Yaşar ATAN- MÜZİSYEN KEDİ VE LORCA

G 329 Lorca ve Rafael Alberti

 İspanyol ozan Federico Garcia Lorca’dan (1898-1936) çevirdiğim aşağıdaki “Kedilerin En Yeni Şarkısı”şiiri,  onun öldürülüşünden altmış yıl sonra, dosyalarının arasında bulundu…

Evrensel ozanımız Lorca, üniversitede edebiyat ve hukuk öğrenimi gördü. Bu öğrenimi sırasında tanıştığı ünlü besteci M. De Falla, ona folklor sevgisini aşıladı. Böylece Lorca, İspanyol halkını yakından tanıyıp onunla ve kültürüyle bütünleşip mayalandı. Şiirleri yanında tiyatro oyunları da yazdı.

Ayrıca “La Barraca” adlı bir gezici tiyatronun yöneticisi de oldu. İspanya köylerinde, kentlerinde sahne oyunları düzenledi.

    İlk şiirleri, “Şiirler Kitabı” adıyla yayınlandı. Daha sonra “İlk Çingene Romansları” adıyla yayınladığı şiir kitabı, yedi kez basıldı. Bu arada Amerika’da birsüre öğretim gördü. Yakından tanıma amacıyla birçok ülke gezdi. Bu ülkelerle ilgili yazdığı en güzel şiirlerini, “Şair New York’ta” adlı kitabında topladı.

“Yerma” ve “Kanlı Düğün”, onun en ünlü oyunlarıdır.

     oOo

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KEDİLERİN EN YENİ ŞARKISI

Benim evcil kedim, Mefistofeles’im,

hem çıtkırıldım, hem bir aslan havalarında hınzır!

Ne güzel de uzanmış güneşleniyor bakın.

Ama terbiyesi hep yerindedir onun,

hem şakacı, hem biraz da fettandır.

Üstelik tam bir müzisyendir de…

Çok iyi anlar örneğin Debussi’yi,

ama nedense sevmez Beethoven’i!..

 

Dün gece gezinirken tuşları üstünde piyanomun,

nasıl da sevinip kabarmıştı!

Sanırım müzisyen Debussi,

müziksever bir kediymiş muhakkak,

insan olarak doğmadan önce hani!

Çünkü bu Fransız dahi anlamış piyanosunda,

kedi usulü ayar yapmanın güzelliğini!

„Bulanık gölgeli su“  yöntemi denir bu çeşit ayara

(bir kedi olarak çok iyi bildiğimden söylüyorum böyle)!..

Çıkarır çünkü çileden burjuva sınıfını.

Güzel bir yöntem doğrusu!

O yüzden Fransa bayılır kedilere.

Verlaine  nerdeyse bir kediydi örneğin.

Çirkindi çünkü, üstelik ne dürst ne de iyi bir Katolikti!..

Ama gökseldi bazen, miyavlardı görünmez bir dolunaya.

Sinekler çokuşurdu üstüne ve şarap delisiydi.

İspanya nasıl aşıksa boğalara,

Fransa da çok sever işte kedileri.

Oysa geceyi sever Ruslar,

Çinliler ejderleri…

 

Ne var ki kedi hep kaygılandırır insanı,

bu dünyadan değildir çünkü!

Ve hınzır daha önceleri zaten bir tanrıydı!

O yüzden herkes çekinir ondan.

Hele yarı uykulu gözlerle sizi öyle süzerken,

onu hiç gördünüz mü bilmem…

Bize gözleriyle şöyle der gibidir:

,“Bakın seksüel titreşimler zinciridir yaşam.

Seks yaşamı vardır, çiçeğin de yıldızın da örneğin.“

Ve yeşil ruhunu gölgeye dökerken bize baktığında,

hep o erkek tekeyi görürüz kedinin yanında.

Ruhu bile eleğini asmış bir çiftçinseldir onun.

kadınsı uyuşukluk ve erkeksi hırıltılar vardır onda

ve masumiyetle  hovardalık , bakışlarındadır

Üstelik gençlik ve ihtiyarlıkla sarmaş dolaştır.

 

Velhasıl dogmatik ve kibirli IInci Filip  gibidir kediler.

Sadık köpek ve köle fareden nefret ederler!

Okşandığında da hemen şımarıp yaltaklanmazlar,

sakin sakin ama yüksekten bakarlar insana.

Sanırım her hüznün dizginlerini tutarlar

ve iyileştirirler belki de uygarlığın her illetini.

Çünkü tank, top, uçak, nükleer enerji

uyandırır insanlarda o küllenmiş acıları.

Yaşam gitgide keskinleştirirken hüzünleri,

gergin ruhlar da belirginleşir

ve gerçek de zaten uçup gitmiştir.

Ama bir hüzün tohumu da çatlayıp filizlenir toprakta.

İşte kediler bunu tohum ekicilerinden daha iyi bilir.

 

Baykuş ve sert yılanlara benzer

birşey de vardır kedilerde,

Eminim kanatlıydılar ilk dünyaya geldiklerinde.

 

Hele bir öfkelendi mi,

Müzisyen Schopenhauer’in burnundan düşmüş gibidir

Soytarı suratlı,  mızmız mı mızmızdır mübarek!

Ama kedilerin tümü de hem terbiyeli,

hem ağırbaşlıdır

ve bayılırlar güneşe yayılıp uyumaya!

„İnsanlar acınacak mahluklar“ der kediler.

„Oysa ölüm kapıda, güneşin tadını çıkarsalar ya!“

 

Ama bir piskopos gibi alımlıdır benim kedim,

saatın o boğuk ninnisiyle dalargider düşlerine.

Aldırmaz ne Zebur’un sözünü ettiği şeylere,

Ne de Süleyman Peygamber’in ayetlerine!

Elimden kaçan şeyin derdine yanarken ben,

sen hep böyle boş ver güzel kedim,

uyumana bak tembel bir tanrı gibi.

Bak  güzel Pekopiyan da gülümsüyor aynada,

gururlu bir adamınkine benziyor gülümsemesi.

Ben piyanomu çalarken sen uyu  bir derviş gibi,

hani şu kömür ve beyaz buz dişli o canavarla oynarken.

Ve sen ey tembellik bohçası, zengin kedisi,

unutma ki sokaklarda avare kediler de var!

Çocuklar taşlayıp zıbartır onları hani …

Onlar da  Sokrat gibi bağışlar katillerini …

İşte siz şaşırtıcı kediler,

hep böyle alımlı havalı olun

ve gerisine boş verin.

Buncasına güzelken havalar,

yayılın sırtüsü, bol bol güneşlenin…

 

(Çev.: Y. Atan)