Yaşar Atan- AÇLIK BİZE ÇOK ŞEYİ UNUTTURDU

zzzz 79 Pentesileya grubu

 

atanyasar@yahoo.de

Troya savaşına katılan Yunanistanlı kent krallarından Odisseus; savaş sonrası ülkesine dönerken, denizlerin gizemlerini çözmeye kalktığı için, denizler tanrısı Poseydon’un hışmına uğradı. Eli yabalı Poseydon, Odisseus’un bütün gemilerini ve yardımcılarını sulara gömdü!.. Ama kendisi binbir güçlükle de olsa, “savaş nedir bilmeyen” Fayaklar halkının adasına, tek başına sığınabildi. Ve oranın güzel prensesi Nausikaa’ya; dinlene dinlene, yaşadığı bazı serüvenleri anlattı… “

GÜNEŞİN SÜRÜLERİNE DOKUNMAYIN, DİYORDUM HEP…

zzzz 79 gunesin sigirlari

Gerçekten de Odisseus; savaş yorgunu arkadaşlarıyla birlikte, ana ocağına dönerken, Ölüler Ülkesi’ne bile uğramıştı… Odisseus orada, tanrıların bir kayayı dağın öte tarafına aşırmakla cezalandırdıkları babası Sisifos’u da görmüştü. O sevimsiz ülkeden ayrıldıktan sonra, Güneş’in sığır-koyun sürülerinin yaşadığı adada, yorgunluk yüzünden mola vermek zorunda kalmışlardı…

Fayakların güzel prensesi Nausikaa’ya;“Güneş’in ülkesine ulaşınca,”diye anlatmaya başladı Odisseus, “daha önce yanında konuk olarak kaldığım tanrıça Kirke’nin bana verdiği öğütleri anımsadım hemen. O yüzden gemiyi güvenli bir yere bağladıktan sonra; ‘Sakın Güneş’in koyunlarına da, sığırlarına da dokunmayalım!diye yeniden uyardım arkadaşlarımı. ‘Gemide tanrıça Kirke’nin yolluk olarak verdiği ve bize uzun süre yetecek, yiyecekten içecekten yana herşey var!..’

Gerçekten de bu uyarımı sık sık yineliyordum…

Sonra bu adanın hiç unutamayacağım bir özelliği vardı: Sahile yakın bir mağarada, Nümfalar denen perikızları otururdu. Geceleri mağaralarından çıkar, ezgilerle oyunlar oynarlar, böylece yıldızları coştururlar, gökyüzünü dalgalandırırlardı!” diye konuşmasını sürdürdü Odisseus.

Ne var ki tam bir ay süresince, denizde en ufak bir kıpırtı, bir esinti bile olmadı… Haliyle denize açılamadık; gemideki yiyecek, içecekler de tükendi!.. Hani yeşil ot yemeye başladık artık… Şunu da söyleyim ki, gemide yiyecekler vaken, Güneş’insürülerine hiç kötü gözle bakmadı arkadaşlarım.

Bütün yolluklar tükenince, haliyle mideleri yönlendirmeye başladı onları! Güneş’in koyunları, sığırları da salına salına geçiyorlardı önümüzden günboyu… Onlara dokunmamak için oltayla, taşla, hayvan türünden ne bulursak avlamaya başladık. Birara ben de adanın içlerine doğru tek başıma yürüyüp gittim. Tanrılardan gemimizin yelkenlerini şişirecek rüzgarlar dilemekti amacım… İşte bu duygularla ormanda gezip dolaşırken yorgunluktan, bir çınarın gölgesinde uyuyakalmışım!..

BU BOLLUKTA AÇ KALMANIN BİR ANLAMI YOK!”

Benim yokluğumda adamlarımdan sivri akıllı Evrilohos, arkadaşlarını toplayıp; ‘Beni dinleyin arkadaşlar,’diye bir söyleve başlamış. ‘Ölüm insana acı verir, hep biliyoruz… Ama ölümlerin en acıklısı da insanın göz göre göre ve sürüne sürüne açlıktan ölüp gitmesidir!.. Dünyada hepimize fazlasıyla yetecek bunca yiyecek-içecek varken, aç kalmanın bir anlamı yok!.. Buradaki sığırlara-koyunlara dokunmayın, deniyor bize hep… Arkadaşlar, biriki sığıra el koysak ne çıkar yani? Bize günlerce yeter… Bakarsınız bu arada rüzgar da çıkar; denize açılırız. O uğursuz Troya savaşları yüzünden ölesiye hasret kaldığımız çoluk çocuklarımıza kavuşuruz! Onlara kavuşunca da, yediğimiz biriki sığıra karşılık Güneş tanrısına kurbanlar keseriz… İsterse bir tapınak bile yaptırırız!.. Gelin bu sığırlardan birini hemen ona kurban edelim. Açlığımızı giderelim! Tanrı Poseydon, bu yaptığımıza karşılık dönüş yolculuğumuzda gemimizi batırsa ne yazar ki?… Ölür gideriz… Ama burada açlıktan sürüne sürüne ölmekten daha iyi değil mi benim söylediğim?’

SIĞIRLARDAN HEMEN BİRİNİ KESMİŞLER!

O böyle konuşunca ve de açlıktan yanan midelerinin zorlamasıyla, sığırlardan birini hemen yakalayıp tanrılara kurban etmişler… Sonra da değneklere geçirip yaktıkları ateşlerde kızartmaya başlamışlar… İşte o anda benim gözkapaklarımdan uyku çekildi… Hemen onların bulunduğu yere doğru yönlendim… Gemiye epey yaklaşınca da burnuma yanık et kokuları gelmeye başladı. Herşeyi anladım… Öfkeden çıldıracaktım! Çünkü sözünü ettiğim mağarada oturan perikızlarından ayağı gümüş halhallı güzel Lampedi; doğruca Güneş tanrısına gidip sığırlarından birkaçını kesip yediğimizi duyurmuş… Güneş de doğruca Zeus Baba’ya gidip durumu anlatmış… Baştanrı Zeus da, Güneş tanrısını yatıştırmak için; denizde yol alırken salacağı yıldırım ve fıtınalarla bizi boğacağına söz vermiş…

zzzz 79 Sisifos

BU YOLCULUK BANA ÇOK ŞEY ÖĞRETTİ…

Tabii bütün bunları daha sonra adasına sığındığım tanrıça Kalipso anlattı bana. O da Zeus’un ulağı haberci tanrı Hermes’ten öğrenmiş…

Velhasıl kesip kızarttıkları bu yasak etlerle, altı gün altı gece şölenler yaptı arkadaşlarım. Ne yalan söyleyim, ben de katıldım onlara! Öyle bir açlıktan sonra ne günahın ne de yasağın artık bir anlamı kalmıyormuş; onu da öğrendim! Yedinci gün Baştanrı Zeus gerekli rüzgarları estirince, hemen gemiye atladık… Pupa yelken enginlere açıldık…

Doğrusu ben de yeniden yola çıkmanın ve bütün savaşlar gibi o ilençliTroya savaşı yüzünden yıllardır ayrı kaldığım çoluk-çocuğuma ve halkıma kavuşacağım umuduyla olup bitenleri unutuverdim…”

Burada uzun süre sustu Odisseus. Nausikaa da susuyor, öykünün gerisini bekliyordu…

oOo oOo

Bu ay da, savaş sırasında Troyalılara yardıma gelen Anadolulu Amazon kadınların kraliçesi güzel Pentesileya’yı anımsatmak istedim…

PENTESİLEYA
Daha nice atlılar gelecekti
Yardımına Troya kralının
Canlar canı halk dostu
Adı Priyamos’tu hani

Ama ne uğursuz savaştı bu
Kendi oğullarıyla bir
Sözde iki hasım ordu
Yunanlı Troyalı
Habire gençler kırılıyordu

Tanrı armağanı değildi gerçi
Priyamos’un egemenlik değneği
Ama babasıydı Troyalıların
Onu bütün halklar severdi

Yardımına koştu o yüzden
Bütün Anadolu…
İlk gelenler at üstünde
O güzelim Amazon kızlarıydı
Yazgının cilvesi işte
Daha ilk gün
Zıpkınıyla Ahilleus’un
Vurulup düştü toprağa
Ve uzanıverdi upuzun
Amazonlar kraliçesi
O güzel Pentesileya

Hemen koşup aldı onu
Kucağına Ahilleus
Ama o ne biçim bakıştı öyle
Utandı da utandı
Tepeden tırnağa

Sanmayın ki Ahilleus
Öldü yıllar sonraki savaşta
Hani Paris’i
Topuğuna sapladığı okla
Çoktan göçmüştü o
Hades’in ülkesine
Kucağındaki o güzel Pentesileya hani
Baktığı an gözlerine…

(Yaşar ATAN)