Yaşar ATAN- BİR KITAYA ADINI VEREN GÜZEL

3

atanyasar@yahoo.de

Baştanrı Zeus, dünyamızdaki güzellere de zaman zaman gönlünü kaptırırdı!.. Ne var ki dünyamızda yaşadığı serüvenleri, karısı tanrıça Hera’nın gözlerinden kaçırabilmek için de; örneğin kendini bazen bir boğaya, bazen bir kuşa dönüştürmek zorunda kalırdı!..

ZEUS’UN CANI ÇOK SIKKINDI

Bir bahar sabahı gene öyle, Olimpos’taki sarayında erkenden uyanmıştı Baştanrı Zeus. Artık tanrılar ülkesindeki tekdüze sürüpgiden kavgalardan bıkıp usanmış gibiydi.

O yüzden sarayının penceresinden yeryüzünü dikizlemeye başladı… Bir ara bakışları, denize yakın evinde, güzeller güzeli, Asya anakarasının en ünlü kızı Evropa üzerinde odaklanıverdi. Evropa; daha yeni uyanmış, bahçelerindeki çiçekleri suluyordu bütün sevecenliğiyle. Bu güzel kıza aniden vurulan Baştanrı Zeus, o gece onun düşüne girdi hemen. Düşünde, şimdilerde bizim Avrupa dediğimiz anakara; onu alıp kendi ülkesine götürmek istiyordu. Bu alıp götürme olayının gerçekleşebilmesi için de, Baştanrı Zeus; kendisine yardımcı olacağını söylüyordu.

Bunun üzerine Asya anakarası da; “Hayır, biz güzel kızımız Evropa’yı başka yerlere vermeyiz; O burada kalacak!” diye diretiyordu.

DOĞRUCA ARKADAŞLARININ YANINA GİTTİ

Uyandığında, güzel Evropa, düşünde gördüklerini yorumlamaya çalıştıysa da bir sonuca ulaşamadı.  “Aman, ne olursa olsun!” anlamında sağ elini silkeledi. Zaten o gün için kız arkadaşlarına söz vermişti; kırlara çiçek toplamaya gideceklerdi… Evropa; o sarı sepetini kaptığı gibi doğruca, deniz kıyısındaki rengârenk çiçeklerle bezenmiş tarlalara doğru yollandı hoplaya zıplaya… Orada buluştuğu kız arkadaşları arasında, gerçekten de en parlak sabah yıldızı gibiydi!.. Sepetini, sanki sırf onun için açmış gibi görünen en güzel çiçeklerle donatmaya başladı hemen…

Sarayının penceresinden faltaşı gibi açılmış gözleriyle Evropa’yı izleyipduran Baştanrı Zeus; aklından geçen hınzır düşünceler yüzünden kendi kendine gülümsedi bir an… Sonra da penceresinden, yıldızlarla dolu o büyük boşluğa bırakıverdi kendini!..

Zeus, Evropa’yı kaçırıken

Yıldızları savura savura ve kimselere kendini göstermeksizin alçaldı da alçaldı Zeus ve Evropa’nın çiçek topladığı tarlaya yakın bir yere, bir tavuskuşu gibi konuverdi… Kendisini alımlı ve bıçkın bir ak boğaya dönüştürdü hemen. Sonra da Evropa ve arkadaşlarının oynayıp eğlendikleri tarlaya girdi usul usul; utanıyormuşçasına, çekine çekine… Kızlara yaklaşınca da, çiçeklerin arasına yüzü koyun uzanıp yatıverdi… Onu ilk gören de Evropa oldu ve bu ak boğanın öyle yatıvermiş haline bakaraktan gülümsedi. Kendi kendine içinden birşeyler mırıldanmaya başladı:

Nasıl da tatlı, nasıl da güzel bir boğa bu,

Sanki sırtına bindirip gezdirecek bizi…

Zaten bir insan gibi bakıyor,

Yok boğaya benzeyen bir yanı.

Ne var ki hiç konuşmuyor…

Gülümsemesini sürdüren Evropa, çocuksu bir sevecenlikle boğaya yaklaştı; başına, boynuzlarına şöyle bir dokundu ilkin… Boğa da öylece hiç kımıldamadan durup kendini uzun uzun sevdirip okşattı… Bunun ardından Evropa, boğanın sırtına oturup kendisini izleyen arkadaşlarına, “gelin” işareti yaptı eliyle. Ama boğa kılığına girmiş Baştanrı Zeus da aynı anda ayağa fırladı ve sırtındaki Evropa’yla birlikte, fırtına gibi uçaraktan, az ötedeki denize doğru yollandı!

DENİZ YARILIP ONLARA YOL AÇTI

Boğa kılığındaki Baştanrı’nın ağzından püskürttüğü şimşekler, yıldırımlar yüzünden, kılıçla bölünmüşçesine aniden yarılan deniz, dümdüz bir yol açtı boğaya ve sırtındaki Evropa’ya…

Neye uğradığına bir anlam veremeyen Evropa; haliyle düşmemek için, bir eliyle boğanın boynuzuna tutunmaya çalışırken, öteki eliyle de, ıslanmaması için mor eteklerini toplamaya çalışıyordu! Nereus Kızları denen denizperileri boğaya kılavuzluk ederken, denizler tanrısı Poseydon da, en önde gidiyordu. Poseydon’un yanında da, durmadan elindeki boruyu öttüren Triton vardı. Gördüğü bu garip yaratıklardan büyük bir ürküye kapılan Evropa’yı  yatıştırmak için, boğa kılığındaki Baştanrı Zus, yüzünü ona çevirip; “Dün sabah Olimpos’taki sarayımdan seni izledim; sana delidivane vuruldum! Sakın ürkme benden, güzel kız!..” dedi. Sonra denizdeki hızını daha da artırdı boğa kılığındaki Baştanrı Zeus!.. Kızcağız biraz korkularından sıyrılır gibi oldu. Denizde durmadan yol alan ak boğa, sırtında oturan Evropa’ya doğru çevirdi başını yeniden: “Seni Girit adasına götürüyorum, güzel Evropa. Orada sarayımız, çocuklarımız olacak…” dedi.

Gerçekten de Baştanrı Zeus’un dediği oldu. Asya’dan koparıp getirdiği güzel Evropa; bir yandan yeni geldiği o uçsuz bucaksız topraklara kendi adını verirken, öte yandan da, nurtopu gibi üç oğlan çocuğu getirdi dünyaya…

Bu çocuklardan Minos ile Radamantis; ölümlerinden sonra, tanrı Hades’in Yeraltı Ülkesi’nde, başyargıçlığa getirildiler.

 

 oOo 

 Not: Mitolojiyle ilgilenen okurlarımıza aşağıdaki kitapları öneriyoruz:

 -. AKDENİZLİ TANRILAR (Yaşar Atan)

 -.KÜÇÜK PRENS (Çev.: Yaşar Atan)