YaşarAtan- BERGAMA’DA BİR AŞK ÖYKÜSÜ

andrea_appiani_circle_jupiter_und_merkur_bei_philemon_und_baucis

atanyasar@yahoo.de

Bulutların üstündeki Olimpos Tanrılar Ülkesi’nde oturan Baştanrı Zeus’un birsüredir canı iyiden iyiye sıkılmaya başladı… O yüzden oğlu haberci tanrı Hermes’i çağırdı yanına: „Oğlum; şu inatçı dünyalılar bizleri unutmuşa benziyor… Hele bir gidip görelim onları,“ dedi.

BERGAMA OVASINA İNDİLER…

Hemen sırtlarına yırtık pırtık giysiler geçirip Bergama ovasına indiler. Bir sre sonra Zeus; „Hermes oğlum, buralar bizim Olimpos’tan da güzel değil mi?“ diye söze başladı. „Bak buraları görünce yukardaki tanrıların, tanrıçaların dırdırlarını unutuverdim!.. Zaten Prometeus da, tanrı Hefaystos da; insanları çamurdan şekillendirirlerken onlara her türlü yeteneği bağışlamışlar… Bu duruma ilk başlarda ben çok öfkelenmiştim. Hatta bu yüzden Prometeus’a neler çektirdim, neler!… Ama şimdi anlıyorum; doğrusu iyi etmişler…“ Biraz soluklandıktan sonra, Hermes’in kolundan tutup; „Hele gel de şu insanlarla biraz sohbet edelim!..“ dedi.

ZENGİNLER KAPILARINI AÇMADI…

Tanrı Hermes, kocaman kilitli zengin evlerinin kapısını çalmaya başladı. Ne var ki kapılar ya hiç açılmıyor yada açılır açılmaz yüzlerine kapanıyordu hemen! Artık iki tanrı, kızgın kızgın Bergama tepesine doğru tırmanmaya başladılar… Hermes küçücük, duvarları kiremitleri dökülen bir kulübe gördü tepeye yakın. Hemen kapısını çaldı: Baukis adlı yaşlı bir kadın açtı kapıyı… Karşısında yorgun ve yoksul yabancıları görünce de, ardına dönüp; „ Bak konuklarımız var!“ diye ünledi kocası Filemon’a sevinerekten. İçeri buyur etti hemen konukları. Tanrılar eğilerek, içeri girdiler. Yaşlı karı-koca, evin darlığı yüzünden özür dilediler… Baukis, ocaktaki ateşi tutuştururken,kocası Filemon bahçeye çıktı. Bir süre sonra, bahçesinden kopardığı domates, biber gibi sebzelerle döndü odaya.

YEMEKLER HAZIRLANDI…

Çok geçmeden yemekler artık hazır olmuştu… Baukis, ellerini yıkamaları için leğen ve su tuttu konuk tanrılara. Arada da yaşlılıkları yüzünden onları yeterince iyi ağırlayamadıklarını söyleyip sık sık özürler diledi. Sonra Baukis’le Filemon, böyle olası konuklar için bir köşede sakladıkları eski şarap testisini koydular bir bacağı sakat masanın üstüne. Hep birlikte yaşadıkları acı- tatlı serüvenler üzerine epeyce lafladıktan ve bu arada yemekler yendikten sonra, tanrılar izin istediler… Ama yaşlı kadınla kocası, konuklarını bırakmak istemediler; ille de yatıya kalmaları için binbir ricada bulundular… Ama onlar istemeyince de, hep birlikte sokağa çıktılar…

Konuk tanrılar, yaşlı karı-kocaya tepeye doğru birlikte yürümeyi önerdiler… Aradan birkaç dakika geçmemişti ki yaşlı Filemon’la Baukis, aşağılarda yayılıp giden bütün ovanın sular altında kadığını gördüler dehşetle! Az ötedeki kendi yoksul kulübelerinin yerinde de, bembeyaz mermerlerle kaplı görkemli bir tapınak yükseliyordu… İşte o anda konuklarının tanrı olduklarını duyumsadılar hemen. Tam birşeyler söylemek istedikleri sırada Baştanrı Zeus girdi araya. Yaşlılara unutulmaz konukseverlikleri için teşekkür etti. Artık onlara konuk olduktan sonra, dünyayı daha iyi anladığını da ekledi sözlerine…

İKİ SEVGİLİ TEK AĞACA DÖNÜŞTÜ…

Baştanrı Zeus biraz sustuktan sonra; „Bizden bir şey dileyin,“ dedi gülümseyerek. Yaşlı karı-koca el ele tutuştular hemen ve hiçbir şey istemediklerini; yalnızca yoksul kulübelerini onurladırdıkları için çok mutlu olduklarını söylediler. Baştanrı Zeus ille de bir dilekte bulunmaları için üsteleyince, karı- koca baş başa verip birşeyler fısıldaştılar aralarında. Ondan sonra Filemon; „Peki öyleyse, „ diye söze başladı. „Biz bugüne dek hep baş başa, çok mutlu yaşadık. Bu mutluluğumuzu tanrı yada kul demeden herkesle paylaştık. Bu yaştan sonra da bizi ayırma. Birimiz önce, öteki sonra ölmesin… Birbirimizi mezarlıkta görmeye gidecek gücümüz yok… Biz ikimiz bir arada, aynı anda ölmek istiyoruz…“

Baştanrı Zeus’un buyruğuyla yaşlı Filemon’la Baukis, Frigya ovasındaki Bergama kentinin tepesinde hâlâ ayakta duran tapınağın bekçileri oldular. Daha uzun yıllar, aynı tapınağın bembeyaz mermerleri üstüne oturup tanrı Helyos’un atlarıyla her gün gökyüzünde koşturduğu güneşi başbaşa izlediler… Birbirleriyle hep aşk dolu sözler fısıldaştılar…

Ne var ki birgün gene tapınağın avlusunda omuz omuza vermiş otururlarken ve o ana dek birbirlerine hiç söyleyemediklerini söylemeye çalışırlarken, aniden bir uyuşukluk geldi ikisinin de bedenine… Hemen ayağa kalkmak istedilerse de kalkamadılar… Bedenlerinin dallanıp yapraklandığını, ayaklarının toprakta kök salmaya başladığını gördüler… Bu hallerine bakarak birbirlerine daha candan bakıp gülümsediler… Sonra birisi meşe, diğeri ıhlamur ağacı olarak karşılıklı kenetlenip birbirlerine iyice sarıldılar… Kabuklar her ikisinin de dudaklarını örterken, birbirlerine son kez birşeyler daha fısıldadılar… Binyıllar boyunca, Bergama’daki tapınağın yanından rastgele geçen bütün yalnız gezerler ve de sevgililer; birbirine kenetli o iki ağacın sevgi dolu sözlerle karşılıklı birşeyler fısıldaştıklarını kulaklarıyla hep duyageldiler…

 

oOo

Bu hafta, Olimposlu tanrıların ülkesi Kazdağları’na da bir selam yollayalım, diyorum:

***

ÇOBAN ÇEŞMESİ

Dün sabah Kazdağları’ndaki

O garip çoban çeşmesi; Gürül gürül yıldız akıttı gene,

Ve de Helena’ın aşkını…

Olimposlu tanrılarla tanrıçalar,

Doldurdu bütün boş testilerini.

Ve de her gün olduğu gibi,

Doydu maviye aşka ve yıldıza;

Hem Zeus’un dağ çiçekleri,

Hem de kurt kuş sürüleri…

(Yaşar ATAN)

(*) Mitolojiye ilgi duyan okurlarımıza, aşağıdaki kitapları öneriyoruz:

* “HOMEROS’UN İZİNDE-TROYA’DAN SAVAŞ EFSANELERİ” (Yaşar Atan)

** “AKDENİZLİ TANRILAR” (Yaşar Atan)