Yusuf Değirmenci: “Okumak güzeldir, güzelleştirir”

Seni tanıyabilir miyiz?
Tabi, 80’li yılların sonunda çeşitli nedenlerden dolayı yurt dışında yaşamak zorunda kaldım, ülkemden uzak Lozan’da yaşıyorum, evliyim ve iki çocuğum var.

Şu ana kadar dört tane kitap yazmışsın, üç şiir kitabı ve birde öykü kitapın var, bu kitapların hakkında bizleri bilgilendirir misin? Yazmaya merakın nasıl oldu?

Yazma serüveni bende 15, 16 yaşlarında küçük yaşlarda kitap okuyarak başladı. İlk etapta heves ve özenti olunca ufak tefek kendim yazmaya başladım. İnsanların ilk yazdığı genelde mektuplar olur yada şiir olur ama ben İlk deneme ve düz yazı olarak yazdıklarımı yılar sonra tekrardan okuyunca bana çok anlamsız geldi. Hayata karşı duyarlılık ta yazmama neden oldu. Yıllar sonra siyasetle buluştum. Siyasetin içerisinde kazandığımız o tecrübeler ve daha sonrada çeşitli nedenlerden dolayı siyaseten uzak kalınca, aktif olmadığım yıllarda ilk şiirimi ve su olur akarım kendi rengimde isimli kitabımı yazdım. Aktif mücadeleyi bırakınca bir şekilde kendinizi ifade etmeniz gerekiyor. Toplumun ön yargılarını kırmak için de kendinizi yazıya veriyorsunuz, hatta dinlenmediğiniz dikkate alınmadığınızda da kendinizi yazıyla şiirle ifade etmek istiyorsunuz, benim yazma hevesim bu nedenlerden dolayı başladı.

Kitaplarında genelde aşkla mücadeleyi birleştiriyor, doğayı, dağları, denizleri konu alıyorsun. Belirttiğin gibi yazma hevesi okunan kitaplar ve yazarlardan etkilenmelerle olur demiştin, ama şiirlerinde ve öykülerinde kendi yaşadığın örnekler de var mı?

Şiir elbette sesle başlıyor, duyduğumuz sesleri kalemle buluşturmaktır aynı zamanda, hiç kimse hiçbir şeyi yoktan var edemez, mutlak bunun bir temeli bir geçmişi vardır. İşte doğa toplumsal olaylar, aşk, sevgi, sevda ve yazarın şairin gözlemleriyle alakalı bir şey, tabiki kendi yaşadıklarımla da ilintili konular olmuştur. Ülkemizden uzak da yaşasak, çocukluk yılarında yaşadıklarımız ülkemizin coğrafyası, dağları, ovaları, gördüklerimiz ve duyduklarımız bilinç altında kalarak şiirlere yansıyabiliyor, bazen yaşadıklarınız kendiliğinden ortaya çıkabiliyor ve şiirlerle buluşabiliyor. Tabiki şiirin aşk sevgi dışında birde toplumsal normları ve içeriği vardır. İnandığınız dava ve ideoloji yazarın duyarlılığıyla, yorumuyla da şiirler de kendini bulabiliyor. Benim şiirlerim de Kürdistan var, emek var, çocuklar var ve benim duyarlılığımın şiirle buluşması olarak ifade edilebilinir. aynı zamanda şiir bir anlamda sorgulayan bir sanat; okuyanı da yazanı da sorgulayan bir sanat. İnsanlar çok fazla şiirle iç içe olmasalar da herkesin mutlaka her gün değilse de haftada bir gün bir şiir okuması gerektiğine inananlardanım. Çünkü şiir insanı yenileyen duygularıyla sorgulayan bir olgudur da.

Şiir yazma tutkusunun ülke hasreti çekme, göçmen olma ya da sürgün de kalma gibi faktörlerle etkileşmesi nasıldır sence?

Yazmak eylemi her zaman ülkeyi sevmek veya hasret kalmakla kendini ifade etmez, çünkü herkes yazar olamaz, herkes şair olamaz. Fakat her insanda bir beceri vardır. İnsan yapmak istediği becerilerini ortaya çıkarır, bazı insanlar yatırım yapar, bazı insanlar resim yapar, bazı insanlar şiir yazar, roman yazar. Yani kalite ile ilgili bir konu aynı zamanda, kullandığınız dil çok önemlidir her dilin kendine göre kuraları vardır ve bu kuralara saygı duymak gerekir, yazarken doğal olmalıdır, yazdıklarınız da doğal olmalıdır. Bu bağlamda yazmayı seviyorum, paylaşmayı seviyorum, kendimi yazar yada şair olarak görmüyorum, bu çalışmalarımı amatörce yürütüyorum, ama insanlar yazdıklarına değer biçerler ben de değer biçiyorum yazdıklarıma, bazı şeyler elbette ki beni ifade ediyor, yazdıklarımda ben de varım, toplum da vardır, herkesde vardır, sosyalizm, inandığımız o güzel düşüncede vardır.

Şiir kitaplarınla ilgili söylemek istediklerin başka konular var mı?

Tabi, Sınırın az ötesi şiir kitabımı çok seviyorum. Nehir şiirler deriz biz onlara birinci dönem ara şiirlerdir. Çok önemsediğim çok özel bir kitap oldu. Yazı dili tümlemeler daha güzel oldu. aslında birazda Kürdistan ve Türkiye toplumunun karşılaşması oldu, yani dağların adamı denizlerin kızı, burada bir biçimleme var, gönderme var, bir çağırı, bir çığlık, insanların, insanlarımızın sınırın az ötesinde birbirini duyması, aşksal bir üslupla bu çağırının bu kitapta buluşmasıdır aslında. Denizlerin kızı Türkiye toplumudur, dağların adamı da Kürdistan toplumudur, bunların buluşması da aslında barıştır. Son kitabımda aşama şiirlerden oluşuyor.

Öykülerinizden bahsedelim biraz?
Öykü şiirden bağımsız değil aslında. Öykü kısa bir romandır da. Her öykü yaşanmışlığın bir kısmını ifade eder. Yazdığınız kahramanı birazda okura bırakırsınız. Öykü ve şiir tarz olarak, edebiyat olarak birbirlerine benzerler, öyküyü yaratabilirsiniz de. Öykü yazmak öykücü olmak çok farklı bir şey, özelikle katılmış olduğum bir öykü atölyesinden yola çıkarak başladım, öykü denedim, öykünün içeriğinden çok nasıl anlattığınız önemlidir aslında, çok çalışıp çok emek vermek gerekiyor.

Yazdığın öyküler yaşanmış mıdır?

Yaşanmışlar da vardır, ama kurgularda vardır. Öyküyü illaki yazar yaşamaz okuyucuya bir şeyler vermeye de çalışılınır. Başkalarının hayatları, yazarın kendi hayatı da vardır öykülerde. Örneğin bir savaşta savaşanlar üzerinde ve onların çevresindekiler üzerinde yaratmış olduğu tahribatlar, çok iyi bir şekilde öyküye alınabilinir.

Son olarak eklemek istediğiniz önemli bir şey var mı?
Savaşlar olmasın, sadece savaşlar da ölenler değil onların yakınları da büyük yıkıntılara maruz kalıyorlar. İnsanlar kendilerini okumaktan mahrum bırakmasınlar, özelikle buna zaman ayırsınlar, bir gereksinim olarak düşünsünler, şiirlerle de öğrenebiliriz. Okumak güzeldir, güzelleştirir.

Ali Korkmaz/Lozan