Vergi, gelir dağılımı ve bazı sonuçlar

Capture.PNG2

14 Haziran İsviçre‘de oylama günüydü, Kanton içi oylamaların haricinde, İsviçre genelinde 4 inisiyatif oylandı. Açıklanan sonuçlara göre; radyo ve televizyon harçlarını düzenleyen yeni yasa tasarısı ve Präimplantationsdiagnostik olarak adlandırılan suni döllenme uygulamalarında ana rahminde genetik müdahalelere olanak sağlayan yasa tasarıları kabul edilirken, miras vergisi ilgili inisiyatif reddedildi. Öğrencilere verilecek burslarla ilgili yetki meselesi ise kantonların eline bırakıldı.

Hemen hemen her 3 ayda bir yapılan halk oylamalarının içeriğini, takip etmek sonuç ve etki alanları hakkında detaylı bilgi sahibi olabilmek, seçmen olarak İsviçre’de yaşayanların en sık karşı karşıya geldikleri zorlukların başında geliyor. Bunun birde kanton ve belediyeler düzeyinde yapılanlarını da hesaba katarsanız, liste bir hayli kabarıklaşıyor. Mart ayından sonra yapılan ilk halk oylaması, 14 Haziran’da yapılan oylama oldu. Diğerleri bir kenara bırakılırsa oylamaya sunulan inisiyatifler içerisinde miras vergisi uygulaması, en çok tartışılan konuların başında geldi ve bu tartışmalar sırasında sunulan veriler ve rakamlar ise İsviçre’nin başka gerçeklerine işaret etti. İnisiyatif, miras bırakılan mal varlıklarının değeri 2 milyonun üzerinde olanların beşte bir oranında vergilendirilmesini, elde edilen vergi gelirinin de yaşlılık sigortası fonuna aktarılmasını ön görüyordu. Ama oylamada kabul edilmedi. Oylamaya katılanların %71’i hayır oyu kullandı.

Özel mülkiyetin miras yolu ile el değiştirmesi ya da aktarılması, bugün itibarıyla toplam özel mülkiyet gelirlerinin %70’ini oluşturuyor. Dünya ortalaması ile kıyaslandığında İsviçre’de miras yolu ile aktarılan özel mülkiyet yoğunluğu daha yüksek olan bir ülke konumunda. İsviçre’de her iki haftada bir kişi 100 milyon Frank ve üzerinde bir özel mülkiyet tutarının miras yolu ile sahibi oluyor. İsviçre’nin en zengin 300 kişisinin yarsı sahip olduğu mülkiyeti miras yolu ile edinmiş.1  Bu bilgiler ayı zamanda İsviçre nüfusunun %2’lik zengin kesiminin sahip olduğu gelir ve mülkiyetin geri kalan %98’nin sahip olduğu gelirden daha fazlasına sahip. Bu durum çoktan beridir çeşitli vesilelerle gazete yazılarına ve analizlere yansısa da, ekonomide ve kamu gelirlerinde daha ‘sosyal’ bir gelir politikası izleme taraftarı olan kesimlerin bu girişimlerini başarıya ulaştıracak siyasal etki alanından uzak bir tablo çiziyor. Bunun tabiî ki farklı nedenleri var; öncelikle ülkenin dünyanın refah düzeyi en yüksek ülkeleri sırlamasında üst sıralarda yer alması, milli gelirin kişi başına dağılımının yüksekliği, para sermaye stoku gibi faktörlerin, bloklaşmış bir orta tabaka ile birleşmesi neticesinde, İsviçre sermayesinin sosyal, ekonomik yasal çerçevelerinin belirlenmesinde elini güçlü kılmakta, halk oylamalarında alışılmış liberal bir orta tabaka refleksini genel hale getirmiştir. Çıkan sonuç bu durumu bir kez daha teyit etmiştir. Diğeri ise İsviçre’nin feodalizmden kapitalist üretime geçişte, kapitalist burjuvaziyi oluşturan eski soyluların ve kanton elitlerinin bir birleri ile olan akrabalık bağlarının burjuvalaşmalarında ve buna bağlı olarak kapitalist sermayenin belirli eski soylu ailelerin ellerinde merkezileşmesindeki yoğunluğun da kaynağını oluşturmuştur.2  Giderek ülke yönetiminde merkezi bir pozisyon kazanan yeni burjuvalar, bir biri içerisine geçmiş kompleks bir ilişkiler ağının da ekonomi, sosyal yaşam, politikadaki kontrolünü kendi denetimlerine almışlardır. İsviçre’de yaşayan milliyeti farklı kökenlere dayanan kapitalist zenginler dışında, yerli zenginlerin sosyolojik geçmişi akrabalık bağları üzerinden aktarılarak bu günlere taşınmıştır. Bu durum doğal olarak kantonlar bazında da böyle olmakta, kantonlar da da özel mülkiyet ( özellikle toprak mülkiyeti) belirli eski soylu ailelerin ellerinde toplanmaktadır. Bu nispi öznel durum neticede adına halk oylaması dense de, özellikle liberal Pazar yasaları, mülk edinme ve koruma biçimleri söz konusu olduğunda, orta tabaka ve orta tabakanın biraz üstü ağırlıklı olmakla beraber bir dirençle karşılaşmakta ve aynı zamanda bu direnç belirleyici ve etkili olmaktadır. Bu arada oylamalara katılım ortalamasının % 43 civarları olduğu unutulmamalıdır.

Bütün bunlara rağmen zengin ve yoksulun gelir düzeyleri arasında giderek daha çok açılan makas, sebebiyet vereceği sosyal patlamalar korkusuyla, liberal burjuvazi tarafından kimi zaman törpülenecek bir durum olarak ele alınmakta, mesneti sağlam olmamakla beraber, ‘insancıl’ ‘sosyal’ bir sistem vurgusunu öne çıkarmaktadır. Ama bugünün İsviçre koşulları burjuvaziyi bu yönlü bir tutuma itecek sosyal patlama koşullarında değildir ve işçi hareketi de siyasal talepleri önüne koyacak kadar ilerlemiş bir kulvarda değildir. Bu veriler birleştiğinde de benzer oylamalarda ortaya çıkan sonuçların da benzeşmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Bugün miras gelirinin vergilendirilerek aktarılmak istendiği yaşlılık sigortası fonunun kendisi yasal pozisyonuna, 40’lı yıllarda verilen işçi direnişi ve mücadelesi sonucunda geldiği ve yasal güvenceye kavuşturulduğu hatırlanırsa, politik ve ekonomik kazanımların altına imza atılması sadece sandığa atılan oy pusulası ile olmayacağı, arkasında gelişen ve ilerleyen bir emekçi hareketine ihtiyaç duyduğu/duyacağı daha net anlaşılacaktır.

________________________

1Ueli Mäder’den aktaran( Zenginler nasıl düşünür ve yönetir kitabı) Unia Sendikası

2Ueli Mäder adi geçen kitabında 19.YY başlarında La Chaux – de –Fonds da yaşayan, bankacılık, saat üretimi ve tüccarlık yapan sermaye sahiplerinin hepsinin bir biriyle çok yönlü akrabalık ilişkilerinin olduğunu yazmaktadır. Wie Reiche Denken und lenken s.22. Benzer şekilde İsviçre’nin soylu ailelerinin burjuvalaşarak sahip oldukları sermaye ve yönetim gücüyle her alandaki etki ve kontrol derecesi ayrıntıları ile aktarılmaktadır

Haydar Sancar