Yaşar Atan- BİR HEYKEL’İN SERÜVENİ

2

atanyasar@yahoo.de

Gerçekten de o eskiçağda dillerde dolaşan o heykel söylencesinin iç yüzünü, sayılı bazı kişiler biliyordu yalnızca… O kişilere göre de Palladyon denen o ünlü tanrıça heykeli; İlos ve yoldaşlarının Troya kentini kurma çalışmaları sırasında, durup dururken gökyüzünden düşmüştü! Troya’nın kurucuları o gençler de bu heykeli, tanrıça Atena’yla özdeşleştirmişler ve onun adına yaptıkları bir tapınakta, özenle saklamaya başlamışlardı…
Daha sonraki yüzyıllarda, bu heykelin gerçeğinin kendilerinde olduğunu öne süren bazı uluslar oldu. Böylece Palladyon’la ilgili öyküler; Akdenizli halklardan halklara, değişimler ve dönüşümler geçirerekten yüzyıllarca sürüpgitti… Ama pek bilinmeyen bir şey vardı: O da Palladyon öyküsünün tanrıça Atena’nın ta çocukluk günlerine dek uzanıyor olmasıydı…
Daha sonraları kadın emekçilerin tanrıçalığına evrilen gök gözlü güzel tanrıça Atena; çocukluğunun uzunca bir süresini, bulutların üstündeki Olimpos Tanrılar Ülkesi’nde değil, deniz tanrısı Triton’un küçük kızı Pallas’la birlikte, dünyamızda geçirdi… Bu iki çocuk birbirlerini çok seviyorlar, aralarında değişik değişik oyunlar oynuyorlardı sık sık. Küçük Pallas’ın vurkırcı babası tanrı Triton da; büyüdüklerinde uygulasınlar diye, onlara çeşit çeşit dövüş oyunları öğretiyordu! Haliyle bu tür oyunlar, giderek karşılıklı vuruşmalara, kavglara dönüşmeye başladı!1

Tanrıça Atena

ZEYTİNİ AKDENİZLİ HALKLARA O ARMAĞAN ETTİ

İşte bu iki sevimli çocuk, Atena’yla Palladyon; bir gün gene büyüklerin öğrettiği bir dövüş oyununu oynarlarken, iş çığırından çıktı ve Atena, canı gibi sevdiği arkadaşı Pallas’ı kıyasıya dövmek için, ardısıra koşmaya başladı. Bu koşuşma sırasında kızı Atena’nın düşüp yaralanacağını anlayan Baştanrı Zeus, o ünlü kalkanını Pallas’ın önüne dikiverdi!.. Zavallı küçük Pallas da, bu kalkandan öylesine ürktü ki, hemen bayılıp yere yığılıverdi ve bir daha da ayağa kalkamadı!..
Bu olaydan çok büyük üzüntüye kapılan tanrça Atena; arkadaşının anısını yaşatmak üzere, kendi elleriyle oyup işlediği tahtadan bir heykelini yaptı çok sevdiği Pallas’ın… Ve onun adını anıştıracak şekilde, bu tahta heykele Palladyon adını verdi. Daha sonra da onu bulutların üstündeki Olimpos’a götürüp babası Baştanrı Zeus’un sarayındaki bir salona koydu. Zaman zaman Pallas’ın bu heykeline baktıkça, Atena’nın gök gözleri dolu dolu oluyordu!.. İşte bu yüzden, işin gerçeğinde bütün çocuklara bir tuzak gibi öğretilen o vur kır oyunlarından ölesiye iğreniyordu artık tanrıça Atena…
Haliyle bu aşamadan sonra da güzel tanrıça Atena; “savaş tanrıçalığı”ndan uzaklaşmaya, “barış ve emekçi kadınların tanrıçalığı”na doğru evrilip dönüşmeye başladı…
Ve zeytin ağacını da, süresiz bir barışın simgesi olarak bütün Akdenizli halklara armağan etti! Güzel sanatlara karşı üstün yetenekleri de olan bu tanrıça; bölgedeki genç kızlara dikiş, nakış, kumaş dokuma sanatlarını da öğretecek, böylece dünyamızdaki bütün kadın emekçilerin tanrıçası olacaktı… Ona koşut olarak demirci tanrı topal Hefaystos da; bütün ağır işçilerin, el zanaatçılarının tanrısı olacaktı…

BAŞTANRI ZEUS, HEYKELİ FIRLATIP ATTI

Günlerden bir gün, ayran gönüllü Baştanrı Zeus; bulutların üstündeki sarayına bir iş için gelen ve dünyamızı omuzları üstünde taşıyan tanrı Atlas’ın güzel kızı Elektra’ya, delidivane vuruluverdi!.. Ve hemen ona sarılmak istedi! Elektra da koşaraktan kaçmaya başladı. Baştanrı Zeus da yakalamaya çalışıyordu onu. Uzun bir koşuşturmadan sonra artık yorulan güzel Elektra, salondaki tahtadan heykel Palladyon’a sıkı sıkıya sarıldı. Zeus da, heykeli Elektra’nın ellerinden sıyırıp aldı ve sarayının penceresinden, yıldızlarla ışıl ışıl yanıp sönen o derin boşluğa doğru fırlatıverdi! Tahta heykel Palladyon da; yıldızlardan yıldızlara savrula savrula, Troya ovasındaki Gaflettepe denen yere düştü…

İşte o sırada kentin kuruluş çalışmalarını sürdüren Troya’nın kurucusu İlos ve yoldaşları, gökten düşen bu tahtadan heykeli uzun uzun incelediler. Heykel kendiliğinden, yeni kurulmakta olan bir kente düştüğüne göre, bunun kutsal bir armağan olduğu üzerinde görüş birliğine vardılar. Sonra da bu heykeli tanrıça Atena’nın tapınağına özenle yerleştirdiler. İşte geçen zaman içinde de bu Palladyon heykeli, Atena’nın heykeli olarak algılanıp benimsendi. Bazı tarihçiler; bu heykelin gerçeğini, Troyalıların tapınaktaki gizli bir bölmeye kapattıklarını öne sürüyorlardı…

Bu olaydan nice yüzyıllar sonra Troyalılar; Yunanistanlılarla savaşırken, Troyalıların Başkomutanı Hektor; tanrıça Atena’nın kendilerine yardımcı olması için anası Hekabe’ye, Palladyon’la ilgili olarak şöyle diyecekti:

“Evindeki en güzel, en büyük örtü hangisiyse,
Hangi örtüye en çok değer veriyorsan al onu,
Git doyumluk toplayan Atena’nın tapınağına,
Ser onu Palladyon denen o güzel Atena’nın dizlerine.“

HEYKEL, TROYA’DAN ROMA’YA GİDECEKTİ…

Troyalı bir tanrı bilicisi; bu Palladyon denen heykel, Atena’nın tapınağında durdukça, Troya’nın saldırganlarca ele geçirilmesinin sözkonusu olamayacağını söyledi. Troyalıların yenilmezliğinin bu Palladyon’dan kaynaklandığını öğrenen yağmacı Yunanistanlılar da; onu casusları aracılığıyla tapınaktan çaldırdılar!
Ne var ki bazı Latin yazarlar da; Troya işgal edilip ateşe verildiğinde, Roma İmparatorluğu’nun kurucusu olan Troyalı Ayneyas’ın, ilk iş olarak bu kutsal heykeli yanına alıp Kazdağları’na sığındığını, sonra da İtalya’ya götürdüğünü söylemekteydiler. Gene onların söylediğine göre Romalılar; bu heykeli Vesta Tapınağı’na koydular…
Romalı krallar da; sık sık tanrıça Palladyon’la konuştuklarını ve tanrıçanın da onlara gerekli buyrukları verdiğini söylüyorlardı halklarına…(*)

OoO

(*)Son yayınlanan kitabımız:

HOMEROS’UN İZİNDE İLYADA ÖYKÜLERİ

3