Yaşar ATAN- MERMERE CAN VEREN HEYKELTRAŞ

capture1

yasar_atan@yahoo.de

Kıbrıslı genç Pigmalyon, yaşamını tümden sanatına adamış soylu bir heykeltraştı. Ne var ki aşktan yana da başı hiç mi hiç gülmemişti… Ve bu konuda ne geldiyse başına, hep aşk tanrıçası Afrodit yüzünden gelmişti!.. Gönül verdiği her gençkız, Afrodit’in hışmına uğramış bir kadının arsız kızlarından biriydi!.. Çünkü tanrıça Afrodit; bu kadının bütün kızlarını, herkesi rahatsız eden kızlara dönüştürmüştü…

KARŞISINA HEP O GENÇKIZLAR ÇIKIYORDU!

Üstelik heykeltraşımız Pigmalyon da; tanrıça Afrodit adına mermerler yontmayan bir sanatçıydı. Kısacası, sokaklarda dolaşırken, sanatçımızın karşısına çıkıp da gönlünü kaptırdığı kızların hep o ilençli kızlardan birinin olması,boşuna değildi!…

Pigmalyon; her seferinde karşısına çıkan bu kızlardan öylesine bıkıp usandı ki, artık işliğine kapanıp mermerden, gönlüne uygun örnek bir kadın heykeli yontmaya karar verdi… Gece gündüz demedi; hep yonta yonta şekillendirdiği mermerle uğraştı. Sonunda kusursuz denebilecek bir gençkız heykeli çıkardı ortaya… Ama Pigmalyon bu kadarla da yetinmiyor; tanrıça Afrodit’i çileden çıkarırcasına – heykelin en göze batmaz kusurlarını da gidermeye çalışıyordu… Sonunda başka bir heykel yontmak bile içinden geçmez oldu Pigmalyon’un. Üstelik bu heykeline, gerçek ve sınırsız bir tutkuyla bağlanmaya başladı. Ona tanrıçalara yaraşan giysiler, gösterişli ayakkabılar giydiriyordu artık.  Haliyle bu durum Afrodit’in de ilgisini çekmeye başladı. Pigmalyon, günlük gereksinimlerini giderme dışında, evinden bile pek çıkmıyordu…capture2

AFRODİT ŞÖLENLERİ BAŞLAMIŞTI…

Her zaman olduğu gibi, baharın gelişiyle birlikte, denizin köpüklerinden can bulan Kıbrıslı tanrıça Afrodit adına düzenlenen şenlikler de başladı. Rengârenk giysilerle donanmış gençkızlar, başları çelenkli delikanlılar, bu bayramı doya doya kutluyorlardı. Haliyle yalnız kalmış, o ana dek aradıklarını bulamamış gençler de, bu şölenlerde beğendikleriyle tanışıyorlardı.

Kimileri de Afrodit’in kutsal tapınağında, gönüllerinden geçen dileklerinin gerçekleşmesi için, tanrıçaya yalvarıp yakarıyorlardı.

Yıllardır yonttuğu heykelden başka bir gönüldeş düşünemeyen Pigmalyon, yeniden talihini denemek istedi. Ama karşısına gene o ilençli kızlardan biri çıkıverdi!..

Artık yazgısına küserekten evine, heykelinin yanına dönmeye karar verdi. Ne var ki yolu üstündeki Afrodit’in tapınağının yanından geçerken, aniden durakladı.

AFRODİT, SANATÇIYA DİLEDİĞİNİ VERDİ…

Tapınak, kendisine uygun eş bulabilmek için dileklerde bulunan gençlerle dolup taşıyordu. “Ben de gidip gönlümden geçenleri tanrıça Afrodit’e anlatsam olmaz mı?” dedi kendi kendine ve tapınağa girenlerin arasına karışıverdi… Tapınaktaki Afrodit’in heykeline bakarak; “Tanrıçam, beni, heykelime benzeyen bir kızla eşleştir. Dileğimi yerine getirirsen, sana yaraşacak en güzel heykelini yontacağım…” diye söz verdi. Afrodit, heykeltraşın içten yalvarısı karşısında çok duygulandı. Üstelik kendisine yaraşacak en güzel heykeli, yalnızca onun yontabileceğini de bildiği için; düşünde bile görse inanmayacağı bir armağan sunmaya karar verdi ona!..

Pigmalyon o gün içi biraz rahatlamış olarak gezip tozdu: Evine döndüğünde rengârenk bayramlık giysilerle donattığı heykelinin yanına gitti. Her zamanki gibi halini hatırını sorduktan sonra ona sarıldı. Ama aniden heykelin bedeninde, bir sıcaklığın uyandığını duyumsadı; irkildi… Belki yanılmış olabileceğini düşünerek yeniden sarıldı mermer heykele. Bu kez heykelin titremeye başladığını gördü. Haliyle şaşırmaktan öte, iliklerine dek ürperdi… Tanrıça Afrodit’in aşk kıvılcımları saçan yaramaz Eros’u yüzündenheykel, ellenip ayaklandı; dillendi….

Pigmalyon; ete kemiğe dönüşüp can bulan heykele, Galateya adını verdi… Güzel mi güzel çocukları oldu; hatta çocukların ortancası Pafos, Yuanistan’daki bir kentin isim babası bile oldu!..

Ne var ki Pigmalyon; Afrodit’e verdiği en güzel heykelini yapacağı sözünü tutmaya çalıştıysa da, sevgilisinden daha güzel bir kadın heykeli yontamadı.

Ama Pigmalyon’dan sonraki bütün soylu heykeltraşlar; Afrodit’te simgeleşen en güzel kadın ve en yakıcı aşk özlemini dillendiren, sayısız Afrodit heykelleri yonttular hep.

Çünkü ilk ustaları Pigmalyon’un Afrodit’e verdiği sözü, onun adına gerçekleştirmek istiyorlardı…

 ***

Bu ay da, bizim Bandırma yüresinde, MÖ 6. Yüzyılda yaşamış Esop’tanesinlenip şiirleştirdiğim bir hayvan öyküsünü bölüşmek istedim sizlerle:

oOo

TİLKİ VE ODUNCU

Bir tilki can hıraş kaçıyordu, Ardına takılmış avcılardan… Neyse ki yolu üstünde, Çıkıverdi karşısına bir oduncu: “N’olur, efendim, dedi hemen tilki, Ardıma takılan şu avcılardan, Yalvarırım, kurtar beni!” Oduncu saklansın diye hemen, Kulübesini gösterdi tam karşısındaki. Çok geçmeden yetişti avcılar Ve geçip geçmediğini bir tilkinin, Oduncuya sordular. “Görmedim vallahi, Geçtiğini bir tilkinin buralardan!” Böyle dedi demesine oduncu hani, Ama eliyle de gösteriyordu habire, Tilkinin gizlendiği yeri!.. Aldırmadı avcılar el işaretlerine oduncunun, Uzaklaşmaya başladılar hemen… Tilki de görünce avcıların gittiğini, Fırladı dışarıya saklandığı yerden. Ve hemen koyuldu yoluna, Bir “sağolasın” bile demeden oduncuya! Oduncu da bağırdı ardından tilkinin: “Yahu bir teşekkür bile edilmez mi, Yaptığım bu büyük iyiliğe kardeşim?”Ederdim, dedi tilki, seve seve ederdim, Hem de çok daha fazlasını… Ama uysaydı dilinin söylediğine elin!..”

  oOo

 (*) Mitolojiye ilgi duyan okurlarımıza, aşağıdaki kitapları öneriyoruz:

 * “HOMEROS’UN İZİNDE-TROYA’DAN SAVAŞ EFSANELERİ”   (Yaşar Atan)

 ** “AKDENİZLİ TANRILAR” (Yaşar Atan)

*** “İNSAN VE TRAGEDYA” (A. Bonnard , Çev. Y. Atan)