Yaşar ATAN- ARGOS BEKLEDİĞİNE KAVUŞMUŞTU

10

 atanyasar@yahoo.de

Yunanistanlı kent krallarından o ünlü Odisseus; katıldığı Troya savaşından yirmi yıl sonra, dönebildi yurduna…

Ne var ki bu süreçte onun öldüğünü düşünen bazı soyguncu prensler, artık sözde dul kalan karısı kraliçe Penelopeya’yla evlenebilmek için, onun sarayına çöreklenmişlerdi. Onları kovmak isteyen Odisseus’un oğlu yeniyetme Telemahos’u da, bu arada öldürmek istiyorlardı!.. O yüzden Telemahos,  saraydan kaçıp sadık çobanları Eumayos’un kulübesine sığınmıştı.

BABA-OĞUL AYNI KULÜBEDE BULUŞTU

Odisseus’un dostu tanrıça Atena da; birkaç gün önce Troya’dan dönen Odiseus’u, eski püskü giysiler içinde bir dilenciye dönüştürüp aynı kulübeye göndermişti… Sırf sarayına çöreklenmiş hasımlarından onu korumak için..

Odisseus’la artık delikanlı olmuş oğlu Telemahos; çobanları Eumayos’un kulübesinde, birbirlerini gerçek kimlikleriyle tanıdıktan sonra, o arsız  egemenleri yok etmenin yollarını aramaya başladılar… Ve bu baba-oğul tanışmasını, çobanları Eumayos’tan sürekli saklayacaklardı!..

Çoban Eumayos

Sonunda şöyle bir anlaşmaya vardı baba-oğul Odisseus’la Telemahos: Ertesi sabah Telemahos, tek başına gidecekti saraylarına. Bir gün sonra da çoban Eumayos; dilenci kılığındaki kral Odisseus’u saraya götürecekti…

Anlaştıkları gibi Telemahos’tan bir gün sonra çoban Eumayos’la dilenci kılığındaki Odisseus, sarayın önüne geldiler. Kraliçe Penelopeya’yla evlenmek isteyen arsız damat adayları; sarayın avlusunda, yiyip içiyorlardı bağıra çağıra!…

Dilenci kılığına bürünmüş olan Odisseus; kimliğini daha da gizlemek için; “Burası Odisseus’un konağı olmasın?” diye sordu sadık çobanı Eumayos’a.”Tam üstüne bastın ihtiyar!” diye yanıtladı hemen çoban…

BAKIŞLARINDAN TANIDI KÖPEĞİNİ

Ve çoban Eumayos, birşeyler anlatmaya çalışırken, birden karşıda, ot-çöp içinde eşinen bir köpek ilişti gözüne Odisseus’un! Köpek de onları görünce kulaklarını dikti hemen ve onlara bakmaya başladı büyük bir ilgiyle… Ve Odisseus, birden bakışlarından tanıdı yaşlanmış köpeğini! Yirmi yıl önce Troya’ya savaşa giderken, sahilde bıraktığı ve kendisini savaşa göndermek istemeyen Argos adlı sadık köpeğiydi o!.. Argos hemen doğrulup Odisseus’a doğru koşmak, eskiden olduğu gibi kucağına atlayıp onunla zıplaya zıplaya oynaşmak istedi.  Ne var ki böyle bir eylem, artık Argos için çok geçti! Candaşı olarak benimsediği Odisseus’un özlemi, onu çok üzmüş, yıpratmıştı. Ama yıllar önce onu sahilde bırakıp giden Odisseus’un bir gün döneceği umudunu da hiç yitirmemişti sadık Argos!.. O yüzden yıllardır her gün aynı saatte, aynı limana gidiyor; birsüre deniz ötelerine baka baka dolanıyor, sonra da oraya, sarayın kapısı önüne dönüyordu yeniden…

İşte şimdi de Argos, can dostu Odisseus’a bakaraktan kuyruğunu sallıyordu durmadan… Can dostuna kavuşmanın sevincini dillendirmeye çalışaraktan… Odisseus da koşup hemen sarılmak istedi Argos’a! Ama birden kendini dizginledi: Çünkü böyle yaparsa, çoban Eumayos onun kral Odisseus olduğunu anlayıverirdi! Gözlerinde biriken yaşı gizlice sildi koluyla kral Odisseus. Sonra; “Baksana Eumayos,” dedi, “ne tuhaf bir köpek bu!”  

YİRMİ YIL, HER GÜN SAHİLE GİDİP GELDİ!

Eumayos; “Troya savaşından dönemeyen kralımız Odisseus’un köpeğidir o!” diye anlatmaya başladı. “Zamanında ne yamandı o! Ormanda izine düştüğü hiçbir hayvan kurtulamazdı elinden! Kralımız Odisseus da onu çok sever, yanından hiç ayırmazdı. Ta yirmi yıl önce, ülkemizin askerleri ve kralımız Odisseus, gemilerle Troya’ya doğru yol alacakları gün, bu yaramaz Argos da oradaydı. Gemideki dostu Odisseus’u gözetliyordu durmadan. Arada bir, kendini tutamıyor, denize atlıyordu. Odisseus’u gemisinden alıp geri getirmek istiyor gibiydi!.. Gemiler yelkenlerini açtıktan sonra bile bu köpek, uzun süre limandan ayrılmadı!..

Her gün aynı saatte limana gidiyor; oraya çöküp hep deniz ötelerine bakıyordu. Neyse, ihtiyar, bırakalım bunları da ne yapacağımızı sana söyleyim: Şimdi ben şu açık kapıdan sarayın avlusuna gireceğim. Sen de fazla gecikmeden içeri girersin. Avluda arsızca yiyip içen egemenlerden birşeyler dilenirsin… Ama kimisi seni dövmeye kalkar yada sana küfürler savurabilir!..  Doğrusu işin zor ihtiyar! Haydi, ben içeri giriyorum!..“

Eumayos bunları söyledikten sonra aralık kapıdan sarayın avlusuna dalıverdi… Dilenci kılığındaki Odisseus da, doğuca köpeğin yanına gitti. Eğilip okşamaya başladı onu.. Her yanı toz toprak içindeydi… Argos, ön ayaklarını koydu Odisseus’un elleri üstüne… Sonra gözlerini yumdu: Gece gündüz beklediği can dostuna kavuşmuş, kendini bırakıvermişti… Bir süre sonra ayakları, Odisseus’un avuçları içinde kıpırdamaz oldu artık…

ODİSSEUS’UN GÖZLERİ DOLDU BİRDEN

Odisseus köpeğine öylece birsüre baktıktan sonra onu uzun uzun okşadı. Gözleri dolu doluydu. O barış yıllarındaki en candan yoldaşı; yıllarca onu yeniden görebilmek için dostluğun verdiği güçle, ölüme karşı direnmişti. Ve son isteğine kavuştuktan sonra da, son soluğunu vermişti!..

Odisseus ve Penelopeya

Odisseus bir daha sildi yanaklarındaki gözyaşlarını. O barış yıllarını yeniden geri getirme tutkusu kükredi birden içinde. Ve bu tutkunun verdiği çeviklikle, hemen doğruldu. Kendi mahzun sarayının avlusunda çöreklenmiş asalakların arasına karıştı…

Onları daha yakından tanımak için onlardan bir şeyler dilenmeye başladı dişlerini sıkaraktan… (*)

 oOo

              (*)Son yayınlanan kitabımız:

  HOMEOS’UN İZİNDE – İLYADA ÖYKÜLERİ

(Yaşar ATAN)