Yaşar Atan- SALTANATIMIZI SAVAŞLARA BORÇLUYUZ

atanyasar@yahoo.de

Dillere destan olduğu gibi, sözde kaçırılan Yunanistanlı güzel Helena’nın namusunu temizlemek için Troya’ya savaş açan krallar kralı ve Baştanrı Zeus’un temsilcisi Agamemnon’un orduları, kentin surlarını aşamadıkları için Troyalılarla kentin dışında savaşıyorlardı hep. Her iki tarafın masum yiğitleri de, güzel Helena’nın namusu için vuruştuklarını sanıyorlardı…

Savaşın sonlarına doğru birgün, bütün tanrılar, Olimpos ülkesindeki Zeus’un altın sarayında toplanmış, ovada vuruşan hasım orduları izliyorlardı… Baştanrı Zeus, karısı Hera’yı ve kızı tanrıça Atena’yı biraz kızdırıp kışkırtmak için; “Helena’nın eski kocası Menelaos’a arka çıkan iki tanrıça var,” diye söze başladı. “Biri karım Hera, öteki de kızım Atena!. Görüyorsunuz işte, hem içkilerini içiyorlar, hem de aşağıdaki vuruşanları seyretmekle yetiniyorlar!.. Ama iyice bakın, tanrıça Afrodit ovaya inmiş, Helena’yı kaçıran Pâris’in başına birşey gelmesin diye hep yanında duruyor…Ona hep gözkulak oluyor!-.“

SAVAŞI MI YOKSA BARIŞI MI SEÇELİM?

Bardağından birkaç yudum aldıktan sonra; “Şimdi sizlere soruyorum,” diye yeniden konuşmaya başladı aötanri Zeus. Biz tanrılar şu dünyadaki işimizi nasıl yoluna koyalım? Acaba daha zorlu bir savaş nedeni mi ortaya çıkaralım yahut iki halkı barıştırıp burada biz keyfimize mi bakalım, ne dersiniz?. Hani evet derseniz, artık Troya, insanlarıyla birlikte yerli yerinde kalır; Menelaos da sözde kaçırılan karısı Helena’yı alıp götürür!“

Bu sözler üzerine çok büyük öfkeye kapıldı tanrıça Hera. Kızı Atena da sinirlendi bu barış sözlerine…

Hera kendini tutamayıp; “Sen neler söylüyorsun,  a korkunç Zeus?” diye gürledi. “Ben yıllardır Troya’yı yakıp yıktırmak, Agamemnon’a talan ettirmek için onca çabalar harcayım… Sen de kalk, sırf Troya’daki Kazdağları’nın ve nesini seviyorsan o Troyalıların hatırına, barış getirmeye kalk!..”

BU KEZ ZEUS BAŞLADI GÜRLEMEYE!

Zeus, karısı Hera’nın Troyalılara ve genelde insanlara olan bu geleneksel

kinini yeniden duyunca derin derin solumaya başladı. Onları izleyen bütün tanrıların da korkudan renkleri uçtu. Öyle ya, Zeus’un kafası bir kez attı mı, tanrıymış insanmış hiç dinlemez; yeri göğü yıldırımlarıyla birbirine katardı!.. Zeus, oturduğu koltuktan Troya ovasına doğru yeniden baktı. Elindeki egemenlik bastonunu  savurup Troya göklerinde şimşekler çaktırdı; gökyüzünü ve de Kazdağları’nı gümbür gümbür inletti. Kazdağları’ndaki hayvanlar hemen inlerine çekildiler. Uçuşan kuşlar da apar topar ağaç dallarına sığınıp büzüldüler. O anda Troya’da savaş alanındaki askerler, birden gökyüzüne doğru çevirdiler bakışlarını. “Acaba Zeus Baba kime öfkelendi gene? Sakın bize kızmış olmasın?” diye düşündüler ve büyük bir korkuya kapıldılar…

ONLAR BİZE TAPINAKLAR KURDU HEP…

Zeus’un  mavi saçları diken diken olmuştu: “Bak  isyancı karım Hera!” diye kızgın kızgın konuşmaya başladı. “Ne diye bunca kızarsın Troyalılara? Onlar sana, bize ters olacak ne yaptılar ki? Önceleri kendi hallerinde yaşayıp gidiyorlardı. Yaşlı kralları Priyamos ve oğlu Hektor; ne bileyim, onların ailesinden kimse bize ters gelecek birşey yapmadı!.. Bizlere kurdukları tapınaklarda gerekli saygıyı gösteriyorlar…Ama senin onlara olan bu büyük kinin nedenini biliyorum!.. Kızım Atena’nın öfkesi de aynı. Hani şu anda aşağıda Troyalıların saflarında savaşan tanrıça Afrodit var ya, sizin analı kızlı Troyalılara düşmanlığınız o tanrıçadan kaynaklanıyor. Troyalı 

Pâris, üçünüz arasında güzellik yarışması düzenlendiğinde Afrodit’i evren güzeli seçtiği için böyle kin tutuyorsunuz Troyalılara… Öyle değil mi?”

Kocası Zeus’un bu sözlerine hemen yanıt veremedi Hera. Ne de kızı Atena… Ama Hera biraz kendini toparlayınca; “Bak, Zeus, sorunumuz, sırf Troyalı Paris’in Afrodit gibi kendini beğenmiş, biz tanrıları değil, aşağıdaki insanları seven bir tanrıçayı evren güzeli seçmesinden kaynaklanmıyor,” diye konuşmaya başladı. “Gerçek şu: Biz şu insanlardan az çekmedik! Onları kendi hallerine bıraktığımızda, ne haltlar karıştırmaya kalkıyorlar, bilmiyor musun?”

ONLAR GÖKYÜZÜNE BİLE TIRMANIRLAR

Hera burada biraz soluklandı. Hiçbir tanrının konuşmaması üzerine; “Dünyayı sürekli savaş içnde tutmamız gerekir,” diye yeniden söze başladı. “Biz tanrılar bu güzel saltanatımızı o yaratıkların birbirleriyle sürekli savaş halinde olmalarına borçluyuz. Savaşlar olmasa, onlara  eziyet etmesek, köle olarak bizim temsilcilerimizin buyruğunda tutup ezmesek, biz tanrıları hemen unuturlar!  Bizler için ne tapınak kurarlar, ne kurban keserler… Hatta tutup dünyayı gönüllerince dönüştürmeye kalkarlar!.Dünyayı öyle güzelleştirirler ki, şu oturduğumuz Olimpos onun yanında sıfır kalır! Çünkü onlarda daha ayırdında bile olmadıkları nice yetenek var!. Daha da kötüsünü uzun uzun anlatmaya dilim varmıyor… Hani onlar öyle bizim ağır baskımız altında bilinçsizce yaşamasalar, hemen savaşlara son verirler; el ele olup ülkemiz Olimpos’a bile havalanıp gelirler ve bizleri buradaki tahtımızdan kovarlar!.. Oto ile Efiyaltes kardeşleri anımsayın. Onları biraz boş bıraktık, hemen şımardılar! Bizim burada sürdüğümüz saltanatın aynısını bütün insanların da sürmesi için, iki dağı üst üste koyup bizim bu Olimpos’a tırmanmaya kalktılar, öyle değil mi? Neyse uzatmıyayım; bardaklarınız boşaldı…”

Hera sustu. Diğer tanrılar da susuyor, Hera’nın son sözleri üzerinde düşünüyorlardı…

     oOo

Tanrıların ülkesine karşı bizim de bir ülkemiz olsun, diyorum, sevgili okurlarıma:

ŞİİR ÜLKESİ

Neredeyse şiir ülkesi
Hep onu aradım dünyamızda
Güneşin atları orda geç yorulurdu hani
Gökyüzünde koşarlarken dörtnala
Çocuklar beşiklerinde gülerdi

Şiir ülkelerinde insanlar
Ağaçlarla denizlerle iç içe
Hiç yorulmaz çalışır severlerdi
Ne varsa elde kalan sonunda
Kardeşçe bölüşürlerdi

Ve aşk serperdi her sabah
Esmer Nausika
Güzeller güzeli
Tohumlar hemen çatlar
Uyanan sular ürperirdi

İçimde küllenmiş bir korsun
Hasretimsin velhasıl

Şiir ülkesi.

(Yaşar Atan)