BAĞLANTILAR

Evrensel     
       
Teori ve Eylem  
       
Yeni E         
     
Yeni Hayat    

Ekmek ve Gül         

Evrensel WEB TV  

Önceki haberler 
1   2    3      4    5    6     7      8     9    10

CIPOML’den Kolombiya halkıyla
 dayanışma çağrısı












Kolombiya’da halkıyla dayanışma çağrısı yapan CIPOML, "Mücadelenin ön saflarında yer alan Kolombiya Komünist Partisi'nin yoldaş ve liderlerini destekliyoruz" açıklaması yaptı.
Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütleri Konferansı (CIPOML) Koordinasyon Komitesi, Kolombiya’daki halk protestolarıyla dayanışma açıklaması yaptı.
Açıklamada, “Burjuvazinin halk karşıtı politikalarına karşı yeni bir toplumsal patlama bu kez Kolombiya'da gerçekleşti. Milyonlarca işçi, köylü, genç, kadın; işsizler, sanatçılar, emekliler, mahalle sakinleri geçen 28 Nisan'da başlayan ve düzen güçleri tarafından öldürülen onlarca mücadeleciye rağmen hâlâ devam eden kararlı protestosuyla ülkeyi felç etti. Yüzlerce kişi yaralandı, işkence gördü, dövüldü ve hatta cinsel saldırıya uğradı. Ordu ve polis, iç düşman olarak gördükleriyle yüzleşmek için her zamanki savaş politikalarıyla karşılık verdi.” denildi.
28 Nisan’da grev çağrısı yapan örgütlerin tahminlerini bile aşan protestonun gücünün Iván Duque'nin sağcı hükümetinin alaycı bir şekilde “Sürdürülebilir Dayanışma” olarak adlandırdığı vergi reformu tasarısını geri çekmeye zorladığına dikkat çekilen açıklamada, “Yasayla, esas olarak nüfusun yoksul ve orta kesimlerini etkileyen maaş ve tüketim vergilerini artırmayı ve yayma amaçlanırken, hükümet, büyük şirketlerin gelirlerinden alınan vergileri ise düşürmek için önlemler aldı. Vergi reformu başarılı olamadı, halk eylemleri, -projenin beyni- Maliye Bakanı Alberto Carrasquilla’yı istifaya zorladı ve Duque, krizin üstesinden gelmek için ‘ulusal diyalog’ çağrısı yaptı, ancak mücadele devam ediyor” vurgusu yapıldı.

HALK GERİ ADIM ATMIYOR
“Kolombiya halkı geri adım atmıyor” CIPOML açıklamasında şu vurgular öne çıktı:
“Ordunun, polisin ve tüm güvenlik aygıtının liderlerinin faşist fikirleri paylaştığı aşikar olan otoriter, açıkça baskıcı; ABD istihbarat aygıtının vesayeti altında çalışan ve paramiliter grupların destekleyerek uyuşturucu kaçakçılığı ile bağlantıları olan bir devlete meydan okuyor.
Bu mücadele, halkın çoğunluğu birleşip mücadele ettiğinde en şiddetli düşmanı geri püskürttüğünün açık bir örneğidir.
Protestoların kitleselliği, genişliği ve mücadeleciliği, insanların yaşam koşullarından memnuniyetsizlik ve hayal kırıklıklarının derecesini ifade ediyor: Yüzde 10’a yakın açık işsizlik, kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 50; devletin yarattığı yoksulluk, şiddet ve güvensizlik nedeniyle ülke içinde yerinden edilmiş insan oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri; pandemiden ağır etkilenen bir nüfus var ve hükümet yeterli bir aşılama planı ortaya koyma kapasitesinden yoksun. Kolombiya, Latin Amerika’daki en yüksek ikinci askeri bütçeye sahip; bu yılın ilk çeyreğinde 23 katliamın yaşandığı ve 2020’de 250’den fazla köylü, halk, sendika ve toplum liderinin suikasta kurban gittiği bir ülke.
Kasım 2019’da da Kolombiya halkı, kitlesel ve mücadeleci bir toplumsal protestoyla zaten açık bir çağrı yapmıştı; genel olarak talepleri, farklı halk kesimlerinin eylemleri süreklilik göstermektedir.
Bu mücadele ile dayanışmamızı ifade ediyor ve farklı ülkelerde halkla dayanışma eylemlerini artırma çağrısı yapıyor, halka yönelik kriminal baskısı nedeniyle Ivan Duque hükümetini lanetliyoruz. Başkan Ivan Duque’nin istifası talebini destekliyoruz.
Mücadelenin ön saflarında yer alan Kolombiya Komünist Partisi'nin (Marksist-Leninist) yoldaş ve liderlerini destekliyoruz.” 





Sermaye virüsten değil düşen kârdan korkuyor











Stefan DIETL / Jungle World

Karl Marx Kapital’de T. J. Dunning’den alıntı yaparak “Doğanın boşluktan korktuğu gibi, sermaye de kârın yokluğundan ya da çok az kârdan korkar. Beklenen bir kârla, sermaye cesur hale gelir. Yüzde on kâr güven verir ve her yerde kullanabilirsiniz; yüzde 20 canlandırır; yüzde 50 cüretkar yapar; yüzde 100 için tüm insan yasalarını ayakların altına alınır, yüzde 300 için alınmayacak risk yoktur, idam cezası bile” diyor.
İşveren sermayenin bir görevlisi olarak, kâr etme fırsatlarını kaçırmamalıdır. Tabii ki, bu aynı zamanda -ve özellikle- bir pandemi sırasında da geçerlidir. İnsanların boş zamanlarında hareket özgürlüğü katı kurallara tabi iken, sosyal yaşamın kârlı kısmı durmaz: Artı değer üretimi mola veremez, çalışma dinlenemez. Paket dağıtım merkezleri ve açık plan ofislerde çalışmalar devam ediyor, fabrika hollerinde omuz omuza et paketlenmeye devam ediyor, arabalar vidalanarak tanklar inşa ediliyor. Potansiyel olarak ölümcül bir virüs bile sermaye birikiminin ilerlemesini durdurmuyor.
Sermaye açısından bakıldığında, daha fazla kesinti, daha fazla personel veya iş güvenliği için ek maliyetler gibi kârı azaltan her şeyden kaçınılmalıdır. Yapılan bir araştırmanın yakın zamanda gün ışığına çıkardığı gibi, Amazon, daha az güvenli tıbbi tek kullanımlık maskeler yerine FFP-2 maskeleri takılmasını Kuzey Almanya’daki bir fabrikanın deposunda çalışan işçilere yasakladı. Nedeni, Alman Sosyal Kaza Sigortası’nın bir tavsiyesine göre, FFP-2 maskeleri bir seferde birkaç saat takılmamalıydı. Böylelikle maske değişiminde çalışma zamanından kayıp oluşmakta, istenen kâra erişilememekteydi. Durum diğer alanlarda daha iyi değil: Süpermarketlerdeki kasiyerler hâlâ sadece plastik bir camla korunurken, Doğu Avrupa’daki hasat işçileri pandemi sırasında Almanya’nın tarlalarında 102 güne kadar sağlık sigortası olmadan çalışıyor.
Bu, sadece işveren bakış açısıyla mantıklıdır. Hastalık nedeniyle çalışamayan işçiler hemen yenileriyle değiştirildiği sürece, işçilerin sağlığı iş bilançosuna yansıtılmaz, sadece sağlığın korunması için ek maliyetler oluşturur. Bu kâr-zarar hesaplaması, işyeri enfeksiyonunun odak noktasıdır. Şirketler ancak hastalanan işçilerinin yerine anında yeni işçi çalıştıramadıklarında işçilerin sağlığını düşünürler.
Medyadan ve siyasetten, şirketlerin ek sağlık korumasının maliyetlerini gönüllü olarak üstlenmeleri ve böylece kendilerini kârlarını azaltmaya adamaları gerektiği yönündeki itirazlar, hayalci ve alaycı. Bir yıldan fazla bir süredir, şirketlerden istenen sadece işçilerine gönüllü korona testi yaptırmaları oldu. 20 Nisan’da çok şükür bu uygulama gönüllülükten çıkarılıp zorunlu hale getirildi. Ev ofisi konusunda yasal bir düzenleme, işverenlerin buna zorlanması ise henüz mevcut değil.
Dunning’in sözünü ettiği darağacıyla, sermaye temsilcileri, işçilerinin sağlığına aldırış etmediklerinde karşılaşmayacaklarını biliyorlar. Hükümet, sermayenin menfaatlerini büyük ölçüde dikkate alan uygun düzenlemeleri formüle ederek şirketlerin kanunla çatışmak zorunda kalmamalarını sağlıyor.
(Almanya’da federal hükümetin kovid-19 salgınına ilişkin iş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleri, üretime mümkün olduğunca müdahale etmeyecek şekilde kaleme alınmıştır. Devlet kuralları üretimi kısıtlamamalı, aynı zamanda salgın koşulları altında da mümkün kılmalıdır. Sermayenin yönetim aygıtı olan devlet için de bu kural geçerli: En büyük korku şirketlerin kârlarını azaltan üretim kısıtlamaları. İnsan hayatının kaybedilmesi geri sıralarda yer alıyor. 

(Çeviren: Semra Çelik)


Filistin seçimlerinin iptali ne anlama geliyor?

















Filistin halkı 15 yıl sonra 22 Mayıs’ta sandık başına gidecekti. Ancak Mahmud Abbas’ın "İsrail’in Kudüs’te seçime izin vermemesi" gerekçesiyle seçimleri erteleme adı altında iptal etmesi tepki gördü.

Kays ABBAS
Geçtiğimiz hafta hem Filistin hem de Afganistan’la ilgili önemli gelişmelere tanıklık etti.
Arap dünyasının unuttuğu Filistin davası, yapılması planlanan parlamento ve devlet başkanlığı seçimleri nedeniyle uzun bir aradan sonra yeniden hatırlanmıştı. Filistin halkı 15 yıl aradan sonra 22 Mayıs’ta sandık başına gidecekti. Lakin geçtiğimiz hafta Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın “İsrail’in Kudüs’te seçime izin vermemesini gerekçe göstererek seçimleri ertelemesi” yeni anlaşmazlıkları tetiklerken, davanın geleceğini de yeniden tartışmaya açtı.

DAVA NEDEN ZAYIFLADI?
İsrail’in işgalindeki Filistin, özellikle son on yıldır kamuoyunda hak ettiği önemi görmüyor. Bunun hem ülke dışından hem de içinden kaynaklanan sebepleri mevcut. Bunun yakın zamanlı içsel ve dışsal faktörleri şöyle özetlemek mümkün:
İlk olarak üniversite mezunu Seyyar Satıcı Muhammed Buazi’nin Tunus’ta kendini yakmasıyla bütün Arap dünyasını tutuşturan halk hareketleri, ülkelerin iç sorunlarına yoğunlaşmasına neden oldu.
Ardından ABD’nin Önceki Başkanı Trump’ın döneminde özellikle damadı ve danışmanı olan Jared Kushner’in yürüttüğü diplomasi çerçevesinde aslında davanın tümden yok olmasını sağlayacak ilan edilen “yüzyılın anlaşması” etrafında sorununun tartışılması, büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması gibi girişimler, davanın daha da kan kaybetmesine yol açtı.
Üçüncü olarak Körfez ülkelerinden Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Fas’a kadar birçok Arap rejimi, bu atmosferi değerlendirerek halklarının desteklemediği “İsrail’le normalleşme” sürecine girdi. Daha önce İsrailli yetkililerle gizli görüşmeler yürüten Arap liderler, kameralar karşısında İsrail başbakanı ile pozlar vererek davanın İsrailli yetkililerin tezleri çerçevesinde yeniden tanımlanması konusunda adım attılar.
Son olarak ise Batı Şeria’da etkili olan el Fetih ile Gazze’de yönetimi elinde bulunduran Hamas arasındaki ihtilaflar, el Fetih’in kendi içinde yaşadığı tartışma ve bölünmeler ve Hamas’ın Suriye iç savaşında taraf olması gibi içsel sebepler Filistinli hareketlerin daha önce olmadığı kadar dağınık görünmesine ve etkilerinin zayıflamasına yol açtı. 

MAHMUD ABBAS’IN SİYASET TARZI
Filistin’in kendi içindeki en son tartışma Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın seçimlerin ertelendiğini duyurması üzerine koptu. İran’a yakın siyasi hareketler ve yönetimlerin içinde bulunduğu Direniş Ekseni olarak adlandırılan siyasi odağa yakınlığıyla bilinen Rai al Youm gazetesi, aslında Mahmud Abbas’ın başından beri seçimleri yapmak istemediğini ve seçim tartışmalarını Filistinlileri oyalamak için açtığını yazdı.
Gazetenin başyazısında Abbas’ın asıl amacının var olan durumu olduğu gibi korumak olduğu ve 15 Haziran 2007’de acil durum hükümeti kurması için görevlendirdiği Selam Fayyad önderliğinde “ulusal birlik hükümeti” kurabileceği değerlendirmesine yer verildi. Al Kuds al Arabi gazetesi ise çözümün seçimlerin ertelenmesi değil, İsrail’in engellemesi durumunda savaş açılması olduğunu yazdı.
Katar’ın başkenti Doha’da Taliban ile yapılan toplantı, alınan kararlardan öte uzun yıllar süren Amerikan işgalinden sonra ABD, Rusya ve Çin ile Taliban’ı aynı masa etrafında buluşturması başlı başına dikkate alınması gereken önemli bir durum.

ABBAS FİLİSTİN SEÇİMLERİNİ ERTELEMEDİ İPTAL ETTİ!
Rai al Youm / Başyazı
Devlet Başkanı Mahmud Abbas; parlamento ve devlet başkanlığı seçimlerine gideceğini coşkulu bir şekilde ifade etti. Bu seçimlerle, Filistin siyasi sürecinin cesaretini ve meşruiyetini yeniden tesis etmek ve ulusal kurumlarının kanını yenilemek istiyordu.
Bugün işgal devletinin Kudüs’ü ve halkını dahil etme konusunda anlaşamaması bahanesiyle bu seçimleri iptal ediyor. Bu kararla Ramallah’taki otoritesini daha da zayıflattı. Filistin halkının önüne, öngörülebilir gelecekte ortadan kaldırılması zor bir bölünme ve kayıp durumunu koydu.
Devlet Başkanı Abbas, seçim kampanyalarının resmi başlangıcından bir gün veya daha doğrusu saatler önce akşam geç saatlerde yaptığı konuşmasında, “Kudüs’teki halkımızın seçimlere katılımı güvence altına alınıncaya kadar seçimleri erteleme kararı aldık” açıklaması; kendisi hayatta olduğu ve otoritenin ve teşkilatın başında bulunduğu sürece bunun gerçekleşmeyeceği anlamına gelir. Bu durum basit bir nedenden ötürüdür; işgal altındaki Kudüs’ü Filistin denkleminden çıkaran, ilhak ve Yahudileştirmeyi tamamlayan işgalci yetkililer, kararlarından dönmeyeceklerdir. Eğer bu karar Ramallah grubuyla koordineli bir şekilde alınmadıysa Başkan Abbas ve yönetiminden ve onun varlığından yararlanan bu gruba cankurtaran hattı sağlamış oldu.
Bu gazetede Abbas’ın attığı tüm adımlara, yetkiye ve politikalara şüpheyle yaklaştık. Fal okumada maharetli olduğumuz için değil, daha ziyade tuhaflıkları, geri çekilmeleri ile tehditlerini ve vaatlerini yerine getirmedeki başarısızlıklarla dolu bir geçmişe sahip olduğu için.
Ulusal ve Merkez Konseylerin güvenlik koordinasyonunu durdurma, işgalci devletin tanınmasını geri çekme ve Oslo Anlaşmalarını iptal etme kararlarını uygulayacağını beyan etmedi mi? Tüm grupların halk direnişine liderlik etmek için birleşik bir Filistin liderliği oluşturacağını ifade etmedi mi? Tüm bu vaatler nerede?
En barizi seçimlerin gerçekleştirilmesi olan söz konusu tüm vaatlerine inanan Hamas ve diğer hareketler, bu ertelemeye şaşırmış gibi davranıyor. Geçmişi unuttular. Bu tutum ister iyi ister kötü niyetli olsun, en yanlış siyasi okumaları ve yanlış hesaplamaları oluşturmuyor mu?
Devlet Başkanı Abbas, zaman kazanmak ve ülkede ve sürgündeki Filistin halkının dikkatini dağıtmak için bu seçim yalanını uydurdu. Başkanlığı yıllarında aynı yaklaşımı uygulayan bir adam oldu.  “Sıfır seçeneğine” olan inancı nedeniyle mevcut durumu yapabildiği oranda uzun sürdürmek istiyor. Bu seçenek ileri ya da geri gitmemek ve mevcut durumu olduğu gibi korumak.
Belki bazıları seçimlerin ertelenme sebebinin “el Fetih” hareketinin üç bloka bölündüğünü ve gerçek veya sahte tüm kamuoyu yoklamalarının onun yenilgisini onayladığını söyleyen mevcut yaygın teoriye inanıyor. Bu ertelemenin ardında Başkan Abbas ve onun hareketi var. Bununla birlikte, bu teoriye katılmıyoruz ve ilk etapta sandık başına gitmek için gerçek bir niyet olmadığı hipotezini benimsiyoruz. Abbas’a yakın bazı çevrelerin İsrail işgali olduğunun farkına varırlarsa bizi daha çok şaşırtır. Onun kubbesi altında seçim yapılmasının caiz olmadığını savunmak, en kötü haliyle aldatma ve yalandır.
Doğrulanmış bilgimiz, Seçim Komitesi Başkanı Dr. Hanna Nasır ile onurlu ve saygın bir vatansever olan ekibinin, Kudüs halkının katılımı sorununu çözmek için Abbas’a birçok elektronik çözüm sağladıkları yönünde. Ama Abbas hepsini, uygulanabilir olmamalarından dolayı değil, baştan seçim istemediği için reddetti. Dr. Hanna’nın istifa etmemesine şaşırdık ve bu satırlar yazıldığında komiteye başkanlık görevine devam ediyordu.
Şu anda, Başkan Abbas’ın hazırladığı yeni bir adımla karşı karşıyayız; tüm grupların katıldığı bir ulusal birlik hükümeti kurmak. Başkanlık için dolaşan pek çok isim var, bunların arasında Dr. Selam Fayyad da mevcut. Önümüzdeki birkaç gün içinde bu hükümetin bir “oyun” haline geleceği, mevki ve ayrıcalık arayanlar ile bunların çoğu arasında bir rekabet alanı olacağı da göz ardı edilemez.
İsrailliler, Batı Şeria ve Kudüs’ü Yahudileştiriyor ve Filistin halkını hizmetkarı haline getiriyor. Güney Afrika ve Rodezya’daki Apartehid rejimine benzer istihbari yaklaşımından dolayı değil; Filistin halkını “evcilleştiren”, onlara hayal satan, dik duruşlarını kıran Filistinli liderlerin varlığı nedeniyledir. Filistin yönetimi, işgaller tarihinde bir ilk olarak işgali ve yerleşimcilerini korumak için itibarı toprağın altına atılmış bir güvenlik idaresine dönüştürülmüştür.