Yaşar Atan- SİRENLERİ DUYANLAR ARTIK GERİ DÖNEMEZDİ

Capture6

atanyasar@yahoo.de

Kral Odisseus ve askerleri; Troya savaşı sonrası gemileriyle ülkelerine dönerlerken tutuldukları fırtınadan kurtulmak için rastgele bir adaya sığındılar. Orada büyücü tanrıça Kirke ile karşılaştılar. Odisseus, adada yaşadığı bazı sorunlardan sonra yeniden yola koyulmadan önce Kirke; dönüş yolu ve özellikle Sirenler konusunda bilgiler verdi. Ama dönüş yolunu tam öğrenmeleri için Odisseus’u Ölüler Ülkesi’ndeki bilici Teyresyas’ın yanına da gönderdi. Odisseus, Sirenler konusunda ünlü bilici Teyresyas’tan da bazı ek bilgiler aldı…
oOo

Gerçekten de eskilçağda dilden dile destan olan güzel Sirenler, Ege’deki sayısız adalardan yada limanlardan hangisini gönülleri çekerse, gidip orada yaşarlardı… Onlardan biri flüt çalar, öteki ona liriyle eşlik eder ve üçüncüsü de, o yürekler yakan sesiyle bir ezgi dillendirirdi. Bu ezgi, gökyüzünün derinliklerine doğru yana yakıla tırmanır giderdi. Artık bu ezginin dışında ne varsa herşey suspus olur; her canlı bu büyüleyici seslere kulak kesilirdi…

SİRENLERİ DUYMAK BİR ÇEŞİT ÖLÜMDÜ…
Ne var ki Sirenlerin bu çok etkileyici ezgilerini duymak; denizler tanrısı Poseydon’un buyruklarını hiçe sayarak, karaların ve denizlerin gizemlerini çözmeye kalkan o isyancı denizciler için bir yıkımın başlangıcı olurdu.. Çünkü Sirenlerin bu yanık ve büyülü ezgileri; bir gemi kaptanının ve de kürekçilerinin kulaklarına girdiğinde, onları kimseler tutamaz olurdu artık; bilinçleri ve istençleri yalnızca bu ses ve ezginin insanı çekip götüren büyüsüne kilitlenirdi. Kaptan ve bütün kürekçiler ve onların yönlendirdiği gemi, doğruca Sirenlerin bulunduğu limana doğru pupa yelken gider; oradaki kayalıklara çakılır, parçalanırdı!Ve parçalanan bu gemiden sağsalim çıkanları da Sirenler, lir ve flütleriyle karşılardı. Sonra da gemiciler; onların dillendirdikleri ezgiyi dinleye dinleye, son soluklarını verirlerdi!..

KÜREKÇİLERİN KULAKLARINI BALMUMUYLA TIKADI!
Artık Sirenler daha sonraları bu denizci kurbanlarının kemiklerini, daha önceki kurbanlarının kemikleri üstüne yığarlardı…

İşte bu yüzden tanrıça Kirke, ülkesine dönerken ezgilerini duyacağı bu Sirenler konusunda bazı önerilerde bulunmuştu Odisseus’a. Kürekçilerin kulaklarını balmumuyla iyice tıkamalarını öğütlemişti.

 

“Balmumuyla tıka ki, Sirenlerin sesini dinlemesinler,
İstersen dinle sen, ama bağlasınlar ayakta seni,
Hızlı geminin içinde iplerle bağlasınlar,
Kollarından, bacaklarından orta direğe,
Ondan sonra dinle sen Sirenleri doya doya…”

 

 

Odiseus dönüş yolculuğu sırasında Kirke’nin bu öğütlerini aynen uyguladı. Kollarını ve bacaklarını kalın urganlarla geminin direğine bağlattı.

Sonra da Sirenlerin o büyüleyici ve karşı konulamazcasına kendine çeken ezgisini dinleyebilmenin coşkulu beklentisi içine girdi. Ve gerçekten de o ezgiyi duymaya başlar başlamaz, kendini sıkı sıkıya bağlayan urganlardan boşanıp sesin geldiği yöne doğru koşup gitmek istedi. Ne var ki kulakları balmumuyla tıkalı olduğu için kürekçiler hiçbir şeyin ayırdında değildiler; yalnızca önceden belirlenmiş bir menzile doğru, habire kürek çekmekteydiler…Ama Odiseus, kollarını ve ayaklarını iplerden kurtarıp sese doğru koşma isteğinin o anlatılamaz yakıcılığıyla boğuşuyor, çırpınıyordu durmadan..

ODİSSEUS, SONUNA DEK DİNLEDİ SİRENLERİ..
Sirenlerin ezgileri bittiğinde, kendini çok rahatlamış buldu Odisseus. Çünkü her zaman aklını kullanan ve tanrıların dayatmalarına kulak asmayan inatçı Odisseus; duymayı çok arzu ettiği o öldürücü ezgiyi, yaşamı pahasına da olsa, sonuna dek dinleyebilmişti… Zaten bu yüzden de, insanlık tarihinde bunu becerebilen tek kahramandı o… Bu güzeller güzeli Sirenler, genellikle çok ürkünç yaratıklarmış gibi gösteriliyordu. Bu biraz da tanrıça Demeter’den kaynaklanıyordu!.. Demeter’in kızı güzel Persofene, Sirenlerin çok yakın bir arkadaşıydı. Gene birlikte oldukları bir gün, Ölüler Ülkesi’nin Tanrısı Hades, Persofene’yi Sirenlere göstermeden, yeraltındaki sarayına alıp götürdü!Bunun üzerine Sirenler; yitik arkadaşlarının  bulunabileceği yere anında ulaşabilmek için kendilerine kanat taktılar ve onu dünyamızın her yerinde aramaya başladılar. Yeraltına gidemedikleri için haliyle güzel Persefone’yi bulamadılar!Buğdayın ve bereketin tanrıçası Demeter, kızı Persefone’nin Ölüler Ülkesi’ne kaçırıldığını güneş tanrısı Heliyos’tan öğrenebildi ancak. Gene de Demeter, kızına iyi göz kulak olmadıkları gerekçesiyle, Sirenleri cezalandırdı!..

ONLARIN EZGİLERİNİ KİMSELER ÇÖZEMEDİ!
Çağlar boyunca birçok ozan ve sanatçı, bu denizperileri Sirenlerin güzelliği ve öldüren ezgileri üzerine sayısız kitaplar yazdı; heykeltraşlar ve ressamlar, onları heykellerinde ve resimlerinde canlandırmaya çalıştı…

Aslında bu güzel kızlar, yaşıyor olmanın o dile gelmez mutluluğunu başkalarına da duyurmak istiyorlardı. O yüzden de, dünyamızda yaşadıkları acı tatlı serüvenleri çığlık gibi coşkulu ezgilere dönüştürüyorlardı hep. Ve yalnızca âşıklar yada denizlerin ve de kıtaların gizemlerini çözmeye çalışan serüvenciler, bu gizemli ezgileri duyar duymaz büyüleniyorlar; gemilerini pupayelken onların yanına doğru yönlendiriyorlardı….

Ne var ki Sirenlerin ezgilerinde dillendirdikleri sevincin coşkusuna kapılan bu serüvenciler, bir daha onların yanından ayrılamıyorlardı… Yaşadığı bu öyküyü Odisseus, bütün yakınlarına büyük bir coşkuyla anlatmıştı…
_________________________________
ŞİİR ÜLKESİ
Neredeyse şiir ülkesi
Hep onu aradım dünyamızda
Güneşin atları orda geç yorulurdu hani
Gökyüzünde koşarlarken dörtnala
Çocuklar beşiklerinde gülerdi

Şiir ülkelerinde insanlar
Ağaçlarla denizlerle iç içe
Hiç yorulmaz çalışır severlerdi
Ne varsa elde kalan sonunda
Kardeşçe bölüşürlerdi

Ve aşk serperdi her sabah
Esmer Nausika
Güzeller güzeli
Tohumlar hemen çatlar
Uyanan sular ürperirdi

İçimde küllenmiş bir korsun
Hasretimsin velhasıl
Şiir ülkesi.
(Yaşar Atan)

BU DÜNYA SİZİN
Daha yeni bindi arabasına
Gecenin yorgun güneşi
Uyandı güzel çocuk
Nasıl da birden sevindi
Güneşin atlarını görünce ufukta

Güzel çocuk artık dünya senin
Hani çıtkırıldım bir kuşun vardı
Tıklattı pencereni az önce
Güneşten sana selam getirdi

Al götür pencereye kitaplarını
Masallarını dinlesin penceredeki kuşun
Sonra gidip uyandırsın bütün yarenlerini
Hepiniz meydanlara koşun

Ve çıkışın o kaka amcalara
Artık kirletmesinler dünyayı.
O kan kusturan oyuncaklarıyla

Ve ezgilerle süsleyin siz de
Bütün bahçeleri yolları
Bu dünya sizin.
(Yaşar Atan)