| İsviçre | Yazılar

Eğitimde Fırsatlar, Eşitlikler   

 

 

Eğitimde Fırsatlar, Eşitlikler Mevcut Kaynak Algı, Tanınma ve Kullanımı Üzerine

Saadet Türkmen, Sosyal Antropolog

 

Giriş

Eğitim/ öğretimde fırsat eşitliği ve eşit haklar konusu uzun zamandır kamuoyunun odağında odağında olan konulardandır. Bu bağlamda,”eğitimin genel çerçevesinin belirleyicilerinin” neler olduğu konusu çok önemlidir. 2010 yılından bu yana yayınlanan “Eğitim Raporu”nun 2018 tarihli baskısı ,eğitimin  ana  çerçevesini  oluşturan  üç temel faktörü tanımlamaktadır: (1)demografik gelişim (yani nüfus artışı ve vergileriyle eğitimi maddi olarak destekleyebilecek kişi sayısı (2) sosyal gelişim, aile yapısı, çocukların ve gençlerin okul dışı faaliyetleri (yani çocukların ne tür bir ortamda bulundukları)  ve çocukların sosyalleştiği/ ihtiyaç ve taleplerinin görülebildiği ortamlar); ve de (3) ekonomik  kalkınma ve devlet borçları (yani yatırımcıların eğitime yatırım yapma ihtimali ile düşük eğitim seviyesine sahip insanlar için istihdam alanı yaratma becerisi). Bu faktörler, genel resme ilişkin önemli ipuçları vermektedir.  Öte yandan, bu faktörlerin göçmenlik zeminindeki anlamı konusu henüz açıktır. Bu yazıda,  eğitimde fırsat adaletinin temellerine göç merceğinden bakılmakta ve seçilme süreçlerine dair perspektifler sunulmaktadır. Dört bölümlü bu yazı dizisinin ilk bölümünün odak noktası, özellikle ilköğretime başlarkenki seçilme süreçleridir.

 

Temel Eğitime Başlarkenki Seçilme Süreçleri

 

Pek çoğumuz, çocukların okula başladığında pek çok bakımdan sorumlu kişi ve ebeveynin, çok mutlu ve umutlu olduğunu gözlemlemişizdir. Çocuklarının büyüdüğüne ve kendilerine sunulan eğitim/öğretim fırsatlarıyla donanmaya başladıklarına gözlemlemek; eğitim, meslek ve kişisel biyografilerine damga vuracak bir gelişimin başlangıcına tanık olmak şüphesiz heyecan vericidir. Ancak bu heyecan, çocukların kişisel, sosyal, motorik ve zihinsel gelişimlerinin okuldaki beklentilere karşılık verme potansiyelinin bir dizi ölcüm enstrümanlarıyla değerlendirilmesi ile başlayan stresle gölgelenir, kimi zaman da bu stres tüm eğitim/öğretim hayatı boyunca aileye ve öğrenciye eşlik eder. Kimileri bu süreci sorunsuz yada kimi zorlukla da olsa aşabilirken, diğerleri için ilk ve son engel olarak kalarak süreklileşebilir.

Bir çok göçmen ailenin çocuğu, okulun kendisinden beklediği herşeyi harfiyen yerine getirebilse de, adıyla/soyadıyla/ kaşıyla/ gözüyle ve en önemlisi de sözümona «göçmen habitusu»yla diğer öğrencilerinden çoğu kez farklıdır, farklı olarak da algılanır. Nedir bu göçmen habitusu diye sorulacak olunursa; göçmen habitusu en basit ifadesiyle vücutsallaşmış davranış, hareket ve düşünüş şablonu olarak tanımlanabilir. Somut  bir örnekle açıklanacak olursa: Isviçre`deki göçmen aile ve çocuğu, özellikle de mülteci göçüyle buraya gelmişlerse – süresiz oturum alana dek günlük  yaşamlarında  «sınır dışı edilme»  kaygısı olacaktır.  Bu kaygı ve bundan kaynaklanan ürküntü, çocuğu kimi zaman agresif, kimi zaman huzursuz yapar, kimi zaman da durgunlastır. Bu durum  düşünce ve Davranışlara da yansıyabilir. Ilaveten dil/  ifade  zorlukları  ve  diğer  eksikliklerle  birleşerek, çocuğun «Verhaltensauffällig» yani davranış itibarıyla göze çarpan çocuk olarak değerlendirilmesinin önünü açar. Bu durum, ilk öğretmence tespit edilir, sonra da eğitim müdürlüğüne bağlı doktorlar/ psikologlar tarafindan tasdiklenir.  Aile de bu süreci anlamaksızın panikle reaksiyon verirse çocuğun eğitim/ öğretim biyografisinde hayli etkili bir süreç başlar. Ve böylece okul heyecanı daha ilk zamanlardan itibaren okul stresine dönüşür. Bu durum seyrek değil, aksine hayli sıkça yaşanan bir durumdur.

 

Farklı çocuk konseptleri: Beklenti/ Yükümlülük ve Sorumluluklar

 

Göçmen ailelerdeki çocuk konseptleri, çocukla olan diyalog,boş zaman geçirme stili, evde /dışarda  oynanan oyunlar, diğer çocuklar ve yetişkinlerle iletişim kurma biçimleri de sadece çocukların okuldaki
davranışlarını değil, öğretmen ve diğer öğrencilerce algılanışlarını da belirler. Bakımdan sorumlu kişilerin yada ebeveynlerin rol ve yükümlüklerine dair düşünceleri, imkan ve imkansızlıkları da çocuğun kamusal
alanla buluştuğu alanlardan en mühimlerinden biri olan okul başlangıcında, özel bir önem kazanır. Şayet bakımdan sorumlu kişiler/ ebeveynler okulun «normlaştırdığı» yaklaşımlardan farklı bir yerde iseler, bu
durumun sonucu çocuk için sancılı olacaktır. Gündelik yaşamdan basit örneklerle açıklamak gerekirse, zaman baskısı altında ayakkabısını bağlamasına imkan sunulmayan,  bir yeri kesilir diye eline makas verilmeyen, bisikletten düşer diye hareketi engellenen, toplu oynanan oyunları bilmeyen, neredeyse tüm zamanı televizyon karşısında yada cep telefonundaki oyunlarla geçiren çocuklar okul başladığında motorik vesosyal rekabetdeki yetersizliklerden dolayı «Verhaltensauffällig» yani davranış itibarıyla göze çarpan çocuklar olarak değerlendirilebilirler.

 

Çocuklar Nasıl Desteklenebilir?

Son onbeş yıldır, göçmen çocuklarının eğitimdeki firsat esitliğinden faydalanmasi için bir dizi önlemler alındı,
bir dizi programlar geliştirildi. Bunlardan üç önemli gördüğüm
(1) «Elternbildung»  yani  Ebeveynlerin  eğitimine yönelik bir dizi bilgilendirme hizmetleri
(2) «Frühförderung» yani erken yaştan beri çocukları
(3) « Sozialpädagogische Familienhilfe»