Yaşar ATAN- ONLAR TANRI POSEYDON’UN ÇOCUKLARIYDI

7

atanyasar@yahoo.de 

Katıldığı Troya savaşından yirmi yıl sonra ülkesine dönebilen kral Odisseus’a, o gece durmadan sorular sordu karısı kraliçe mahzun Penelopeya… Şafak tanrıçası Eos da, sırf onlar için çok geç uyandı: İşte bu yüzden o çok uzun süren gece boyunca Odisseus, yolculuğu sırasında konuk edildiği ve kendi ülkelerine örnek alacağı Fayakların mutlu ükesinden sözetmek istedi:

LOTOSYİYENLERİN O ÜKESİNİ ANLATAYIM…

“Ama o güzelim Fayaklar halkından önce, canavar Tepegözlerin yaşadığı bir ülkeyi anlatmalıyım sana,” diye gülümseyerekten öyküsüne başladı savaş yorgunu kral Odisseus:

-Yoldaşlarımla Troya’dan buraya dönüşüm sırasında, bir ara deniz çok huysuzlandığı için, iki gün boyunca hiç uyuyamadık. Ve Lotosyiyenler denen bir halkın ülkesine, rasgele de olsa sığınabildik. “Tepegözler” denen tek gözlü insan şekilli canavarların yaşadığı ülke de, bu Lotosyiyenlerin ülkesine çok yakınmış! Daha önce bana, o ülkede yaşayan Tepegözlerden sözetmişti adasına sığındığım tanrıça Kirke. O yüzden olacak, bu ilginç canavarları yakından görüp tanımayı çok istiyordum!

Lotosyiyenlerin adasında bir süre dinlendikten sonra, hem yiyecek birşeyler bulmak, hem de bu Tepegözleri yakından tanımak için on kadar arkadaşımla  bir gemiye atladık. Gemiye almadığım arkadaşlar bizi bekleyeceklerdi… Neyse, sözkonusu Tepegözlerin adasına varınca, gemimizi sahildeki kocaman bir kayaya bağladık. Birine rastlama umuduyla adada dolaşmaya başladık.  Birara önünde koyun keçilerin bulunduğu bir mağaraya çıktı önümüze. Mağaraya biraz çekine çekine girdik. Kimsecikler yoktu içerde!.. Ama biraz sağa sola bakınınca, çok şaşırdık: Büyüklü küçüklü kaplar; yağ, peynir ve çeşit çeşit süt ürünleriyle silme doluydu. Yoldaşlarım; Hemen peynirleri, taze kuzuların bir kısmını alıp gemilerimize dönelim!’ dediler; yalvardılar! Ben istemedim. Çünkü durmadan itiyordu beni yüreğim: ‘Şu insan azmanı Tepegöz denen canavarı bul, neyin nesidir öğren’ diyordu hep…6

TEPEGÖZLER, POSEYDON’UN ÇOCUKLARIYMIŞ…

Ama hemen şunu da söyleyim: Tanrıça Kirke’den duyduğuma göre, Tepegözler de denen bu tek gözlü canavar Kikloplar, denizler ve karalar tanrısı Poseydon’un çocuklarıymış! Tanrı Poseydon da; denizlerin ve karaların gizemleri insanlarca çözülürse, oralardaki saltanatının biteceğini düşündüğünden, bu canavar çocuklarını, hep o uzak denizlerin belirli yerlerine nöbetçi olarak yerleştirmiş. O yüzdenTepegözler de; denizlerin ve karaların gizemlerini öğrenmek için enginlere açılan yürekli insanları çiğ çiğ yerlermiş!.. İşte biz de, Polifemos adlı öyle birTepegöz’ Kikloun  mağarasına girmişiz!..

Karınlarımız açlıktan zil çaldığı için, hemen mağaradaki sütlere, peynirlere saldırdık! Sonra da beklemeye başladık. Karanlık basar gibi olurken sürüsüyle birlikte, alnındaki tek gözüyle çevresine bakınan bir insan azmanı girdi mağaraya! Koyunlarını keçilerini içeriye aldıktan sonra, onlarca kişinin yerinden bile kıpırdatamayacağı bir kayayla, mağaranın ağzını kapadı. Sonra koyunlarını, eçilerini sağdı. Yaktığı bir ateşte sütü kaynatmaya başladı. Ta o zaman bizleri görebildi işte! Hiç konuşmadan bir süre bizlere baktı; gülümsedi. Sonra birden ayağa kalkı kürekçi yoldaşlarımdan ikisini parçalayıp bir güzel midesine indirdi!..

Haliyle gördüklerimden donakaldım. Bana kim olduğumu sordu.

Ben de titreye titreye; ‘Kimse,’ dedim. Sonra gemilerimin battığını, Baştanrı Zeus adına bana yardım etmesini istedim. ‘Zeus da kimmiş!..’ diye gürledi hemen. ‘Evet, sana yardım edeceğim. Çünkü seni en son yiyeceğim!..’

TEPEGÖZ UYUMAYA BAŞLAYNCA…

Tirtir titreyen yoldaşlarım karşısında, kendimi biraz toparlayıp oradan kurtulmanın yollarını aramaya başladım artık…

Tek gözlü Polifemos, oturduğu yerde uyuklamaya, birsüre sonra da  horlamaya başladı. Haliyle biz de uyuyamıyorduk. Ama hep bir kurtuluş yolu arıyordum… Sabah olunca Polifemos, sürüsünü dışarı çıkardı. Mağaranın kapısını o büyük kayayla gene kapattı. Akşam dev sürüsüyle döndüğünde, gözüne kestirdiği iki yoldaşımı daha parçalayıp yemeğe başladı. Ama bütün korkularımı bastırarak, Polifemos’a belimizdeki mataralarda bulunan şaraptan sundum. İlk kez gördüğü bu içkiden bir tas aldıktan sonra, ardı ardına, tasları ağzına dikmeye başladı. Kısa sürede çarpılıp derin bir uykuya daldı. Ben de önceden hazırladığım ucu ateşli sopayı, o canavarın tek gözüne sapladım! Polifemos, attığı çığlıklarla bütün adayı salladı… Koşuşup gelen ve gözünün kör edildiğini öğrenen komşuları, bunu kimin yaptığını sordular. Polifemos da; ‘Kimse!’ diye haykırdı.  Onlar da bu ‘kimse’ söylemine sinirlendiler. ‘Babası tanrı Poseydon ilgilensin öyleyse onunla!’ diyerekten çekip gittiler…

Polifemos sabaha dek ah vah çekip inledi. Ve şafak sökünce, yan yana getirdiğim koyunları, Polifemos’un üstüne yattığı hasırın sicimleriyle birbirlerine bağladım. Yoldaşlarımdan her birini, bu üçerli olarak dizilen koyunların ortasındakilerin karınlarına yerleştirdim.

Ben de en iriyarı koçun karnına sarıldım. Polifemos inleye inleye, el yordamıyla mağarayı kapatan kayayı yana çekti.

İRİ KOÇU DA OKŞADI…

Sonra dışarı çıkan koyunların sırtlarını elleriyle yokladı. En sonra da benim karnına yapıştığım iri koç önünden geçerken onun da sırtını uzun uzun okşadı; onunla biraz dertleşti. Hepimiz dışarı çıkınca, koyunlarla birlikte hemen sahile doğru yollandık; gemimize doluştuk.. Sahilden biraz uzaklaştığımızda; ‘Ey canavar Polifemos, ben ‘Kimse’ değilim! Ben insan oğlu insan, Odisseus’um!.. Duydun mu?” diye bas bas bağırdım. Artık kin ve öfkeden  kuduran dev Polifemos, mağaranın bitişiğindeki tepeden rasgele kopardığı kayaları, denize doğru, ardı ardına fırlatmaya başladı. Gemimizin önüne düşen büyük bir kayanın kopardığı azgın bir dalga da, bizi gersingeri sahile doğru savurdu. Neyse ki kürekleri can hıraş çekerekten, bizi bekleyen diğer yoldaşlarımızın adasına döndük…

İşte körleşen dev Polifemos’un babası, tekmil karaların ve denizlerin tanrısı Poseydon’la benim savaşımım, böylece başlamış oldu…”

Odisseus bu öyküyü anlattıktan sonra karısı Penelopeya; uzun uzun, hem hayranlıkla, hem ürküyle baktı kocasına. Birsüre hiç konuşamadı… (*)

 oOo

 

(*) Mitolojiyle ilgilenen okurlarımıza aşağıdaki kitapları öneriyorum:

-. AKDENİZLİ TANRILAR (Yaşar ATAN– . Baskı)

-  AKDENİZ MİTOLOGYASINDN EFSANELER (Yaşar ATAN – )

-  İNSAN VE TRAGEDYA (ANDRE BONNARD (Çev. Yaşar ATAN – 2. Baskı.).