Yaşar ATAN- TANRI HEFAYSTOS’UN NAKIŞLADIĞI DÜNYA

8

atanyasar@yahoo.de

Dünyamızdaki savaşların artık bitmesini isteyen emekçilerin tanrısı demirci topal Hefaystos; gerçekten de silah cinsinden aygıtlar değil, ama insanlara kölelik edecek cansız robotlar üretiyordu hep demirci işiğindep. Ve çok sevdiği dünyamızda insanın insana köleliğini bitirmek için, bu robotların yapımını insanlara da öğretmek istiyordu…

 

HEFAYSTOS SON KEZ BİR SİLAH DÖVÜYORDU…

Ne var ki Troya savaşları sırasında içi acıya acıya da olsa, kendisine birzamanlar analık eden tanrıça Tetis’i kıramadığı için, onun oğlu Ahilleus’un ölümünü biraz öteleyecek bir kalkan dövmek zorunda kaldı…
Gelecek kuşaklara örnek olması için, çok sevdiği dünyamızın o çileli insanlarıyla, ama özellikle kadınlarıyla ilgili desenler de nakışlamaya başladı bu kalkanın üstüne. Hem kadınların hem erkeklerin, büyük bir yürüyüş içinde olduklarını; sonunda kesinlikle ulaşacakları o son menzilde, onurlarına yaraşan bir dünya oluşturacaklarından kuşkusu yoktu demirci tanrı topal Hefaystos’un. Zaten “tanrıların armağanı” anlamına gelen Pandora adlı ilk kadını da, kendi elleriyle yoğurduğu çamurdan kendisi şekillendirmişti. Ve o ilk kadının bu hamuru içine; onu onurlu bir insana dönüştürecek akıl, direnç ve de kesinlikle gereksinim duyacağı gözyaşları da koymuştu… O yüzden de dövmek zorunda kaldığı bu uğursuz silahların üstüne, düşlediği o güzelim dünyamızla ilgili resimler de nakışlıyordu ardı ardına…

Bu arada sözde Troya savaşlarının nedeni sayılan güzel Helenageldi birden Hefaystos’un gözlerinin önüne… Dünya erkek egemenlerinin, bir günah keçisine dönüştürdükeri o çileli ve yiğit kadını düşünmeye başladı birden…

GÜZEL HELENA’YI DÜŞÜNDÜ TANRI….

Gerçekten de eskiçağda dillere destan olan Yunanistanlı güzel Helena, Baştanrı Zeus’un dünyamızdaki ölümlü bir kadınla olan aşkından dünyaya gelen kızlarından biriydi… Helena büyüdüğünde öylesine güzelleşti ki, evren güzeli tanrıça Afrodit bile onu kıskanmaya başladı! Haliyle Yunanistan’da onunla evlenmek isteyen damat adayları da, neredeyse birbirleriyle kanlı bıçaklı olacaklardı!.. Sonunda bu adaylar aralarında anlaştılar: Güzel 9

Helena’yı istediğiyle evlenme konusunda özgür bırakacaklar; ama başına bir şey gelirse, hep birlikte onun yardımına koşacaklardı…

Bu uyuşmadan sonra güzel Helena; Yunanistan’ın Başkralı Agamemnon’un kardeşi ve Sparta kenti kralı Menelaos’u, bir yazgı gibi kendine eş seçti!.. Bu evliliklerinden çocukları oldu. Ne var ki gene yazgının bir cilvesi olarak, bir ara saraylarına konuk olan Troyalı yakışıklı prens Paris’e; evren güzeli tanrıça Afrodit’in gönderdiği aşk okları yüzünden deli divane vuruluverdi!.. Ondan sonra da dillere destan güzel Helena; Paris’le birlikte, Troya sarayında aldı soluğu!..

Bu “yazgı” denilen olayın da geçmişteki bazı oluşumlara dayanan bir nedeni vardı… Tanrıça Afrodit; Kazdağları’nda ilk kez düzenlenen üç tanrıça arasındaki „Altın Elma Güzellik Yarışması“nda, tanrılarca tek seçici olarak atanan Troya kralnın oğlu Paris’e, evren güzeli seçilebilme karşılığında rüşvet olarak, güzel Helena’nın aşkını önermişti!..

HELENA BİR SAVAŞ NEDENİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ…

Evren güzeli seçilip muradına eren tanrıça Afrodit de, sözünü yerine getirmek üzere, yanından hiç ayrılmayan ve ‘Aşk’ anlamına gelen Eros adlı yaramaz çocuk aracılığıyla, o ünlü aşk oklarını gönderdi Helena’nın yüreğine. Ve haliyle Helena’nın yüreği; Troyalı Paris’i görünce aşk kıvılcımlarıyla tutuşuverdi!.. O yüzden de; tacını tahtını bırakıp deli divane vurulduğu Paris’le, Troya krallık sarayına gelin gitti…

Bunun üzerine Yunanistanlı Başkral Agamemnon da; Troya prensi Paris’in güzel Helena’yı zorla kaçırdığı gerekçesini öne sürerek, çok varsıllaşan Troya krallığına savaş açtı. Ayrıca Baştanrı Zeus’la bu konuda üç kez konuştuğunu ve Baştanrı’nın kendisini Helena’nın namusunu temizlemekle görevlendirdiğini öne sürdü buyruğundaki halklara… Oysa bütün amacı, Troya hazinelerini yağmalamak ve oradan köle olacak kızlar-kadınlar devşirmekti! Çünkü insan köleler ; en çok para getiren, alınıp satılan en değerli ve geçerli ‘mal’dı!

İşte bütün bunları biran kafasından geçiren tanrı topal Hefaystos, güzel Helena’yla ilgili desenler dövmeye başladı kalkanın üstüne; coşkuyla ve de sevgiyle…

SAVAŞSIZ BİR DÜNYAYI DA RESİMLEDİ HEFAYSTOR…

Dünya el emekçierinin tanrısı demirci topal Hefaystos; kalkanının üstüne çekiciyle resimler döverken, alnından dökülen terleri, her zamanki gibi gülümseyerekten siliyordu arada bir.

Kalkanın üstüne çekiciyle dövüp resimlediği  Helena’nın sağına; tarlalarında, işliklerinde, kavgasız dövüşsüz çalışıp üreten ve de ürettiklerini kardeşçe bölüşen mutlu insanların bir kentini nakışladı… Bu kentin dışında gepgeniş asma bağları, buğday tarlaları vardı…

Gençler bu tarlalarda hem çalışıyor, hem arada halaylar çekerekten eğlenip dinleniyorlardı…

Gençler böyle böyle hem çalışıp hem eğlenirlerken, Baştanrı Zeus’un Olimpos Tanrılar Ülkesi’nden saldığı bir kartal, yavaş yavaş süzülerekten kentin üstünde dolanmaya başlıyordu. Gençler kartalı görünce gülerek el sallıyorlar; “Dünyayı gönlümüzce biz dönüştüreceğiz; git söyle Zeus’a!” anlamında çığlıklar atıyorlardı…

İşte dünya emekçilerinin tanrısı demirci topal Hefaystos, arada bir soluklanıp terini siliyor ve dünyamızdaki insanların birgün mutlaka ulaşacakları o mutlu dünyayla ilgili başka görüntüler de nakışlıyordu kalkanın üstüne… 

oOo                                 oOo

Bu ayki şiirimiz de, Akdeniz mitologyasında efsanelere dönüşen lâlelerle ilgili...

oOo

 

KIZIL LÂLE

Hep seni düşünürüm güzel lâle

Gelmeyegörsün bahar ayları

Artık dağ bayır demez açarsın

Sıkış pıkış yarenlerinle

Güzel mi güzel üstelik

Habire mayıs kokarsın

 

Dün seni gördüm yarenlerinle

O kadim tarlalarından geçerken

Hepinizi bir bir okşadım gözlerimle

Ne güzel salınıyordun bilsen

Kıpkızıl bir örtü vardı başında

Afrodisyas kentinde anlattım seni

Evren güzeli Afrodit’e

Hani o canlar canı tanrıçaya

Düşüncelere dalıp gitti birden Afrodit:

“Kıpkızıl kanı dolaşır o çiçeklerde,

“Sevgilim Adonis’in, dedi

“Toprağa dökülmüştü ya

“Onu öldürdüğünde

“Ares denen hani

“Başımızın derdi

“O savaş tanrısı

“İşte o yüzden kızıl lâleler,

Diye ekledi

“Hep bekler mayısı,

“Dağ bayır demeden

“Kutlamak için o hasret barışı.”

  Yaşar Atan