Açlıkla caydırma politikası !

 

Metin Alan

Federal Konsey 2003 yılında, 2004’te yürürlüğe koyacağı yeni yasaya ilişkin raporunda, acil yardımın amacının “reddedilen sığınmacıları İsviçre’den ayrılmaya teşvik etmek” olduğunun altını çiziyordu.

Başka bir deyişle esas mesele, göçmenlere burada kalmaktan vazgeçmeleri için baskı yaparak, onların cesaretini kırmak, morallerini bozmak ve onları daha az güvenli hâle getirmek meselesiydi. Kaldı ki hâlihazırda uygulanan tüm yaptırımlar sonucunda, reddedilen göçmenlerin hayatları zaten yeterince çekilmez hâle gelmektedir.

Hele ki insan, özgürlüğünden ve özerkliğinden, kendine yeniden bir hayat kurma ve kendini geliştirme yeteneğinden mahrum kaldığında, hiçbir rolü ve yeri olmadığı psikolojisiyle dünyada kendini işe yaramaz hissettiğinde, hayat çekilmez ve dayanılmaz bir hâl almaktadır.

Yetkililer uyguladıkları göç ve göçmen politikası ilegöçmenlerebu hayatı çekilmez kılmak için önce bu insanların toplum tarafından dışlanmalarını örgütlüyor, ikinci olarak bireyselliklerini yok ediyor ve üçüncüsü de onların özel ya da mahrem alanlarına müdahale ediyor.

 

  1. İlk olarak, organize bir şekilde, göçmenlerinsosyalleşmelerini bastırmak ve baskılamak için, sosyal bağların sürdürülmesini veya oluşturulmasını engelleyen tüm önlemleri uyguluyorlar. Örneğin, özellikle bu kişilere özel olarak tahsis edilmiş toplu konaklama merkezlerinde, yani kamplarda, acil yardıma ihtiyacı olan kişiler gruplandırılıyor. insanlara parayı nakit olarak değil, gıda paketleri ve hijyen ürünleri olarak veriyorlar. Ve böylece aşırı yoksullaşmaları sağlanıyor. Çalışmalarına tabii ki izin verilmiyor. Parasızlık, faaliyetlerin gerçekleştirilmesini engelliyor ve ayrıca seyahat etmelerini önemli ölçüde sınırlıyor.

Federal Mahkemenin içtihat hukuku, bu kişilerin sosyal bağlar oluşturma haklarına sahip olmadıklarını veya bu bağları oluşturmalarına gerek olmadığını, çünkü yakında ülkeyi terk etmeleri gerektiğini söylüyor. Federal Mahkeme başka bir kararında “gönüllü olsalar”dahi çalışma haklarının olmadığının kalın çizgilerle altını çiziyor.

Bu şekilde sosyalleşmenin bastırılması, acil yardım sağlayan otoriteye karşı güçlü bir bağımlılığa yol açıyor. Yetkililer böylecebu insanların hayatlarını kontrol altına almaya çalışıyorlar.

 

  1. İkinci olarak, her bir kişinin bireyselliğiyok sayılıyor.Çünkü acil yardım kapsamındaki hizmetleri şu şekilde tanımlıyorlar: sığınakta yatacak güvenli bir yer, kişi başına günde 8 CHF’ye kadar gıda koli dağıtımı ve tıbbi bakıma erişim, artı okul yılının başında çocuk başına 50 CHF.

Böyle söyleyince, bu tedbirlerin hedeflediği veya kapsadığı tüm insanların tek tip olduğunu, aynı ihtiyaçlara sahip olduklarını ve birbirlerinden ayırt edilemediklerini görüyoruz. Hayatları genel olarak tanımlanmış ve son derece kısıtlıdır. Konaklamaya ihtiyacı olan yaşlı veya engelli bir kişi, özel aile alanına ihtiyacı olan iki küçük çocuğu olan bekar bir anne, spor salonunda arkadaşlarıyla takılmak için paraya ihtiyacı olan bir genç, özel güvenlik ihtiyaçları olan travma geçirmiş bir kadın vs. bu insanlar acil yardımın sınırlı ve sabit hizmetlerine uyum sağlamak zorundalar. Bireyselliklerini azaltmalılar ve özellikle kısıtlayıcı, zar zor hayatta kalma dayatmalarınakatlanmalıdırlar.

 

  1. Üçüncüsü, acil yardım önlemleri bu insanların özel alanlarınınyok sayılmasınayol açıyor. Akıllara duygusal bir müzik eşliğinde, Cenevre’de yeraltı sığınağında kalan mülteciler tarafından çekilen cep telefonu görüntülerine dayanan “Bunker” adlı film geliyor. Sudanlı bir gazetecinin filmin yönetmeni Anne-Claire ADET ile yaptığı röportajda aktardığı gibi ev veya ikametgâh “bir şeylerin inşa edildiği yer” dir. Ancak acil yardım alan kişilerin buna hakkı yoktur. Onlar, önceden döşenmiş, biçimsiz ve çirkin bir odada, tüm aile bir arada ve bekar insanların ortak yatakhanelerde bir araya toplandığı, aşırı kalabalık bir durumda, otoritenin tahsis ettiği kamplarda yaşıyorlar. Nefes aldıkları alan dar, hareket edecek yer yok ve günün her etkinliği tırmanılacak bir dağ gibi. Örneğin, yemek yiyeceğiniz masayı duvara yaslayacak şekilde hareket ettirmek zorundasınız. Sandalyeleri, yataklar, kapı ve buzdolabı arasındaki boşluklara yerleştirmeye çalışmalısınız ve masaya konulacak her şeyin bir diğerinin düşmesine neden olmadığından emin olmalısınız. Bulaşık dolabında yeterli yer olmadığı zaman, mutfak eşyalarını yatağın altında saklarsınız.

Yetkililer, Federal Konsey ve Federal Mahkeme, başından beri ve halen, acil yardım önlemlerinin, temel bir insan hakkı olan asgari geçim hakkının yararına bir uygulama olduğunu iddia etmektedir. Ancak bu iddianın arkasında büyük bir ikiyüzlülük var. Yetkililer siyasal bir kurgu olan bu söylemi ele alırken, yasanın kendisinde var olan ikiyüzlülüğü gizlemeye çalışmaktadırlar. Acil yardım önlemleri, gerçekte, “sığınma talebi reddedilmiş” olarak belirlenmiş bir grup insanın ayrımcılığını düzenlemektedir ve acil yardım onlara göre, bu insanları İsviçre’den ayrılmaya teşvik etmelidir. Yani “acil yardım önlemleri” dedikleri uygulama, gerçekte insanları özgürlüklerinden ve temel haklarından mahrum bırakan bir dizi zorlayıcı önlemden oluşuyor.

Sonuç olarak, acil yardım, İsviçre’den sınır dışı etme kararının ayrılmaz bir parçası olan ve yetkililerin zorla sosyalleştirmeyi (aslında sosyalleşmenin engellendiği) dayattığı ve başvuranlara karşı ayrımcılık uyguladığı sınır dışı edilmenin infazı için bir dizi sözde destek önleminden başka bir anlama gelmemektedir.Müzakere veya tartışmanın temellerini yeniden tesis etmek için, siyasi bir bakış açısıyla, adına “acil yardım önlemleri” dedikleri ikiyüzlülüğe karşı mücadele perspektifiyle, yetkililerin artık acil yardımın bir hak olduğunu iddia etmelerine izin verilmemelidir. İnsan hakları ve Göçmen örgütleri başta olmak üzere işçi sendikaları, sol ve demokrat kurum ve kuruluşlar bu ikiyüzlülüğe son verilmesi için, göçmenlere dayatılan aşağılayıcı yaşam koşullarına karşı yasal ve fiili olarak mücadele etmelidirler.