Metin Alan
Lozan – İsviçre’nin Davos kasabası 19-23 Ocak’ta bir kez daha dünya genelindeki sermaye temsilcilerinin bir araya geldiği dünya ekonomik forumuna (WEF) ev sahipliği yapıyor. “diyalog ruhu” temasıyla düzenlenen 56. Forum toplantısına devlet ve hükümet başkanları, uluslararası kurum liderleri, CEO’lar ve iş dünyasının önde gelen figürleri katılıyor. Ancak bu “diyalog” nasıl bir dünya resmediyor ve Davos’un küresel krizlerin çözümüne gerçek bir katkısı var mı, yoksa bu yıl da yalnızca sistemin sorunlarını meşrulaştıran bir gösteriye mi dönüşüyor?
Kimler davetli, kimler dışarıda?
Forumun organizatörleri, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası temsilcileri ve çok uluslu şirket yöneticileriyle birlikte yaklaşık 3 bin katılımcının olduğunu duyurdu. 64 devlet ve hükümet başkanı ile G7’den altı lider de bunların arasında. Katılacağı duyurulan üst düzey politikacılar arasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei yer alıyor. İngiltere Maliye Bakanı Rachel Reeves ve İşletme Bakanı Peter Kyle de zirveye katılacak. Rusya ise davet edilmedi. Lübnan başbakanı, Suriye’yi temsilen cihatçı Lider Ebu Muhammed el Colani (Ahmet Şara), Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen büyük bir heyetin yanı sıra toplantıya katılacaklar arasında.
Forum Başkanı Børge Brende, düzenlediği basın toplantısında bu yıl ki buluşmanın, 1945’ten bu yana en karmaşık jeopolitik dönemde gerçekleştiğini dolayısıyla böylesi zor zamanlarda diyaloğun kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu söyledi. Forumun organizatörleri, ikinci döneminin ilk yılını ticaret savaşı yürütmek ve Paris iklim anlaşması dahil olmak üzere ülkenin uluslararası yükümlülüklerini yırtıp atmakla geçiren ABD Başkanı Donald Trump’ın da geniş bir heyetle Davos’a katılacağını bildirildi. Trump’ın politik gündemi, forumda hem jeopolitik hem de ekonomik konuların merkezine oturmuş durumda ve iklim krizinden teknolojik dönüşümlere, piyasalarının yeniden şekillenmesinden ticaretin yeniden yapılandırılmasına kadar birçok başlık forumun gündeminde. Ukrayna, İran, Gazze ve Venezuela meseleleri ise ağırlıklı konuların başında geliyor.
Risk raporu: En büyük risk jeoekonomik çatışma
WEF tarafından salı günü 21’incisi yayımlanan 2026 küresel riskler raporuna göre, kısa vadede en büyük risk “jeoekonomik çatışma” ve bu yapılan ankete katılan 1300 patron, akademisyen ve sivil toplum figürünün ortak kanısı. Bu kanının belirleyici yaygınlık kazanması Donald Trump’ın agresif gümrük vergisi politikasının damgasını vurduğu bir yılın ardından ABD’nin Venezuela’da, ülkenin petrol kaynaklarına el koymak için gerçekleştirdiği askeri saldırı ve Grönland’a dönük tehditlerin dozunun giderek artmasıyla izah ediliyor.
Yaptırımlar, gümrük tarifeleri ve ekonomik araçların jeopolitik silah olarak kullanılmasının kısa dönemde küresel istikrarı tehdit ettiği vurgusu raporda yer alan diğer başlıklardan biri. Devletler arası silahlı çatışmalar ikinci sırada yer alırken, toplumsal kutuplaşma ve dezenformasyon gibi riskler de sıralamada öne çıkıyor.
Kapitalizmi yeniden paketleme çabası
Davos’un sloganı “diyalog” olsa da, böyle bir platforma sadece büyük sermaye sahiplerinin, devlet liderlerinin ve yüksek gelirli yöneticilerin erişimi var. Toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendiren konularda karar alanlar ile bu kararların etkisini hissedenler arasında giderek derinleşen bir boşluk bulunuyor. Bu, forumun söylemsel kapsayıcılığının ötesinde, servet ve güç sahibi olanlarla tersi durumda olanlar arasındaki uçurum, toplantının kendisinde temsil edilmiyor.
Forumda tartışılanlar, genellikle sürdürülebilir kalkınma hedefleri, temiz enerji yatırımları veya gelir eşitsizliğini azaltma gibi ideal hedefler. Ancak bu hedefler “kâr odaklı sermaye birikim modelleri” içinde tartışıldığında, somut çözümlerden çok sürdürülebilirlik söylemi olarak kapitalizmin yeniden paketlenmesi ortaya çıkıyor. Bu durum, aktüel üretim ve kaynak paylaşım ilişkilerindeki eşitsizlikleri ortadan kaldırmaktan ziyade kapitalizmi yeniden meşrulaştırmayı kolaylaştırıyor.
Protestolar ve kamuoyunun tepkisi
Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da Davos’a karşı küresel protesto çağrıları yapıldı. Dünyanın farklı kentlerinde ekonomi adaleti, iklim eylemi ve demokratik hesap verebilirlik talepleriyle kitlesel eylemler düzenlendi. Daha önceki protestolarda on binlerce kişi ekonomik eşitsizlik ve milyarderlerin ‘demokrasiler’ üzerindeki etkisine dikkat çekti. Davos belediyesine yaklaşık on küçük protesto ve iki geleneksel gösteri için başvuru yapıldığı duyuruldu. Bunlardan biri, Küblis’ten Davos’a “Strike WEF” hareketinin yıllık protesto yürüyüşü. İkinci gösteri grubu ise İsviçre Genç Sosyalistler (JUSO). Ayrıca pazartesi günü Zürih’te geniş kitlesel bir çağrıyla bir araya gelecek olan forum karşıtı örgütler ve siyasi gruplar, Trump başta olmak üzere katılacağı duyurulan otokrat ve bürokratları protesto edecekler.
Forumun rolü: Krizleri tartışanlar, krizleri yaratanlar
Eleştirenler, forumun siyasi otorite sahibi bir politika yapıcı organ olmadığını, bunun yerine küresel elitlerin bir “networking” buluşması olduğunu savunuyor. Resmi söylemde gündeme getirilen “Kapsayıcı büyüme” ve “sürdürülebilirlik” gibi kavramlar, pratikte sermaye temsilcilerinin karar alma süreçlerini meşrulaştırmak için kullandıkları kurumsal dil haline geliyor. Eleştirel analizler, forumun karar alma süreçlerinin şirket çıkarları ve kısa vadeli kâr motivasyonları tarafından şekillendiğini öne sürüyor; bu da ciddi politik ve sosyal eşitsizliklerin sistematik olarak göz ardı edilmesine yol açıyor.
Bu yaklaşım, sermayenin uluslararası hareketliliği ile emek gücünün görece zayıf konumunu meşrulaştırırken, işçi hakları, kamu hizmetlerinin finansmanı, sürdürülebilir tarım veya gelir adaleti gibi konular forumun ana gündeminde genellikle yüzeysel temalar olarak yer alıyor.
Bu perspektiften bakıldığında Davos bir “küresel elit kulübü” olarak değerlendirilebilir: Kapitalist krizlerin yönetim yeri olarak değil, seçkinlerin kendi çıkarlarını tartıştığı bir arena. Emekçi sınıflar, güvencesiz çalışanlar, göçmenler ve küresel güneyde yaşayan milyonlarca insanın sesi bu tür platformlarda yok sayılıyor. Bu bakış açısından Davos, krizlerin temel nedenlerini ele almak yerine sistemin mevcut çelişkilerini maskeleyen bir mekanizma olarak değerlendirilebilir.
Davos 2026 ne anlatıyor?
Davos 2026, dünya liderlerini ve kapitalist elitleri bir araya getirirken, küresel krizin temel dinamikleriyle ilgili ciddi çelişkileri de gün yüzüne çıkarıyor:
*Sermaye ve devletler arasındaki yakınlaşma ve iş birliği, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirebilecek politikaları yeniden üretiyor.
*Resmi risk raporları ekonomik çatışma ve jeopolitik gerilimleri ön plana çıkarırken, sistemin yapısal krizini derinleştiren faktörler yeterince sorgulanmıyor.
*Forumun kapsayıcılık iddiası, pratiğe yansıdığında daha çok ekonomik elitlerin memnuniyetiyle sınırlı kalıyor.
Bu bağlamda Davos, sadece dünya genelindeki krizlerin semptomlarının tartışıldığı bir zirve değil, sistemin mevcut işleyişini yeniden üretme platformu olarak okunmalıdır.
Bugün dünyayı en çok endişelendiren şey, Davos’ta belirlenen riskler değil, bu riskleri belirleyenlerin, onları üreten sistemleri güncellemeleridir. Çatışmalar, dezenformasyon ve çevre krizleri gökten zembille inmiyor. Bunlar, korku, yağmacılık ve kısa vadeli düşünceye dayalı siyasi ve sınıfsal tercihlerin doğrudan sonuçlarıdır. Asıl tehlike, küresel istikrarsızlık değil, kaçınılmaz olarak sunulan korku temelli yönetimin normalleşmesi ve kârlılığın ahlaki pusula olarak kabul edilmesidir. Dünyanın hemen her yerinde, neyin yanlış olduğunu/artık işe yaramadığını fark eden insanların sayısı her geçen gün artıyor. Zira dünyanın karşı karşıya olduğu tüm tehlikelere karşı insanları uyaranlar, bu tehlikeleri yaratanların ta kendileridir.
