
Yerli ve milli  /  Ekim 2015
Sayılmayan seçim /  Eylül 2015
Halkın tokatı  / Haziran 2015
Halkların mücadelesinde  yeni bir dalga /  Şubat 2015
2014 ten 2015 e dünya  / Ocak 2015
1 Kasımın  anlamı /  Kasım 2014
Halkların birliği  /  Ekim 2014
Geliyorum diyen katliam / Haziran 2014
Seçimlerin ardından /  Nisan 2014
İkinci Kırım savaşı mı /  Mart 2014
Derinleşen çelişkiler / Şubat  2014
Beklentiler boş çıktı / Ekim 2013
Tahrir Adeviye ve gezi / Eylül 2013
Patlayan halkın öfkesidir Haziran /  2013
Dayanıklı dinamizm olanaklı mı / Şubat 2013
Kürt sorunu çözülelecek mi /  Ocak 2013
Halk vazgeçmiyor / Aralık 2012
Yeni bir döneme doğru mu / Kasım 2012
İspanya  Portekiz ve Yunanistan / Ekim 2012
1 Eylül Dünya Barış Günü /  Eylül 2012
Avrupa da seçimler / Haziran 2012
1 Mayıs 2012 nin gösterdiği / Mayıs 2012
Suriyenin dostları  / Nisan 2012
Kuratarıldı mı  Batırıldı mı Mart / 2012
Çözüm var mı  / Şubat 2012
Yeni yılda mutlu olacak mıyız /  Ocak 2012
Dersim  Dersim ..  / Aralık 2011
Öldüren deprem mi /   Kasım 2011
Avrupada neler oluyor /  Ekim 2011
Müdahaleler haklı mı /   Eylül 2011
Türkiyede seçimler / Haziran 2011
1 Mayıs ve bir izlenim /  Mayıs 2011
Magrip ve Ortadoğu /  Nisan 2011
Özgürlük iş ve ekmek için /  Mart 2011
Tunus Mısır ve halkların isyanı /   Şubat 2011
Olanlar ve olacaklar / Ocak 2011
Yaşadığımız dünya /  Aralık  2010
FransIzların gösterdiği / Kasım 2010
Ütopyadan gerçeğe / Ekim 2010
Savaş suçları Eylül / 2010
Yunanistan ve AB  Haziran / 2010
Nükleer tartışması / Mayıs 2010
Zenginler ve yoksullar / Nisan 2010
İşçiler mücadele ediyor / Mart 2010
Büyük sermaye doymuyor / Şubat 2010
Kriz ve silahlanma yarışında tırmanma /  Ocak 2010
Afganistan ve Pakistan/  Kasım 2009
Artan işsizlik yoğunlasan yoksulluk /  Mayıs / 2009
60 yılında Nato /   Nisan 2009
G 20 çare bulacak mı /  Mart 2009
Dünya ekonomisi nereye gidiyor / Şubat 2009
Yeni bir yıla girerken /  Ocak 2009
Obama ne yapacak / Aralık 2008
Genel bir çöküşe doğru mu / Kasım 2008
Genel bir krize dogru mu Ekim 2008
Kafkaslarda neler oluyor / Eylül 2008
İki önemli gelişme /  Haziran 2008
Yiyecek savaşlarına doğru mu  / Mayıs 2008
Kosova bağımsız mı / Mart 2008
Krize doğru mu /  Şubat 2008
2007 den 2008 e /  Ocak 2008
Putinin Rusyası /  Aralık 2007
Bir konferansın ardindan / Şubat 2007
Minarenin gölgesi / Kasım 2006
Zor yıllar Ekim  / 2006
Dünyanın efendileri / Eylül 2006
İsrail saldırganlığı / Ağustos 2006
Latin Amerika da neler oluyor /  Haziran 2006
Karikatür ve mezhep kışkırtması / Mart 2006
Fransada neler oldu. /  Aralık   2005
AB ve Türkiye /  Kasım  2005