Yapılan yeni bir araştırma, çalışanların iş güvencesine dair kaygılarının giderek arttığını ve bu kaygıların özellikle gençler arasında yoğunlaştığını ortaya koyuyor. DemoScope tarafından gerçekleştirilen ve Angestellte Schweiz adına hazırlanan çalışmaya göre, çalışanları en çok endişelendiren faktörler genel siyasi krizler değil; doğrudan şirket kararları, maliyet baskısı ve yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması.
ŞİRKET STRATEJİLERİ VE YAPAY ZEKÂ: YENİ GÜVENCESİZLİK DALGASI
Araştırma, İsviçre’de çalışanların dörtte birinin işini kaybetme korkusu taşıdığını gösteriyor. Her on çalışandan biri ise önümüzdeki 12 ay içinde işini kaybetme ihtimalini “yüksek” olarak değerlendiriyor. Bu veriler, görünürde istikrarlı kabul edilen İsviçre iş piyasasının altında ciddi bir güvencesizlik dinamiğinin biriktiğini ortaya koyuyor.
Dikkat çekici olan, bu güvencesizliğin kaynağı olarak jeopolitik krizlerin değil, doğrudan kapitalist üretim ilişkilerinin işleyişine ilişkin unsurların öne çıkması. Araştırmaya göre çalışanların en büyük endişesi: şirketlerin stratejik kararları, maliyet düşürme baskısı, dijitalleşme ve yapay zekâ uygulamaları.
Son dönemde katılımcıların: %30’u yeniden yapılanma süreçleri yaşadığını, %26’sı işten çıkarmalara tanık olduğunu, %17’si işe alımların dondurulduğunu belirtiyor.
Ayrıca 2025 yılı içinde çalışanların %24’ü işyerinde yapay zekâ uygulamalarıyla doğrudan karşı karşıya kalmış durumda. Bu tablo, teknolojik dönüşümün “verimlilik artışı” söylemiyle meşrulaştırılırken, emekçiler açısından iş güvencesinin aşınmasına yol açtığını açık biçimde gösteriyor.
GENÇLER NEDEN DAHA FAZLA KAYGILI?
Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, 15–30 yaş arası gençlerin 55 yaş üzeri çalışanlara kıyasla daha fazla güvencesizlik hissetmesi. Bu durum, yaygın söylemin tersine, iş piyasasında kırılganlığın yalnızca yaşlı çalışanlara özgü olmadığını ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre bunun birkaç temel nedeni var: Genç mezunların iş piyasasına girişte artan zorlukları, düşük sorumluluk içeren pozisyonların (staj, giriş seviyesi işler) yapay zekâ tarafından kolayca ikame edilebilmesi, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin gençler arasında yaygınlaşması.
Bu gelişmeler, genç emeğin sistematik olarak değersizleştirildiği ve teknolojik dönüşümün ilk olarak bu kesimi hedef aldığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
“ÇÖZÜM” OLARAK BİREYSEL UYUM: YAPISAL SORUNLARIN ÜZERİ ÖRTÜLÜYOR
Araştırmaya katılanların yaklaşık %80’i mesleki eğitim ve sürekli öğrenmeyi güvencesizliğe karşı etkili bir çözüm olarak görürken, üçte ikisi meslek değiştirmeyi önemli bir seçenek olarak değerlendiriyor.
Ancak bu yaklaşım, sorunun yapısal boyutunu görünmez kılıyor. İş güvencesinin zayıflaması: bireylerin yeterince “nitelikli” olmamasından değil, sermayenin maliyetleri düşürme ve otomasyonu yaygınlaştırma stratejisinden kaynaklanıyor.
Nitekim işinden endişe duymayanların %42’si, bunun nedenini işlerinin yapay zekâ tarafından “ikame edilemez” olmasına bağlıyor. Bu durum, güvenliğin kolektif haklardan değil, bireysel “ikame edilemezlik” konumundan türetildiğini gösteriyor.
GÖRÜNÜRDE GÜVEN, ALTTA KIRILGANLIK
Araştırmada dikkat çeken bir diğer unsur ise çelişkili algı: Katılımcıların yaklaşık %75’i mevcut durumda kendini “güvende” hissettiğini belirtirken, aynı zamanda önemli bir kesim kısa vadede işini kaybetme ihtimalinden endişe duyuyor. Bu durum, neoliberal iş piyasasının tipik özelliğini yansıtıyor: istikrar hissi ile yapısal güvencesizlik aynı anda var olabiliyor.
Genellikle istikrarlı ve güçlü olarak sunulan İsviçre iş piyasası, bu veriler ışığında farklı bir tablo ortaya koyuyor. Şirket kararlarının belirleyiciliği, otomasyonun hızlanması ve genç emeğin kırılganlaşması, kapitalist üretim modelinin merkez ülkelerde dahi güvencesizlik ürettiğini gösteriyor.
Bu bağlamda tartışılması gereken temel soru şu: Sorun bireylerin uyum kapasitesi mi, yoksa emek üzerinde artan sermaye tahakkümü mü? (Arkadaş)
