DÜNYA GENELİNDE ÖZGÜRLÜKLER BASKI ALTINDA

Freedom House raporu, yalnızca bir gerilemeyi değil, liberal demokrasinin merkezinde yapısal bir krizi işaret ediyor

 

ABD merkezli Freedom House tarafından yayımlanan son rapor, Amerika Birleşik Devletleri’nde özgürlüklerin son 50 yılın en düşük seviyesine indiğini ortaya koydu. Ancak veriler, yalnızca bir ülkenin performansını değil, kapitalist dünya sisteminin merkezinde yaşanan daha geniş bir siyasal aşınmayı gözler önüne seriyor.

 

KURUMSAL ÇÜRÜME

Rapora göre ABD’nin “özgürlük puanı” 100 üzerinden 81’e düşerek 1972’den bu yana en düşük seviyesine geriledi. Donald Trump yönetimi altında hızlanan bu düşüş; yasama organının işlevsizleşmesi, yürütmenin merkezileşmesi ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılarla ilişkilendiriliyor.

Ancak bu tabloyu yalnızca bir yönetim değişikliğiyle açıklamak yetersiz kalıyor. ABD’de uzun süredir derinleşen: gelir ve servet eşitsizliği, şirketlerin siyaset üzerindeki belirleyici etkisi, güvenlik devleti pratiklerinin yaygınlaşması gibi dinamikler, “özgürlük” söylemi ile gerçek toplumsal koşullar arasındaki uçurumu büyütüyor.

 

DÜNYA GENELİNDE LİBERAL DÜZEN ÇÖZÜLÜRKEN OTORİTERLİK YAYILIYOR

Freedom House verilerine göre dünya genelinde özgürlükler 20 yıldır kesintisiz geriliyor. Bugün dünya nüfusunun yalnızca %21’i “özgür” kabul edilen ülkelerde yaşıyor.

Bu süreçte: Daha fazla ülke “özgür olmayan” kategorisine düşüyor, “Ara rejimler” ortadan kalkıyor, Siyasal alan giderek daha sert kutuplara ayrılıyor

Bu eğilim, neoliberal globalleşmenin yarattığı sosyal yıkım ve siyasal istikrarsızlıkla doğrudan bağlantılı. Emekçi sınıfların güvencesizleşmesi ve toplumsal hakların aşınması, birçok ülkede otoriter yönetimlerin zeminini güçlendiriyor.

 

“ÖZGÜRLÜK” ENDEKSİNİN SINIRLARI: KİMİN ÖZGÜRLÜĞÜ?

Her ne kadar Freedom House kendisini bağımsız bir gözlemci olarak sunsa da, ABD hükümetiyle olan finansal bağları ve Batı merkezli ölçütleri, raporun ideolojik çerçevesini tartışmalı hale getiriyor.

Endeks: ekonomik sömürü ilişkilerini, sınıfsal eşitsizlikleri, küresel güç hiyerarşilerini büyük ölçüde dışarıda bırakıyor.

Bu nedenle ABD’nin Güney Afrika ile aynı seviyeye düşmesi ya da Finlandiya ve İsviçre gibi ülkelerin üst sıralarda yer alması, yalnızca siyasal hakların biçimsel ölçümü üzerinden okunuyor.

Oysa “özgürlük” sorusu, yalnızca seçimlerin varlığıyla değil; insanların barınma, sağlık, çalışma ve örgütlenme koşullarıyla birlikte ele alındığında gerçek anlamını kazanıyor.

ABD’deki gerileme, liberal demokrasinin “istisnai” bir sapması değil; aksine sistemin kendi iç çelişkilerinin bir sonucu olarak okunmalı.

Bugün emperyalist merkezlerde derinleşen otoriterleşme, yalnızca iç politikaya değil; göç rejimleri, askeri müdahaleler ve ekonomik baskı mekanizmaları aracılığıyla genel ölçekte yeniden üretiliyor. (Arkadaş)