Yaşar ATAN- BARIŞI HİÇ SEVMEZDİ POSEYDON

Sans titre1

atanyasar@yahoo.de

Denizler tanrısı eli yabalı Poseydon; Troya savaşı sonrası ülkesine dönerken, Yunanistanlı kent kralı Odisseus’un bütün gemilerini batırdı. Ve saldığı azgın rüzgârlar da Odisseus’u, savaş nedir bilmeyen Fayakların adasına çırılçıplak savurup attı! Odisseus; oranın kralı Alkinoos ve prenses Nausikaa’ya ve de yöneticilerine, dinlene dinlene anlattı savaşın yağdırdığı yıkımları, kırımları…
Fayaklar halkı; Odisseus’u birkaç gün ağırladıktan sonra, armağanlarla yüklü bir barış gemisiyle, onu ülkesine yolcu ettiler. Gemi kalktıktan sonra Odisseus, yirmi yıldır çektiği o inanılmaz savaş yorgunluğu içinde uyuyakaldı. Gemi de bir at gibi şahlanmış, önündeki denizi, köpük dumanlarına dönüştürüyordu habire… Ve Odisseus uyanmasın diye de, hiç sallanmıyordu..

BARIŞ GEMİSİYLE DÖNDÜ ÜLKESİNE SAVAŞTAN…

Sabaha doğru Fayakların barış gemisi, Odisseus’u kendi hasret ülkesi İtake adasındaki limana usulca ulaştırdı.
Bu limanı yalçın kayalıklarıyla iki burun kuşatırdı. Ve bu burunlar, tanrı Poseydon’un saldığı azgın dalgaların önünü keserdi hep… Koyun gerisinde de, gepgeniş üzüm bağları ve meyve bahçeleri uzanıp gidiyordu…

Sans titre2Koyun başlangıcındaki bir mağarada, Nümfa’lar da denen perikızları otururdu. Perikızları, bu mağaralarına yakın tarlalardaki meyve ağaçlarının ve üzüm bağlarının bakımıyla uğraşırlardı..

ÖZLEDİKLERİ DÜNYAYI NAKIŞLARLARDI PERİKIZLARI…

Mevsimi geldiğinde, kendilerinin bakıp yetiştirdikleri ürünlerin hasadını yaparlardı… Ayrıca çeşit çeşit kumaşlar örerler ve bu kumaşların üstüne, gönüllerinden geçen o hasret dünyayı betimleyen örgüler nakışlarlardı…
Perikızlarının nakışladığı bir yaşmağın üstünde örneğin; köylülerin ortak dikip yetiştirdikleri, ürünlerini birlikte topladıkları kocaman bir üzüm bağı vardı.
Köyün gençkızları ve delikanlıları; bağbozumu başladığında, bu bahçeye geliyorlar, birlikte ve ezgilerle üzüm topluyorlardı.
Sonra da omuzlarında üzüm dolu sepetlerle köylerine dönerken, insanlığın Altınçağ’ını dillendiren ezgiler söylüyorlardı… Onların ortalarında da bir çocuk, incecik sesiyle, arada bir türkü tutturuyor; büyüyünce gerçekleştirmek ve dönüştürmek istediği çocuksu bir dünyadan sözediyordu.
Kısacası, burada yaşayan perikızları; insanların gerçekleştiremediği dünyayı, kumaşları üstünde örgüleriyle dillendirmeye çalışıyorlardı… Ve bu isteklerini, mağaralarına konuk olarak gelen tanrılara ve de insanlara aktarmaya çalışıyorlardı…

BARIŞ DEMEK, BİZİM SONUMUZDEMEKTİ!

Artık Odisseus yirmi yıl önce Troya savaşı uğruna terkettiği yurduna dönmüştü…

Ne var ki olup bitenleri büyük bir hüzünle izleyen ve Odisseus’a olan kini hiç dinmeyen denizler tanrısı Poseydon, doğruca Kazdağları’nda dinlenen Baştanrı Zeus’un yanına gitti: “Artık benim insanlar arasında da saygınlığım kalmadı Zeus baba!” diye içini dökmeye başladı Baştanrı’ya. “Çünkü Fayaklar halkı bile, Odisseus’u sağ salim ülkesine ulaştırdı. Sırf barış adına!.. Barış uğruna benim de saygınlığım gitti! Sonra senin kızın tanrıça Atena da, barış tanrıçası olacakmış bundan böyle. Troya savaşçısı Odisseus’u bu yüzden kollayıp duruyor olmalı. Evet, sırf barış yüzünden benim tanrılık onurum ayaklar altına alındı!..”
Baştanrı Zeus; kardeşi tanrı Poseydon’un öfkesini biraz yatıştırmak için omuzunu gülümseyerekten bir süre okşadı…
Denizler tanrısı Poseydon; “Biliyor musun, Zeus baba,” diye yeniden başladı konuşmasına. “İnsanları sürekli barış içinde bırakırsak, onların başımıza ne işler açacağını tam olarak kestiremeyiz!.. Dünyayı görmeye, onun nimetlerini barış içinde bölüşmeye başlarlarsa, bizi o Olimpos’tan bile kovar onlar!.. Bak, senin kızın Atena’nın Troya savaşından sonra ülkesine dönmesi için kol kanat gerdiği Odisseus’un yaptıklarını görüyorsun! Zaten öfkem oradan başladı. Ben denizler tanrısı olarak, egemenliğim altındaki uzak denizleri ve karaları, insanların keşfetmesini ve oralarda gönüllerince yaşamasını kesinlikle istemem. O yüzden denizlerin bekçisi olarak yerleştirdiğim canavar oğlum Polifemos’un bile gözünü kör etti o Odisseus denen isyancı! Şimdi de benim egemenliğim altındaki denizleri, göğsünü gere gere geçip ülkesine döndü! Bundan böyle de ülkesindeki halkları barış ve bolluk içinde yaşatacakmış!.. Haliyle bu barış hastalığı, bütün Akdenizli halklara da bulaşacak!.. Ondan sonra da bu halklar, göreceksin, hemen bizi unutacaklar!..“

ONLARIN BARIŞ GEMİSİNİ TAŞLAŞTIRACAĞIM!..

Tanrı Poseydon böyle kendini kaptırıp konuşmasını sürdürürken, Baştanrı Zeus; “Neler söylüyorsun benim eli yabalı kardeşim? “ diyerek sözününü kesti. “Hiç insanlar biz tanrıları saymaz olur mu? Gerektiğinde gereğini yaparız!.. Haydi, üzülme, git istediğin gibi cezalandır o barışçı Fayaklar halkını!..”
Kardeşi Baştanrı Zeus’tan böyle destek bulunca, hemen yüeği havalandı tanrı Poseydon’un; “Evet, hemen o savaş nedir bilmeyen Fayaklar halkını cezalandıracağım!.. Benim denizde boğmak istediğim Odisseus’u, gemileriyle ülkesine ulaştırmak ne demekmiş, görsünler!.. Biz istediğimiz zaman öylece halkları birbirine kırdırırız.. Neyse Zeus baba, sözlerimi çok uzattım!.. Evet, Odisseus’a kılavuzluk eden Fayakların barış gemisini, denizin ortasında taşlaştıracağım! Adalarının çevresini de, yüksek bir dağla çevireceğim!..
Bu sözlerden sonra tanrı Poseydon; elindeki üç dişli yabayla, denizde kopardığı dalgaları yara yara, doğruca Fayakların ülkesine doğru yollandı…

oOo

Yalnızca sevgiyi ve sevgiyle ürettiklerimizi bölüşeceğimiz o güzel günleri görme dileğiyle, bütün okurlarımın yeni yılını kutluyorum… Çam sakızı çoban armağanı bir şiirle…

SAÇTIKÇA ÇOĞALDI

 Nasıl da gülümsediler beni görünce
O mayıs çiçekleri parklardaki
Bütün gece süslenip püslenmişler
Akdeniz kokularından belliydi

Hep onlarla büyüdüm zaten
Sık sık çağırırlardı beni ormanlardan
Hele akşam çökmeyegörsün penceremden
Odam Driyad ezgileriyle dolardı
Ve bir külkedisi olurdu o gizli aşk
Hani hep yüreğimde saklıydı

Dağıttım işte o aşkı yıllardır
Dağ bayır kentler boyu
Azalmadı hiç
Saçtıkça bölüştükçe
Habire çoğaldı.