Yaşar ATAN -FAYAKLARIN GÜZEL ÜLKESİ

4

atanyasar@yahoo.de 

Denizler tanrısı eli yabalı Poseydon;tek gözlü oğlunu kör eden eski kral Odisseus’un gemilerini,  Troya savaşı dönüşü sırasında, saldığı azgın fırtınalarla batırdı ve onu savaş nedir bilmeyen Fayaklarıncennet adasındaki bir sahile savurup attı!.. O anda orada bulunan Fayakların güzel prensesi Nausikaa da, hiç tanımadığı bu yabancıyı giydirip kuşattı ve saraylarına buyur etti…

Fayakların kralı Alkinoos ve yanındakiler; bir yandan büyük bir sevecenlikle karşıladıkları konukları Odisseus’u şölenlerle ağırlarken, öte yandan da onun anlattıklarını cankulağıyla dinliyorlardı:

 İŞİNİZ GÜCÜNÜZ ALTIN SİZİN!..

 “llkin bize çok iyi davranan rüzgârlar tanrısı;” diye yeni bir serüvenini anlatmaya başladı Odisseus, “yoldaşlarımın onun dediklerine uymaması yüzünden, ’İşiniz gücünüz altın, ziynet sizin!’ deyip bizi kovdu… Artık denizlerin ve tanrıların öfkesiyle başbaşa kaldık yeniden!..”

Yorgun kral Odisseus,biraz soluklandıktan sonra; “Tam altı gün altı gece aralıksız yol aldık. Yedinci günün sabahında, Laystrigonlar denen bir halkın adasına vardık,” diye sürdürdü öyküsünü. “İki burun arasında çok dingin bir koy vardı. Arkadaşlar gemilerini, bu koydaki kocaman taşlara bağladılar. Ama ben koyun dışındaki bir kayaya bağladım gemimi. Sonra karaya çıkıp yüksek bir tepeden adaya baktım. ‘Burada insan olarak kimler yaşıyor acaba?’ diye çok merak ediyordum… Ta uzaklarda tüten bir duman çekti ilgimi. Hemen arkadaşlardan üçünü yolladım oraya… Arkadaşlarım dumanın olduğu yere vardıklarında, bir çeşme çıkmış önlerine.

AZMAN KRAL BİR ARKADAŞIMI PARÇALAYIP YEDİ!

Orada testisini dolduran iriyarı bir kıza;‘Bu adanın kralı kimdir, nerede oturur acaba?’ diye sormuşlar… Kız, biraz ötedeki kocaman bir konağı göstermiş. Arkadaşlarım da konağa gittiklerinde; insan azmanı kraliçe, sevecenlikle içeri buyur etmiş onları ve bir divana oturtmuş. Çok geçmeden çıkagelen azman kral da, üç arkadaşımı birsüre süzmüş. Sonra da gözünü kestirdiği birini parçalayıp kendine güzel bir yemek hazırlamaya başlamış!.. Diğer iki arkadaşım bir yolunu bulup kaçabilmiş!.. Haliyle bu iki arkadaş soluk soluğa yanımıza geldiler.

Ama kralın adamları, bütün adayı sarsan çığlıklarla halkı yardıma çağırdılar. Sırf kaçıp canını kurtaran o iki arkadaşımı yakalatmak için!.. Evlerinden fırlayan dev yapılı azman insanlar, koşa koşa sahile gelip gemilerimizi taşa tuttular! Ben de koyun dışındaki gemimin palamarını kestim kılıcımla hemen ve canhıraş kürek çekerekten uzaklaşmaya başladık. Ne var ki koyda bağlı gemilerimiz ve pekçok arkadaşımız, yamyam Laystrigonların üstlerine fırlattığı kayalar yüzünden parçalanıp sulara gömüldüler!.. Birkaçımız kurtulmuştuk kurtulmasına, ama kurtulduk diye de sevinemiyorduk. Yitirdiğimiz yoldaşlarımızın acısı oturmuştu içimize…

GÜNEŞ’İN KIZI TANRIÇA KİRKE’NİN ADASINDAYDIK

Artık habire kürek çeke çeke Ayaye (Aiaie) adasına  vardık… İnsan sesli büyücü tanrıça Kirke otururmuş orada! Biz ölümlüleri ısıtan güneş tanrısı Helyos’un kızıymış o! Tabii bunları sonradan öğrendim… İşte o adada karaya çıkar çıkmaz, tam iki gün iki gece aralıksız uyuduk… Öylesine yorulup bitkinleşmişiz onca acılı serüvenlerden sonra!..

Üçüncü gün şafak tanrıçası Eos; yeri göğü her günkü gibi boyarken, hemen kılıcımı kargımı kuşanıp doğruca yüksekçe bir tepeye tırmandım. Hep aynı merak: Acaba bu adada insansever, dost olabilecek birileri var mıydı? Yada denizlerin gizemlerini çözmeye kalkanları çiğ çiğ yiyen canavarlar mı vardı burada da? İşte o merakla tırmandığım tepeden ta aşağılardaki ovaya baktım uzun uzun. Çok ötelerde, bir tümsekten dumanlar tüttüğünü gördüm… Tanrıça Kirke’nin topraktan konağıymış orası!.. Tabii bunları hep sonradan öğrendim.

HERŞEYİ GÖZLERİMLE GÖRÜP ANLAMALIYDIM!..

Tepeden inip gemiye dönerken tanrıça Artemis bana çok acımış olacak ki, kocaman bir geyik salıverdi önüme!.. Geyiği avladığım gibi arkadaşlarımın yanına götürdüm… Hepsi de örtülerin altında aç aç yatıyorlardı!.. O gün geyik etiyle kendimize güzel bir şölen düzenledik…  Ertesi gün de gene erkenden kaldırdım onları. Haliyle gerekli yiyecek içecek cinsinden birşeyler bulmamız gerekiyordu… Sonra da o dumanı tüten konağa gidip onun neyin nesi olduğunu da öğrenmeliydik. O yüzden arkadaşlarımı iki kümeye ayırdım. Birinin başına önder olarak, becerikli Evrilohos’u koydum. Ötekinin başına da ben geçtim… Kümenin biri gemiyi bekleyecek, ötekisi de o duman tüten eve gidecekti. Aramızda çektiğimiz kurraya göre benim kümedeki arkadaşlar gemiyi bekleyecekti… Kirke’nin konağına giden arkadaşlarımın iki gözü iki çeşmeydi!.. Doğrusu gemiyi bekleyen bizler de kendimizi tutamayıp ağlamaya başladık…Öyle ya onların başlarına çok kötü şeyler de gelebilirdi… Hani gelmedi de değil!”

Odisseus bütün bunları yeniden yaşıyormuşçasına anlatıp giderken, onu cankulağıyla dinleyen güzel prenses Nausikaa da, elinde olmadan gözlerinden dökülen birkaç damla gözyaşını sildi gizlice… “Bunca acılar çekmiş bu güzel adam, bu cennet adamızda benimle kalır belki de?” diye bir düşünce geçti içinden…

Güzel Nausikaa’nın yüreğinde birden sepserin yeller esmeye başladı….

O gece erkenden, yıllardır yüzünü bile görmediği ve neredeyse unuttuğu tetemiz bir yatağa yatırdılar yorgun Odisseus’u…. (*)

 

 

****

(*)Son yayınlanan kitabımız: 

- HOMEOS’UN İZİNDE – İLYADA ÖYKÜLERİ (Yaşar ATAN)

3