YaşarAtan: BARIŞIN VE KADINLARIN DOSTUYDU ATENA

Capture4

atanyasar@yahoo.de

Tanrı Poseydon Troya savaşı sonrası ülkesine dönerken, kral Odisseus’un bütün gemilerini batırdı ve onu savaş nedir bilmeyen Fayakların adasına, çırılçıplak savurup attı…

O adada oturan iyi yürekli Fayaklar halkı da; günlerce ağırladıkları savaş yorgunu Odisseus’a, barış ve sevginin simgesi armağanlar sundular ve onu özel olarak donattıkları bir barış gemisiyle, yirmi yıldır ayrı kaldığı ülkesine yolcu ettiler. Dile gelmez savaş yorgunluğu ve nefretiyle yüklü Odisseus; o güzelim gemide uyuyakaldı. Geminin tayfaları da, onu hiç uyarmadan ülkesine ulaştırdılar ve armağanlarıyla birlikte, gene hiç uyandırmadan usulca onu sahile bıraktılar.

SAVAŞ TANRIÇASI ATENA, EMEKÇİLERİN TANRIÇASI OLDU

 

Capture5Savaş denen o iğrenç yıkımların tanrıçalığını bırakıp kadın emekçilerin tanrıçalığına evrilen gök gözlü tanrıça Atena da, doğruca Odisseus’un yanına geldi. Çünkü Akdeniz coğrafyasında artık hep barışın egemen olması için, bu çok sevdiği adama, bazı göreler vermek istiyordu…

Kumlar üstünde uyuyan Odisseus; bir süre sonra uyanınca, hemen ayağa kalktı. Çevresine bakındı şaşkın şaşkın; kendi ülkesinin ne limanını, ne kayalıklarını tanıyabildi!..

Sonra armağanlar yığınını gördü az ötesinde… Masum kanları dökerek Troya’dan yağmaladığı ganimetler değildi bunlar… Kendisini buraya getiren barışsever Fayaklar halkının armağanlarıydı. Birden herşeyi anımsadı! Ellerini çırptı havada sevinçten. Gidip kayalara sarıldı. Toprağı öptü…“

TANRIÇA GENÇ BİR ÇOBAN KILIĞINDAYDI!

İşte o anda, gencecik çoban kılığına bürünmüş, sürüsünü otlatan tanrıça Atena çıkıverdi karşısına! Odisseus bir çocuk gibi sevindi yeniden… Hemen yanına gidip derdini anlatmaya başladı. “Söyler misin genç arkadaşım, burası neresidir?. Burada kimler oturur? N’olur beni kötü niyetli biri olarak görme…” Genç çoban kılığındaki tanrıça Atena; ülkeyi kısaca tanıttıktan sonra, buranın kralının Odisseus olduğunu; ama yirmi yıl falan önce katıldığı Troya savaşından henüz dönemediğini söyledi. “Buranın toprağı çok verimlidir; buğdayı, üzümleri boldur,” diye sürdürdü konuşmasını. “Burada çok orman vardır. Her tarafından pınarlar kaynar… Ama kral Odisseus; Başkral Agmemnon’un zorlamasıyla Troya’ya gittiğinden beri, halkın durumu çok kötüleşti… Sözde namus temizleme savaşıymış bu! “

Çoban burada biraz susunca hemen Odisseus kaptı sözü. Baba toprağına kavuşmuş olmanın o anlatılmaz coşkusuyla uzun uzun kendinden sözetti… Ama anlattıklarının kendisiyle hiçbir ilişkisi yoktu!.. Zaten o rastgele konuşurken, genç bir çoban kılığındaki gök gözlü tanrıça Atena, hemen genç bir kız kılığına bürünüverdi ve gülümseyerek baktı Odisseus’a.

TANRIÇA, ODİSSEUS’A OLAN HAYRANLIĞINI AÇIKLADI…

Sonra da Odisseus’un ellerini okşadı bütün sevecenliğiyle… Elleri mızraklı, kalkanlı savaşçı tanrıça olarak bilinen Atena değildi o artık. Örgü ören, kumaş dokuyan bütün emekçi kadınların kızların ve de sanatçıların barış tanrıçasıydı artık… Tanrıça Atena, bütün dostluğuyla; “Senin düzenlerini, kafandan geçenleri anlayabilmek için karşındaki tanrının bile çok kurnaz ve düzenbaz olması gerek!” dedi gülümseyerek. “Sen ne hınzır, ne cin fikirlisindir, ben bilirim. Hiçbir ölümlü seninle bu konuda başa çıkamaz!.. Tanrıların kurnazlıklarına adırmazsın. Aklını kullanıp sana en uygun olan yolu seçersin. Başına geleceklerden de ürkmezsin; gene aklını kullanıp zorlukları yenmesini bilirsin… Ben de aklım ve kurduğum düzenlerle tanınırım Olimposlu tanrılar arasında. Ölümlü kadınların da erkeklerin önünde dik durmaları ve çok yönlü yeteneklerini kullanmaları için, dikiş dikmesini, örgü örmesini, çeşitli el sanatlarını hep ben öğretirim onlara…. Emeklerinin karşılığını almaları için onları ben örgütlerim. Nasıl oldu da beni tanıyamadın Odisseus? Ben Pallas Atena’yım!.. Babam Baştanrı Zeus doğurdu beni kafasından. O yüzden onun aklını taşırım ben beynimde… Ölümlüler arasında en çok sevdiğim sen olduğun için, seni hep esirgedim, korudum… Tanrıların işlerine karıştığın için onların öfkelerinden hep uzak tuttum seni!”

“HALKLARIN BARIŞI İÇİN GÖREVLERVERECEĞİM SANA,” DEDİ

Burada tanrıça biraz duraklayıp soluklanınca; “Ama seni tanıyabilmek çok zor tanrıçam; gerçekten çok zor!” diye sevinçle konuşmaya başladı Odisseus. Çünkü aradağı yoldaşını, sevgilisini, bütün geçmişini geleceğini yeniden bulmuştu artık. O yüzden tanrıçayla rahat konuşuyordu, ona takılıyordu da: “Kendini her kılığa sokuyorsun, tanrıçam! Gerçekten Troya’da beni birçok kez korudun. Biz Troya’yı aldıktan sonra da sen bizim orduları darmaduman etmiştin! Ama ben de Troya’dan ayrılıp biran önce karıma, bebekken bıraktığım oğluma, ama özellikle o ilençli savaş yüzünden ayrı kaldığım sevgili halkıma kavuşmak istiyordum. O yüzden tek başıma göze aldığım o deniz yolculuğumda hep seni düşündüm, hep seni özledim; en zor anlarımda yanımda olmanı istedim…. Neler çektim o denizlerde, neler!…” Burada tanrıça Atena Odisseus’un sözünü kesip; “Bak, inatçı Odisseus, “ dedi. “Bundan sonra seni bekleyen sorunlar için sana anlatacaklarım var…” Az ötelerindeki zeytin ağacına doğru gittiler ve birlikte onun gölgesine oturdular…

YERALTI SIĞINAĞINDAKİ ÇOCUK
“Bütün dünya çocuklarına…”

-Bombalar yağmaz olunca,
yerüstüne salar mısın beni anne?
-Yavrum ne işin var orda?
-Gökyüzünü göreceğim işte,
güneşi çok özledim
nasıl pırıl pırıldır ışıkları şimdi
öyle di’mi anne?
-Bombalar yağmaz olunca
yerüstüne salar mısın beni anne?
-Yavrum ne işin var orda?
-Köy yolumuz yerinde mi bakacağım
pirinç tarlalarımıza ne oldu?
köyümüzü çok özledim
-Bombalar yağmaz olunca
yerüstüne salar mısın beni anne?
-Yavrum ne işin var orda?
-Amcalarımı teyzelerimi de özledim
nasıl savaşıyorlar acaba Yankelerle?
Yankeleri göreceğim bir de
Sahi onlar insana benziyorlar mı anne?

Te Hanh
(Çev. Yaşar Atan )