G7 PROTESTOLARINA KANTONDAN ENGEL

G7 ÖNCESİ CENEVRE’DE “KORKU SİYASETİ” TARTIŞMASI: GÖSTERİ HAKKI ENGELLENMEK İSTENİYOR

İsviçre’de gösteri hakkı anayasal güvence altında olmasına rağmen, Fransa’nın Evian kentinde düzenlenecek G7 zirvesi öncesinde Cenevre kanton hükümetinin tutumu tartışma yaratıyor. 14–17 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek zirveye karşı uluslararası düzeyde protesto hazırlıkları sürerken, yetkililerin kararsızlığı “korku siyaseti” eleştirilerini yeniden gündeme taşıdı.
Gösteri düzenleme hakkı, İsviçre hukukunun temel haklarından biri olarak kabul ediliyor. Ancak 15–17 Haziran tarihlerinde yapılacak zirve öncesinde planlanan protestolar konusunda Cenevre Kantonu Hükümeti, özellikle 14 Haziran’da zirve arifesinde bir gösteriye izin verilip verilmeyeceği konusunda net bir tutum ortaya koymuş değil.

TOP FRANSA’YA MI ATILIYOR?
Kanton yetkilileri, Fransa makamlarıyla temas kurduklarını belirtse de bu görüşmelerden somut bir sonuç çıkmış değil. Ayrıca federal düzeyde güvenlik desteği alınabileceği ifade ediliyor. Buna rağmen hükümetin esas meselede –yani protestoların nasıl çerçeveleneceği ve güvence altına alınacağı konusunda– ciddi bir politika ortaya koyamaması eleştiriliyor.
Yetkililerin, sorumluluğu zirveye ev sahipliği yapan Fransa’ya yönlendirmesi ise özellikle tepki çekiyor. Eleştirmenlere göre, “uluslararası Cenevre” kimliğiyle övünen bir kentin, böylesi bir siyasi momentte sorumluluktan kaçması ciddi bir çelişki oluşturuyor.

GÜVENLİK Mİ, ÖZGÜRLÜK MÜ?
Bu temkinli yaklaşımın arkasında, 2003 yılında Evian’da düzenlenen G8 zirvesi sırasında yaşanan şiddet olaylarının yarattığı travmanın bulunduğu belirtiliyor. O dönemde yaşanan çatışmalar, yoğun polis müdahaleleri ve sınır ötesi güvenlik iş birlikleri, hafızalarda hâlâ taze.
Ancak bu “bekle-gör” politikasının siyasi açıdan sorunlu olduğu vurgulanıyor. Devletin görevi yalnızca kamu düzenini sağlamak değil; aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri aktif biçimde korumak. Bu iki sorumluluk arasında denge kurulamadığında, ortaya çıkan durumun fiilen hak kısıtlamasına yol açtığı ifade ediliyor.
Eleştiriler yalnızca mevcut politikaya değil, aynı zamanda alternatiflerin yok sayılmasına da yöneliyor. Güvenliği sağlama adına kent merkezinin adeta abluka altına alınması yerine, protestoların kontrollü ve katılımcı biçimde örgütlenmesi öneriliyor.
Örneğin, gösterinin belirli bir güzergâhta yönlendirilmesi, Place des Nations’da bir etkinlikle sonlandırılması ve kent sakinlerinin –hatta esnafın– sürece dahil edilmesi gibi öneriler dile getiriliyor. Bu yaklaşımın, gerilimi azaltabileceği ve demokratik katılımı güçlendirebileceği savunuluyor.

ELEŞTİRİ VE GERÇEKLİK
Bu tür öneriler bazı çevreler tarafından “aşırı iyimser” ya da “gerçekçi değil” şeklinde eleştirilse de, 2003 deneyimi güvenlikçi yaklaşımın da ciddi sorunlar yarattığını gösteriyor. O dönemde dükkânların tahta panellerle kapatılması, yoğun polis şiddeti ve dışarıdan getirilen güvenlik güçlerinin müdahaleleri, toplumsal gerilimi daha da artırmıştı.
Bugün ise eleştirmenlere göre mesele açık: Korku siyasetine dayalı güvenlik politikaları mı sürdürülecek, yoksa demokratik hakları esas alan daha kapsayıcı bir yaklaşım mı geliştirilecek?
Cenevre’de G7 öncesi yaşanan bu tartışma, yalnızca yerel bir güvenlik meselesi değil; Avrupa genelinde yükselen otoriter eğilimler karşısında demokratik hakların nasıl savunulacağına dair daha geniş bir sorunun parçası olarak görülüyor. (Arkadaş)