YAŞAR ATAN- HEP ÖFKELİYDİ TANRI POSEYDON

atanyasar@yahoo.de

Tanrıça Kalipso; Troya savaşı sonrası ülkesine dönüş yolculuğu sırasında fırtınaların adasına savurduğu kral Odisseus’a zilzurna vuruldu ve tam yedi yıl Akdeniz’deki adasında onu alakoydu. Ne var ki tanrıça Atena’nın ağırlığını koyduğu Olimpos’taki tanrılar toplantısında, Odisseus’un yurduna hemen sağ salim dönmesi kararı alındı. Tanrıça Kalipso da, onu özgür bırakmak zorunda kaldı!.. Kalipso; denize açılmazdan önce, birtakım bilgiler verdi Odisseus’a. Bazı tanrıların başına dert üstüne dert yağdıracağını da söyledi…

TANRI POSEYDON ÖCÜNÜ ALACAKTI!

Odisseus, üzgün ve tek başına bıraktığı tanrıçası güzel Kalipso’nun; “Kutupyıldızını hep solunda tut!” öğüdüne uyaraktan, tam onyedi gün yol aldı Ege denizinde. Onsekizinci günü de, Fayaklar ülkesinin dağları göründü… Tam o anda da, “Yanıkyüzlüler”in ülkesi Habeşistan’dan dönen denizler ve karalar tanrısı Poseydon, Odisseus’u gördü yelkenlisiyle… Haliyle Tepegöz oğlu canavar Polifemos’un tek gözünü kör ettiği için Odisseus’a duyduğu o büyük öfkesi birden şahlandı yüreğinde: “Demek benim yokluğumda, Odisseus’un ülkesine sağsalim dönmesi kararını almış tanrılar! Nerdeyse Fayakların topraklarına vardı varacak! Sonra da paçayı kurtaracak!.. Öyle yağma yok! Ben ona şimdi neler çektireceğim, görecek!” diye söylendi tanrı Poseydon. Hemen elindeki üç dişli yabasıyla; Karayel, Lodos, Keşişleme ve Yıldız rüzgârlarının tümünü mağaralarında uyandırıp Odisseus’un yelkenlisinin üstüne saldı…

UYANAN RÜZGARLAR YAKASINI BIRAKMADI!

Artık her yönden savurdukları azgın dalgalarla saldırıya geçen rüzgârlar, salıncak gibi sallamaya başladılar yelkenliyi. Bir yandan da, karanlıklarla karışık şimşekler yağıyordu göyü- zünden. Odisseus’un ellerinin, dizlerinin bağı çözüldü birden!.. “Vay başıma gelenler, vay! Demek bunları da görecekmişim! Demek bir ölüm uçurumu açılıyor önümde!” diye söylenirken, azgın dalgaların biri, yekenliyi ta ötelere savurup fırlatıverdi!. Bir başka dalga da Odisseus’u tam ters yöne fırlattı! Direği ve gövdesi parçalandı yelkenlinin!.. Artık rüzgârlardan Lodos bıraksa yakasını, Yıldız yakalayıp savuruyordu onu bir başka yöne! Sonunda parçalanan yelkenlisinin iki parçalı bir tahtasına can havliyle tutunabildi sımsıkı; hemen üstüne oturdu.

BİR MARTIYA DÖNÜŞTÜ DENİZKIZI…

5

Böyle böyle habire savrulan Odisseus’u, denizkızlarından güzel İno gördü. Birsüre onun azgın dalgalarla boğuşmasını izledi; yüreği burkudu… Güzel İno, hemen bembeyaz bir martıya dönüşüp Odisseus’un üstüne oturduğu tahtaya kondu: “Senden ne ister bu Poseydon?” diye dile geldi martı. “Sen gel benim dediklerimi yap! Hiç de akılsız bir adama benzemiyorsun! İlkin sırtındaki o ağır giysileri çıkar at! Şu benim yaşmağı da al; göğsünün altına dola. Bırak salını da yeller alıp götürsün! Sen yüze yüze, hemen şu karşıdaki Fayakların adasına ulaş!” Böyle dedi o bembeyaz martı ve aniden havalanıp mavilikler içinde silinip gitti… Elleriyle sıkı sıkıya tutunduğu birbirine ekli iki tahta parçasıyla, dalgalardan dalgalara habire savrulurken; “Vay anasına!” diye yeniden söylenmeye başladı Odisseus. “Gene bir ölümsüze çattık! Bana bir düzen mi kuruyor yoksa? ‘Hemen şu karşıdaki Fayakların adası’ dediği yer çok uzakta, çok! Ben öyle herkesin dediklerine pek inanmam. Tutunduğum bu tahtalar kırılmadıkça, herşeye göğüs gererim… Parçalanırsa da ne yapayım? O zaman yüze yüze giderim karşıya…” Tam bunları geçirirken gönlünden, tanrı Poseydon öyle bir dalga daha savurdu ki denizden, yan yana kenetli iki tahta birbirinden ayrılıverdi!. Odisseus da artık tanrıça Kalipso’nun armağanı giysilerini zorlana zorlana çıkarıp attı dalgaların üstüne. Az önce martı kılığındaki tanrıçanın verdiği yaşmağı da göğsünün altına doladı hemen. Ve eğreti tahtaları bırakıp denizi bütün gücüyle kulaçlamaya başladı… Denizler tanrısı Poseydon, Odisseus’u böyle artık salsız sandalsız dalgalarla boğuşurken görünce, için için sevindi. “Hadi bakalım, böyle böyle çektiklerin yeter de artar bile” deyip yeniden dalgaları şahlandırdı. Sonra da bindiği güzel yeleli atlarını kamçıladı denizler tanrısı Poseydon. Denizin altındaki yosun yeşili paslanmaz sarayına doğru, böyle atlarıyla uçarcasına yol alırken, buyruğundaki bütün deniz hayvanları, suları yarıp tanrılarına yol açtılar…

ÇIĞLIKLAR ATTI ORMANI GÖRÜNCE…

Odisseus da fırtınalar ve dalgalar hengâmesinde boğuşurken, onu çok seven tanrıça Atena girdi araya hemen… Habire savrulan dört rüzgârı çağırdı yanına. Onların en uysalı Yıldız rüzgârını alakoydu yalnızca yanında. “Artık çok yoruldunuz” deyip diğer üç rüzgârı mağaralarında uykuya gönderdi. Yalnız kalan Yıldız rüzgârı da usul usul eserekten, bütün Akdeniz’i uysallaştırdı ve sularla boğuşan Odisseus’u, ağır ağır sahile doğru sürüklemeye başladı… Birsüre sonra gül parmaklı Şafak tanrıçası güzel Eos; gökyüzünü, denizi ve de karaları yeniden maviye, yeşile ve safran sarısına boyadı… O anda da Odisseus, dingin denizin üstünden, az ötesindeki tarlaları ve yeşil ormanı gördü birden. Görür görmez de, babası aniden iyileşmiş çocuk örneği, bir çığlık attı ve ağlamaya başladı…

***

Çocuklarımızın hep güneşle, hep aydınlık günlerde yaşamalarını dileyelim bu hafta da…

****

GÜNEŞE ÖĞRETMİŞLER

İki çocuk sokakta,

Nasıl da seviyorlar güneşi.

Almışlar ellerine onu,

Bir kedi gibi,

Usul usul okşuyorlar…

Ve ezgilerle şiirlerle,

Dağ sokak demeden,

Gezdiriyorlar habire…

Çocuk deyip geçmeyin hani;

Çoktan öğretmişler,

Özürlüğü ve sevgiyi, Güneşe.

(Yaşar ATAN)