Yaşar ATAN- YAŞAR KEMAL DIŞ BASINDA

yasar-20150301-died-yasar-kemal-author-3

yasaratan@yahoo.de            

Ünlü yazarımız Yaşar Kemal’in Batı basınında uyandırdığı yankılardan, bazı özetler sunacağız bu yazımızda…

Aramızdan bedensel olarak ayrılışına bir buruk selam olarak…

Ünlü “L’ Europe” dergisinin Eylül 1977 tarihli sayısında Yves Thoraval; özetle şöyle diyordu “İnce Memed” için:

İnce Memed romanında Yaşar Kemal; Atatürk’ün o özgürleştici devrimleri daha tam gerçekleştiremediği ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan yeni kurtulduğu günlerdeki ‘Beyaz Sıcaklık Ülkesi’nden söz ediyordu. Orada egemen olan feodal düzenin ağaları, yoksul köylüleri ezip gönüllerince sömürüyorlardı…

Ne var ki köy çıkışlı İnce Memed’in varlığı, hatta ortaya çıkacağının duyulması bile; işte o örgütlenmemiş köylüler arasında ortak ve ani bir başkadırı duygusu uyandırdı. Ve böyle bir  ortamda İnce Memed; o köydeki zorbayı güpegündüz öldürdü. Sonra da, bütün gizemlerini çok iyi tanıdığı doğa içinde kendini gizlemeye başladı. Zaten Yaşar Kemal de; ülkesinin doğasını bütün ayrıntı ve gizemleriyle çok iyi tanır. O yüzden de oradaki bitkileri, hayvanları, böcekleri aşk yüklü büyük bir coşkuyla betimler…

“Yer Demir Gök Bakır” romanına gelince… Y. Kemal’in bu romanındaki ülke, İnce Memed’dekinin tersine; umut kırıcı bir kış mevsiminin buz yığınları içindedir. Bu iklim; insanları, hayvanları, bitkileri kırıp geçirmektedir….”

Eleştirmen, uzun uzun bu romanı özetledikten sonra şöyle demektedir:

“Dördü Gallimard Yayınevi’nce yayınlanan Y. Kemal’in romanları; destan tadında yapıtlardır. Bu yapıtlardaki başkahramanlar; kendi köylerinin yada aşiretlerinin göklerinde, göktaşları gibi birden ışıyıp söyleyeceklerini ilettikten sonra, gözlerden uzaklaşıp giderler… Bu kahramanların iletileri; ezilmeye, ağalara, feodal düzene karşı direniş çağrılarıyla yüklüdür. “

Gene aynı derginin Eylül 1990 tarihli sayısında Pierre Gamara; “Salih l’Emerveillé- Al Gözüm Seyreyle Salih” üzerine kısaca şunları söylüyordu:

“Bu romandaki olaylar, Karadeniz kıyısındaki bir küçük liman kentinde geçer… Öykünün kahramanı da; yoksul bir ailenin düşsever, çok şeylere ilgi duyan Salih adlı sevimli bir çocuktur. (…)

Salih’in el zanaatçıları ve balıkçılar arasında birçok dostları vardır. Özellikle balıkçıların patronu Temel Reis; onun en yakın koruyucusudur. Ayrıca bir demirci, bir büyücü ve özellikle kaçakçı olan Metin de, en yakın dostları arasındadır. Metin birara balıkçılık da yapmış, ama balıkçılığın bir öldürüm uğraşı olduğunu anlayınca, bu işi bırakmıştır. Çünkü Metin; ‘Öldürülen ister balık, ister kuş, ister karınca, ister insan olsun; bu bir kırım suçudur”’diye düşünmeye başlamıştır…

Böylece bu romanın kahramanları; ilk bakışta gördükleri gerçeklerin arkasında da bir başka gerçeğin yada düşün olabileceğini düşünüyorlardı hep. Onlara göre yaşam, zaten bir düştü. Ama düş de bir yaşamdı!.. İşte bu yüzden Salih; düşlerinin ve onların akasındaki gerçeklerin izini sürüyordu hep… Böylece çok etkin renklerin, tatların ve birçok olayların birbirleriyle kaynaştığı düşsel ve de mantıklı bir dünyada yaşıyordu…

Ama gerçek neredeydi? Adalet ne zaman egemen olacaktı yaşamlarımıza? Mutluluk, aynanın hangi tarafındaydı? İşte romanın kahramanları böylesi düşüncelerle, sorularla sürekli olarak harmanlanıyorlardı…

Ayrıca çok ilginç ve güçlü bir romancı olarak Yaşar Kemal; doğu ülkelerinin efsanelerinde bulunan gelenekleri ve izlekleri de,  yapıtlarına büyük bir ustalıkla nakışlıyordu. (…)

Deniz kıyısında yada olağan yollarda gezinen, yaralı martısına sürekli gözkulak olan, dostu Metin’in izini süren kahramanımız küçük Salih’in düşünce ve düşleri; hoş ve renkli bir iklimle baş başa bırakıyor okuru. Ve okur; Salih’in öyküsünde, o çok önemli ‘evrensel bir değer’in varlığını duyumsuyor sürekli olarak. Ve gerçekten de hep mutluluğu arayan ve adalet olgusunun varlığından kuşkulu bu güzel çocuğun düşünceleri ve düşleri,  bizim düşlerimiz ve de düşüncelerimizle bire bir örtüşmektedir…”

Y. Kemal’in, “L’Herbe qui ne meurt pas – Ölmez Otu” adlı romanı yayınlandığında, Ekim 1978 tarihli “L’Europe” dergisinde kısaca şunları yazıyordu Y. Thoraval:

“Akdenizli romancıların  en yeteneklilerinden biri olan Yaşar Kemal’in “Ölmez Otu” adlı beşinci romanı, Gallimard Yaınevi’nce batılı okurlara sunuldu…

Gerçekten de Yaşar Kemal, yaşadığı Anadolu’yu karış karış tanımakta ve acımasızca sömürülen o köylülerin sorunlarını ve özlemlerini, çok iyi bilmektedir. Nazım Hikmet çizgisindeki YaşarKemal, adaletçiliğin sözcüsüdür. Bu sözcülüğünde kullandığı destansı dil de, bölgenin öz malı olan efsanlerden kaynaklanmaktadır. Y. Kemal; çobanlık, gazetecilik, öğretmenlik gibi uğraşlarda da bulundu…

Böylece hep halkın yanında duran Y. Kemal; sıcaklığın ve ağaların ezdiği pamuk tarlalarında çalışan köylülerin ortak yüreklerinde, özgürlük  umudunun hep yanık durduğunu gördü. Ve bu umut; o güzel ve gizemli İnce Memed’in ormanlara dalıp gitmeden önce, bölgenin acımasız ağasını güpegündüz öldürdükten sonra birden yeşerip filizleniverdi. (…)

İşte « Ölmez Otu » adlı romanında da Yaşar Kemal; Çukurova’nın o bitip tükenmez çilekeş kahramanlarından bazılarını incelikle dillendirirken, okurlarını hem düşündürmekte, hem büyülemektedir…”

Biz de sonuç olarak, aramızdan bedenen ayrılan Y. Kemal’in; yalnız Anadolu’da değil, bütün dünya coğrafyalarında da akan bir nehir olduğunu söyleyelim…

oOo

                      Geçenlerde kutladığımız Nevroz bayamındaki dileklerimize, kuşlar da katılsın istedim…

KANATLARI KIRIK KUŞLAR

Bu dağdan öteki dağa

Kanatları kırık kuşlar

Uçarlarken çığlık çığlığa

Suların donduğunu söylüyorlar

Sordum ne zaman olmuş diye

Hani bitince dedi kuşlar

Sevgisi insanların

Tutup boğazlamışlar birbirlerini

Ürkmüş toprak o zaman

O zaman donmuş sular

Kırık kanatlarımızda kalmışken

Birazcık aşk dedi kuşlar

O aşkla buralardan göçelim

Ve göçtüğümüz topraklarda

Dünyayı yeniden

Biz dönüştürelim

  (Yaşar Atan)